Kehrübâ – Kehribar

 

Osmanlıca yazılışı kehribar : کهربار

Osmanlıca yazılışı; Kehrübâ :  كاهربا,

 

Kehribar,Arapça asıllı bir kelimedir. Kahreban,  Kehribar,  كاهربا, Kehrübâ şeklinde söylenişleri de vardır.

Bir yere hızlıca sürüldüğü zaman, hafif şeyleri kendine çeken bergâmi taşa denmiş, eski devrilerde makbul taşlardan biri olarak kabul edilmiştir.

Kehribar TDK tarafından şu şekilde tarif edilmiştir. “Süs eşyası yapımında kullanılan, açık sarıdan kızıla kadar türlü renklerde, yarı saydam, kolay kırılır ve bir yere hızlıca sürtüldüğünde hafif cisimleri kendine çeken, fosilleşmiş reçine, samankapan, kılkapan”

Kehribar aslında ağaçların fosilleşmiş reçinesidir. Buna rağmen sarı renkli bir tür değerli taş olarak bilinmiştir. “Saydam yapıda ve oldukça kırılgan olan kehribar, kırmızıdan açık sarıya kadar birçok renkte olabilmektedir. Çoğunlukla Baltık Deniz’inden çıkarılan kehribar genellikle kadınların süs eşyalarının yapımında kullanılmıştır. ”   Kehribarın turuncu, kırmızı, sarı, konyak rengi, bal rengi, kahverengi, altın rengi, kemik rengi hatta siyah tonlarda 256 çeşit renk tonu olduğu tespit edilmiştir.

Eski devirlerin sosyal hayatında değerli bir taş olarak bir hayli yer almış olan kehribar hem takı, hem değerli bir taş, hem de renginden dolayı şiir dünyamızda yer almıştır.   Aşk derdinden ve hastalıktan sararan bedenler renginden dolayı kehribara benzetilir.   Kehribar, aşk derdi çeken aşığın yüzünü, renginden dolayı kanı çekilmiş, hastayı, cezbeye kapılmış aşığı ve dervişi,  mest olmuş sarhoşları hatırlatır.  Kehribarın mıknatıs gibi nesneleri kendine çekme özelliği dert ve belayı kendisine çeken bir aşığa benzetilir.  Şiirlerimizde kehribarın cezp edici güzelliği  ve görüntüsünün çağrıştırdığı  haller de de ele alınan konular arasındadır.

La'lıng 'akîki gerçi cihânda yegânedür

Çehrem mingizli hem yana bir keh-rübâ kanı          (LUTFÎ)

 

Kehrüba gibi tenin zerd eyleyen erbab-ı gam

Kendine cezb eyleyip ol mu-miyanı kaldırır              (Nev'i)

 

Cezb eyle kehrübâ-yı meyle cihanı saki

Dergâh-ı mey fürûşâ  mestâneler çekilsin    Sabri-i Şakir

 

Meczub olurum hüsn-i huda dâdı görünce

Güyaki hüsn kehrüba ben ana  kâhım             Enisi Dede

 Ben Allah vergisi güzelliği görünce onun cazibesine kapılırım, Sanki güzellik bir kehribara benzer ben ise saman çöpüne benzerim.