Koltuk Veziri Nedir Yaltakçılık

 

Osmanlıca yazılışı:  Koltuk: قولتوق

Osmanlıca yazılışı:  وزیر - وزیر - vezir

Osmanlı İmparatorluğu’nda paşa unvanını taşıyan Sadrazamlıktan sonra gelen en yüksek rütbedeki idarecilere denirdi.  Vezirler arasında da rütbe farkı bulunuyor, vezirler arasındaki en yüksek rütbe ise Sadrazamlık oluyordu. Sadrazam bütün vezirlerin de başı, diğer vezirler ise bu günkü manasına yakın bir şekilde bakan mertebesinde kişiler oluyorlardı.
Vezirazam veya Sadrazam ise günümüzdekine kıyasla başbakan görevine denk gelen bir rütbeydi.  Koltuk veziri ise vezirlerden sonraki en yüksek rütbeli memurlara verilen sıfatlardan biri idi. Vezirler; defterdar, nişancı, yeniçeri ağası, subaşı gibi vezirlikten önce gelen en önemli diğer devlet memurları arasından seçilirdi. Bu nedenle bu makamlarda bulunan kişiler vezir olmaya namzet ( aday ) memurluklar oldukları için bunlara koltuk veziri de deniyordu. “Yine XVI. yüzyılda vezir unvanı defterdar, nişancı, yeniçeri ağası gibi yüksek mansıb sahipleri için de kullanılmıştır. XVIII. asrın ilk dönemlerinde silâhdar, rikâbdar veya çavuşbaşı saray ağalarına bu unvan verildiği için koltuk (namzet) vezirler ortaya çıkmıştır.[1]

Fakat Koltuk Veziri tabiri halk arasında bambaşka bir anlamda da kullanılıyordu. Eski devrilerde  “dalkavuklara, akıl kahyalarına yardakçılık yapanlara[2] da koltuk veziri deniyordu.   Yardakçı, yaltakçı, akıl dane kimselere koltuk veziri denmesinin sebep olan davranış modellerinin günümüz için de geçerli olması nedeni ile bu tabirin günümüzde neden kullanımdan düştüğü ayrı bir merak konusudur.

Koltuk veziri tabiri Divan şiirinde de zaman zaman karşımıza çıkabilecek bir tabirdir.

Kıymazdı bana gamze- bed- mest sâkiyâ
Koltuk veziri olmasa yanındaki kabak Necati

Ey gamzeleri beni mahvedip mest eden içki dağıtan güzel yanında sana yardakçılık edip sana cesaret veren koltuk veziri o kabak kadeh olmasaydı. Senin gamzelerin beni bu kadar perişan edemezdi.

 

 KAYNAKÇA

  • [1] - Halil İnalcık, VEZİR,  DİA, cilt: 43; sayfa: 92

  • [2] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, s. 324