Kerâmet  

Osmanlıca yazılışı:  - kerâmet - كرامت

Sözlükteki anlamları:
“Çokça, kolay bir şekilde ve cömertçe ihsanda bulunmak”
“Ermiş kimselerin gösterdiklerine inanılan, doğaüstü, şaşkınlık uyandırıcı davranış veya durum”
“Allah'ın velî kullarından sadır olan olağanüstü hâl ve söz,”

“lügatte çokça, kolay bir şekilde ve cömertçe ihsanda bulunmaktır. Istılahta ise, Peygamberler dışında, Kur’an ve sünnete tam olarak ittiba etmiş, itikadı tam, takva sahibi bir kulun elinde ortaya çıkan harikulade bir hal” şekillerindedir.

Mutasavvıflar, kerâmetin caiz olduğuna Kur’an ve Hadislerden delil göstermişler ve kerâmeti maddî ve manevî olmak üzere iki çeşit olarak kabul etmişlerdir.


Bu düşüncelere göre kerâmetin iki çeşidi vardır.

 

1.       Kerâmet-i kevniye yani  maddî âlem ile ilgili kerâmetler:  (suda yürümek, or­ta­da bu­lun­ma­yan bir eş­yâ­yı göz önü­ne ge­tir­me, havada uçmak vah­şî hay­van­la­ra iş gör­dür­mek 

2.       Kerâmet-i ilmiye (Ledün ilmi ile gösterilen makbul olan kerâmettir.


Kerâmet gösterip havada uçmak mârifet değildir. Görmüyor musunuz, insandan daha aşağı yaratıklar da havada uçup dururlar. Böyle kerâmetler, Allâhʼın has kulları nazarında mûteber değildir.”” Şâh-ı Nakşibend 

Veliler, keramet bahşedilmiş insanlar olabilecekleri gibi,  gerektiği zaman bu kerametlerini göstermelerine izin verilmiş kimselerdir.  Velilere keramet bahşedilmiş ise de kerametlerini ancak zorunlu hallerde kullanmalarına izin verilmiştir.  Alllah’a ve Peygambere inanmayan birtakım kimseler de de mucizevi hallerin bulunmasına istidraç denmiştir. Allah’a itaat etmeyen,  Hint fakirleri gibi insanların kor ateş üzerinde yürümek, çiviler üzerinde yatmak,  cam yemek, vücutlarına şiş sokmak türünden mucizevi ve harika halleri keramet kabul edilmez ve bunlara istidraç denmiştir.

Allah’a itaat etmeyen, Onun yasak kıldığı şeyleri yapmaktan çekinmeyen kimselerden cam yemek, vücutlarına şiş sokmak gibi görülen harika haller kerâmet olmayıp, istidrâctan başka bir şey değildir.”[1]

Divan şairleri keramet konusunu farklı şekillerde de ele almışlardır. Bu kelimeyi din büyüklerinin mucizeleri olarak ele aldıkları gibi farklı şekillerde de ele alabilmişlerdir.

Güneş gibi başına âsûmânı tac etmiş
Kerâmet ile sanasın ki şeyh-i irfandır  Yahyâ Bey


Kirişmen şîve vü nâzun kerâmetdür velî sensin
 Nigâh-ı hışm-ı çeşmün Zü’l-fekâr'undur ‘Alî sensin   Enderunlu Hasan Yaver,


Mûsî kerâmetin yed-i beyzâda ‘arza kıl
Fir’avn kavmi gibi ola târmâr hat          Hamdullah Hamdi


Ne kerâmet kodu Hak zât-ı kerîminde k'olur
Ayağın bastığı yer çeşme-i hayvân-ı kerem   Ahmed Paşa


Bir söz dedi cânan ki kerâmet var içinde
Dün giceye dâir bir işâret var içinde                 Nedim Şiirleri

 

 KAYNAKÇA

[1] Yrd. Doç. Dr.,  Abdulvahap YILDIZ, KERÂMET VE İSTİDRÂC, https://dergipark.gov.tr/download/article-file/257607