Şu dağ ceylanının, ürkek ve mahzun,
Bakışı yârimi, andırır mı ki?
Kırıkhan Çayı’nın, ince ve uzun,
Akışı hârımı, söndürür mü ki?
 
Bendim hasret çekip, candan usanan,
Dibini görmüşken, çile-tasanın, 
Ocağına düştüm, Doktor Hasan’ın;
Dikişi yaramı, ondurur mu ki?
 
Gölbaşı’nda günüm, keşke ağarsa, 
Nilüferler huzur, meşke çağırsa,
Aziz Tok Amik’ ten, türkü çığırsa;
Şakışı zârımı, dindirir mi ki?
 
Kanatlı’dan geçer, fener alayı,
Kalaycılar sürer, bakır kalayı,
Bir dilber mendille, döner halayı;
Çekişi serimi, döndürür mü ki?
 
Temmuzda sıcaklar, azar da azar,
Kavunlar yetişir, pamuklar uzar,
Güneşi kıpkızıl, olsa ne yazar;
Yakışı derimi, yandırır mı ki?
 
Viran kale Şalan, buruk susarken,
Yaylalardan Alan, ağır basarken,
Muşlu Tepesi’nden, garbi eserken;
Yokuşu terimi, dondurur mu ki? 
 
Karasu çağlayıp, bulur Asi’yi,
Yaşlanıp tutmadan, henüz asayı,
Kiraz dudaklardan, tatlı buseyi;
O kişi şurama, kondurur mu ki? 
 
Gelse azalırdı, ağrım bir nebze,
Gözleri reçete, kirpikler imza, 
Karşıma geçerek, aşk ile gamze;
Çakışı veremi, yendirir mi ki?
 
04.01.2020
Muhittin Alaca