hayalimde yansır sana ait  her ne varsa
cevabını sorma bana
kokun siner içime  nergis misali,
sani her andığımda
sarkıtlar deler gönlümü erir gibisin herbir yanımda
sana gönlüm düşer geçen güne yanarım...
seher yeli eser kızıl rengiyle
doğan güneştir alır seni benden
karanlıklara bırakır yansımanı
oysa sensin vaha'm  çöl sıcağında..
açılır ışık saçarsın
gökkuşağı olursun, yağmurların ardından
tane olup  düşersin yanaklarıma
sele karışır her  damla gözyaşım
sırıl sıklam olurum
ve mahzun seni ararım. bana gel dediğin yerde
bir lale zerafetinde sevdim seni anla
ay gibi, delersin karanlıkları içimde..
patika yollar kıvrılır sana gelen her adımla
nefesim ismin olur seni her anışımda
hatırla. sorma bana
açtığım  papatya falında kopardığım her yaprağı elimde taşırdım
alıp yutardım tane tane
çiğnenmesin diye dişlerimi hareketsiz tutardım...
ağaç kovuklarında bal yapan arılar ısırırken
çocukluğumun en çılgın zamanında
şifa niyetine yanaklarımdan öperdin usulca
her dokunuşunda baldan tatlanan dudaklarınla
seni seviyorum deyişin gelir aklıma
vurgun yediğim yerdesin tamara
yakamoz yansımasında yem oldu aşkımız balıklara...
ve sen hâlâ tamara
çira'da titrek duran ışığım olursun her dalga vuruşunda
sana olan aşkımı hatırla....
 
not.. Tamara; bir zamanlar, Van Gölü'nde bulunan -şimdiki adıyla-Akdamar olan adada yaşayan kilise baş rahibinin kızıdır. Güzel Tamara ile Gavaş'lı bir delikanlının hikayesinden  yola çıkıp yazmaya çalıştığım şiirimin hikayesi şöyle gelişir. Baş rahibin kızı, Gavaşlı gence aşıktır, her akşam el ayak çekilince, elinde meşaleyle, yerini belli edip, gencin kendisine doğru yüzmesini sağlar. Genç, Tamara'nın meşalesini takip ederek karanlık göl sularında kilometrelerce yüzermiş. Tamara'nın babası baş rahip bunu farkedince, kızının müslüman bir gençle görüşmesini engellemek için, harekete geçmiş. Yine bir gece Tamara,  karşıya işaret verince babası onu odaya kilitlemiş ve meşaleyi eline aldığı gibi adanın değişik yerlerinde yakarak genci her defasında yanlış yönlendirmiş. Âşık genç meşaleye doğru yüzdükçe meşale hareketleniyor, başka bir kıyıda yeniden yanıyormuş. Saatlerce yüzmek zorunda kalan genç, gücü ve umutları yitince "AH TAMARA!" deyip, gölün derinliklerine, kendisiyle birlikte büyük aşkı da gömülmüş. Bu aşk asırlardır dilden dile aktarılmış, şimdi de gelip şiirime misafir oldu. "Ah Tamara",  zamanla "Akdamar"a dönüştü, halk dilinde. Çok güzel bir yer... herkesin görmesini tavsiye ederim.