KARDEŞ ACISI
Otel odasına girdiğimde yavaş yavaş şafak söküyordu. O kadar yorulmuştum ki kendimi yatağa zor attım. O halde ne kadar yattım hatırlamıyorum. Çok sonra telefonun sesiyle kendime geldim. İnatla uzun uzun çalan telefonu bir an açmakla açmamak arasında kararsız kalmıştım. En sonunda telefonun sesine yenik düşerek telefonu açtım. Telefondaki ses babamdı. Acıya boyanmış bir sesle kardeşim Murat’ın kaza geçirdiğini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Devlet Hastanesi yoğun bakım ünitesine alındığını söylüyordu. Ne yapacağımı bilemeden öylece kalakaldım yatakta. Hemen gelmemin gerektiğini söylüyordu babam. ‘’Acele kan lazım’’diye haykırıyordu telefonda. Ağlamaklı sesi otel odasının duvarlarında yankılanıyordu adeta.
Hemen bir şeyler yapmam gerekiyordu çünkü kardeşimin kanı ender bulunan kan gurubu B negatifti. Bu yüzden işimiz çok zordu.
Babam ‘’ Ahmet hemen gelsen iyi olur. Aksi takdirde kardeşini kaybedebiliriz '' diyordu. bir an beynim durdu. Babamın arka arkaya gelen yumruk gibi sözleri beni yerle bir etti. İnme inmiş gibi çaresizlik içinde hiçbir şey yapamadım. Telefon öylece kayıp gitti elimden.
Kendime geldiğim an hiçbir şeyle uğraşmadan Yavuz’u aradım. Yavuz, çocukluğumun vazgeçilmez yeşil gözlü asi çocuğuydu, çocukluktan beri iyi günümde kötü günümde hep yanımda olan, rahatlıkla omzumu dayayabileceğim iyi bir dosttu.Dörtyol’un yerel radyosu Radyo Yeşil’de dj olarak çalışıyordu. Olanı biteni hızlı bir şekilde aktardım Yavuz'a. Sessizce dinledi ve ‘’tamam Ahmet’im hemen gerekeni yapıyorum’’ dedi.
Radyo Yeşil’den kan için hemen anons geçmeye başlanacaktı. Ben nerdeydim, ne yapıyordum, bugün ne işim vardı, bir işle uğraşacak mıydım anımsamak bile istemiyordum. Benim için ne işimin ne de zamanın, bir önemi artık bir önemi yoktu.
Otel odasının duvarları sanki üstüme üstüme geliyordu. Sağa sola çarparak zor da olsa banyoya attım kendimi. Gece içkiyi çok kaçırmıştım. Kendime gelmek için buz gibi suya ihtiyacım vardı. Kendimi duşun altına bıraktım. Dakikalarca duşun altında düşüncelere daldım.
Aklımı kemiren şey benim kardeşim nasıl kaza yapmıştı? Araba onun için bir tutkuydu. Evet, hızı severdi. Ama direksiyona geçtiği anda karayılan gibi kıvrılırdı yollarda.“Nasıl, ne zaman oldu bu lanet olası kaza?
Daha dün aramıştı beni. ‘’Ağabey ne zaman geliyorsun rakı balık seni bekliyor’’ demişti. Bütün arkadaşları Koca Reis’in meyhanesinde bir araya getirecek hep birlikle felekten bir gün çalacaktık.
Soğuk duş az da olsa iyi geldi. Hızlıca üzerimi giydim. Kardeşimi hayata döndürebilmenin umuduyla yola çıktım. Yol boyunca kardeşimle yaşadığım acı tatlı bütün anılarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Yol boyunca gözlerimdeki sağanak yağışa engel olamadım ve Adana'ya gelene kadar ağladım.
Öğleye doğru Çukurova Üniversitesi Balcalı Devlet Hastanesine ulaştım. Arabamı hastanenin otoparkına park ettim. Kardeşimin çok sevdiği türküler çalıyordu arabada. Kardeşimle, yaşadıklarımız gözlerimin önünden geçmeye devam ediyordu hâlâ.
Murat çok neşeli bir insandı, kötü günlerde bile gülmeyi başarır etrafına pozitif enerji yayardı. Bana göre tek kusuru sigara içmesiydi. O sigarayı içmez sanki sigarayla sevişirdi. Derin derin çekerdi sigaranın dumanını ciğerlerine. Sigarasının dumanıyla şekiller çizer ’’ bak ağabey şimdi kalp çizeceğim içinde de sevdiğimin baş harfi olacak’’ der elindeki sigarayı bir aşağı bir yukarı hareket ettirir, garip garip şekiller oluştururdu. Kardeşimin yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı. Hayatla adeta alay edercesine yaşardı. Ondaki yaşama sevinci kimse de yoktu.
Kendime geldiğimde arabanın içinde terden sırılsıklam olmuş vaziyetteydim, çünkü Adana çok sıcaktı ve İç Anadolu’da yaşayan bir kişi için bu sıcaklık fazlaydı.
