
Kebkeb Nalça ve Edik
Osmanlıca yazılışı: Kebkeb کبکب
Farsca kökenli bu sözcük, kabara çivisi, geniş başlı kısa çivi[1] ve bu çiviler ile yapılmış ayakkabıların çıkardığı ayak patırtısı anlamına gelir.
Kebkeb, ‘kabara dediğimiz, ayakkabının altına çakılan demir parça gibi bir şey; pabuç çivisi yani. Demek o zamanlar askerin giydiği ayakkabılara böyle çivi benzeri bir şey çakılıyormuş ki, uzun yol şartlarında dayanıklılığı artsın.)
Kısa nalça çivisi anlamına gelen kebkeb, topukların aşınmasını engellemek için çakılan nalça çivilerdir. Nalça ise iki üç kebkeb ile ayakkabıların topuklarına çakılan hilal şeklinde delikli ve metal bir parçadır. Bu nedenle aykkabı tabanlarına veya ayakkabı topuklarına çakılan kebkeb ile nalça genellikle bir birlerini tamamlar. Nalça ise ayakkabıların altına çakılan demir, küçük naldır.
Eski devirlerde nalınlara, çizmelere ve ayağa giyilen diğer tür ayakkabılara demir, gümüş, sarı hatta altın nalçaların dahi takıldığı şiirlerden de anlaşılmaktadır.
Ayağına geymiş altundan nalın
Gel dudu dillim gel karşımda salın
Mevlâ'dan istedim bir tâze gelin
İkbal geri döndü kız iras geldi Karac’oğlan (Öztelli1952: 42).
Divan ve saz şairleri nalçalı ayakkabılar ve çizmelere giyen güzellerin ve gelinlerin yürüdükçe çıkardıkları sesleri ve yerlerde bıraktıkları nalça ve kebkeb izlerini şiirlerinde bol bol kullandıkları görülür.
Ben seni severim sen de seversen
İnsan olman el sözüne uyarsan
Çizme olam ayağına geyersen
Ökçesin de çamurlara bas gelin Karac’oğlan (Öztelli1952. 78).
“Kadınlar ise sahtiyen ve gönden yapılmış “Gülşeftali” veya sarı renkte ökçeli nalçalı “Edik” kaluç kundura giyerlerdi. “[2] Eski devrilerde nalçalı veya allı pullu süslü, yarım çizme, mest kadın terlikleri ve ayakkabılarına edik de dendiği anlaşılmaktadır. “edik’ ya da ‘çedik’, yumuşak meşinden yapılmış kısa konçlu bir çizmedir… Evliyâ Çelebi, Malatya ve Diyarbakır'da da. kadınların “edik” giydiğinden bahseder”[3]
Kebkeb ve nalça takılmış ayakkabılar ve nalınların ise özellikle tahta döşemlerde ses çıkarması, nemli yerlerde iz bırakması çok tabidir. Divan şiirimizde ise işte bu sesler ve izler işlenmiş bir konudur.
“Nalça'nm (nalçe; küçük nal) hilâl şeklinde olması ve kebkebin imlâsına benzemesi, bu çivilerin yıldızlarla da (kevkeb) birlikte anılmalarına da yol açmıştır.”[4]
Hemişe kebkeb-i nakş-ı nigâr olmasa ger
Baş üzre yer mi bulurdu çemende her jale Mesihî
Kebkebi mismâra tebdîl eyleyen Perverdigâr
Lâne-i mürg-i garibi kul yıkar Allah yapar Lâedrî
Nigârâ kebkebin nakşın nıger görmek diler kevkeb
Ki durmaz asitânin devr eder şâm u seher kevkeb Bakî
Yer yer yüzünde nalçe vü kebkebin izin
Göklerde mâh-ı evle Süreyya'ya vermezenı Mesihî[5]
Sarı edik geymiş goncu kısarak
Gidiyor da birim birim basarak
Anası huri de kızı beserek
Emirler'den bir kız indi pınara. Karac’oğlan
Sarı edik geymiş goncu dizinde
Arzumânım kaldı ala gözünde
Böyle güzel m’olur köylü kızında
Emirler`den bir kız indi pınara. Karac’oğlan (Öztelli1952: 22)
KAYNAKÇA
[1] İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, s. 277
[2] https://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=85957
[3] Dr. Gülin ÖĞÜT EKER, KÜLTÜREL GÖSTERGE OLARAK KARACAOĞLAN’IN ŞİİRLERİNDE ' EDİK’, https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=43&Sayfa=54
[4] İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, s. 277
[5] Şiir örnekleri , İskender Pala Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, s. 277 den alınmıştır.
Seferi Nurcan Ören