
Kimya – Alşimi- Simya
Osmanlıca yazılışı: simyâ - سیمیا
Eski devirlerde kimya ilmi simyagerliğin yerine kullanılırdı. Eski devirlerde Kimya bilimi bu günkü anlamında değil, diğer bir adı “alşimi” olan simya ilmi manasında anlaşılmıştır.
Arapça’da el-kîmiyâ’ ve es-sîmyâ’ şeklinde yazılan bu kelimenin “sıvı akıtmak, metal dökmek” anlamına geldiği kabul edilmiştir. “ El-kîmiyâ’ alchemy şeklini almış ve Batı dillerindeki chemistry (kimya) kelimesinin kökenini oluşturmuştur.”[1]
Simya ilminin amacı kimya ile aynı değil hatta çok çok da farklıdır. “Simya, simya kaynaklarının ifadesiyle, yer ve insan arasındaki etkileşimi inceler, insanı sonsuz bir varlık haline getirme amacı taşır. Bu anlayışa göre insan altına kavuşacaktır, çaresiz hastalıklardan ölmeyecektir ve bunun ötesinde ölümsüzlük iksiriyle sonsuza dek dünyada kalacaktır.”[2]
“Simya anlayışının temelinde dört unsur (toprak, su, hava, ateş), dört nitelik (sıcak, soğuk, kuru, nemli), denge kuramı ve civa-kükürt kuramı vardır. Doğadaki her şey dört elementin dört nitelikle belirli şekillerde birleşmesinden meydana gelir. Denge kuramına göre görünen ve görünmeyen evrende tam bir düzen ve oran hâkimdir; simya bu oranı anlamak ve oluşturmaktır (Nasr, İslâm’da Bilim ve Medeniyet, s. 263)”[3]
Değersiz madenleri altın ve gümüşe çevirmek, ölümsüzlük iksirini bularak sonsuz bir hayat yaşamak amacında olan simyacılar bu amaçlarına ulaşmak için büyü ve sihir ile uğraşmak zorunda kalmışlardır.
19.yy a kadar gözde bir uğraş olduğu anlaşılan simyacılık veya simyagerlik divan şiirimizde hem yukarıdaki simya ilminin uğraş alanları ile hem de çeşitli ilaçlar, tütsüler, tılsımlar yapma; görünmez adam haline gelme, kuru ağacı yeşertme, kuru ağaca çiçek açtırma, meyve verdirme; havada çeşitli şekiller meydana getirme; yağmur yağdırma, şimşek çaktırma; insanı hayvan, hayvanı insan şekline çevirtme vb işleri olarak da algılanmıştır.[4]
Kimya fazl ü hünerdir var ise dünyada
Olur erbâb-ı kemal ehl-i gınadan da aziz Tuhfe-i Vehbi’den
Ne mey bil kimyâyı bü’l acep kim sîmî hâk eyler
Aristo’yu hired derkinde hayran turfa şeydir bu Neşâti
Şarap çok garip bir kimyadır ki gümüşü toprak yapar. Aristo bile bu işe şaşırmış anlamaktan aciz kalmıştır.
Felek nahl-i ümidi bâr verse de aldanma
Cihanda ana ey gafil dıraht-ı simya derler Sabri-i Şakir
Ey gafil, felek kuru ağacı yeşertip ümit meyvesi ile doldurmuş gösterse de aldanma. Bu âlemde o ağaca simya ağacı derler.
Simyagerdir meğer sakî habâb-ı badeden
Camda kasr-ı Cem’in tâk-ı kıbâbın gösterir Faizi
Ey saki sen galiba bir simyagersin. Senin şarabının kabarcıklarından Cem’in saraylarının kubbeleri ve kemerleri gözüküyor.
Hurşid-i cihan tâb-ı bir pula değmez
İksir-i fenâ tâlibi kallaşlarız bir Necati
Güneş kadar altınların bizim için bir pula değmez ,çünkü biz değersiz madenlerden altın yapmaya talip olan baldırı çıplak hilekarlardanız
Kimya vardır toprağında taşında
Tor seyfiler yuva kurar döşünde
Kamalağın kar'ardıcın içinde
Kırık kırık eser yelin Binboğa Dadaloğlu Şiirleri
KAYNAKÇA
[1] Ayten Koç Aydın] SİMYA , TDVİA cilt: 37; sayfa: 220
[2] https://www.acikbilim.com/2012/07/dosyalar/mucizelere-ulasma-cabasi-simya.html
[3] Ayten Koç Aydın] SİMYA , TDVİA cilt: 37; sayfa: 220
[4]T.ONAY, MEB. Yayınları, 1996, s. 320