Arabadan indim ve hemen babamı aradım. bitkin bir ifadeyle ’’ Baba nerdesiniz? Ben geldim aşağıdayım’’ diyebildim. Babam hemen aşağıya indi. Elini öptüm ve sımsıkı sarıldım ikimizin de gözleri sağanak yağmura yenik düşmüştü. Dakikalarca birbirimize sarılıp ağladık. Babam ‘’Oğlum kardeşin ölüyor, durumu çok kritik. ‘ Hayata doyamadan gidiyor Murat’ımız’’ diye. Haykırıyordu.
‘’Gerekli kan bulundu mu? Dörtyol’dan kan vermek için gelecek olanlar vardı’’ dedim babama. Yol boyunca telefonum hiç susmamıştı. Kazayı duyan arkadaşlarım yardım için aramışlardı. Hepsini hastaneye yönlendirmiştim.
Babam ‘’ oğlum Yavuz’dan Allah razı olsun sen haber eder etmez haberi yaymış radyodan çok gelen oldu yeterli kanı temin ettik ama kardeşinin hayati tehlikesi devam ediyor maalesef dedi.
Dünden beri kazayı duyan arkadaşlarım yardım için akın etmişti hastaneye. Radyodan yapılan anonslar işe yaramıştı. Yavuz her zamanki gibi elinden geleni yapmıştı.
Babam üzüntüden helak olmuştu. Babama hasretle sarıldım. O an ailemi ne kadar çok özlediğimi anladım. Annem, babam, kardeşlerim gözümde tütüyordu. Ne zaman ziyaret etmeye yeltensem mutlaka bir şeyler engel oluyordu. Aslında mutlu bir haber vermek için yakın zamanda yanlarına gelecektim. Çünkü hayatımda ilk defa âşık olmuştum. Hayatımı yeniden anlamlandıran kadınla, Ceylan’la, tanışmıştım.
Ankara’nın soğuk ve ayazlı gecelerinde, bir dost meclisinde tanımıştım Ceylan’ı. Ondan başka bir şey düşünemiyordum artık. Onunla ilk tanıştığım gün kararımı vermiştim. Kendi kedime ‘’oğlum Ahmet eğer bir gün evlenirsen işte böyle bir kızla evlen’’ demiştim. Ceylan’la evlilik hayalleri kuruyordum. Onunla evlenecektim ve bu serkeş hayatı terk edecektim. Maalesef kardeşim Murat’ın kaza haberiyle bütün planlarım suya düşmüştü.
Uzun süredir üzerinde çalıştığım ‘Yorgun Sandalcı’’ adlı şiir kitabım piyasaya çıkmış elden ele dolaşıyordu. Şiir kitabımın imza günü için Konya Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden davet almıştım. Davete icabet etmek için hemen yola çıktım. Üniversitede öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği bir imza gününün ardından geceyi geçireceğim otele gelmiş ve otelin barında birkaç kadeh bir şeyler içmiş odama çekilmiştim. Kardeşim Murat’ın kaza haberiyle apar topar Adana’ya geçmiştim. Oysaki Ceylan Ankara’da beni bekliyordu. Ona işim biter bitmez Ankara’da olacağımı söylemiştim. Telaşımdan kaza haberini bile verememiştim kızcağıza.
Babamla bir süre aşağıda dertleştikten sonra kardeşimin yattığı yoğun bakım ünitesine çıktık. Annem ve diğer kardeşim harap bir şekilde bekliyorlardı. Bütün aile yoğun bakım ünitesinin kapısında acı yumağına dönüştük. Annem ayakta durmakta zorluk çekiyordu.
Durumu çok ciddiydi kardeşimin. Doktorlar her şeye hazırlıklı olun diyordu. Yirmi dört saat içinde uyanmazsa bir daha uyanamayabilirdi Murat. Geçmek bilmeyen saatler içinde aklımda hep kardeşim Murat vardı.
Kardeşlerimle çok kavga ederdik ama aynı gün geri barışırdık. Çok yaramazlık yaparlardı özellikle Murat çok yaramaz bir çocuktu. Her türlü yaramazlığı yapardı. Ama babamdan azar işiten ben olurdum. ‘’Sen büyüksün sahip çık kardeşlerine’’ diye paylardı beni babam.
Telefonun sesiyle kendime geldim. Arayan Ceylan’dı. Ankara’ya ne zaman döneceğimi soruyordu. Ben de ona gözyaşlarına boğularak kardeşimin durumunu anlattım. İlk uçakla geleceğini söylemiş telefonu kapatmıştı.
Sabaha karşı doktor görüşme odasına aldı bizi. Kötü haberi vereceği surat ifadesinden anlaşılabiliyordu. Doktor ‘’Mehmet Bey, inanın elimizden geleni yaptık ama olmadı. Hayata tutunamadı Murat. 04.57’de Murat’ı kaybettik. Başın sağ olsun’’ dedi ve konuşmasına devam etti. ‘’Belki bu sormak zor ama görevim gereği sormak zorundayım organ bağışı için ne düşünüyorsunuz? Oğlunuzun başka insanlara umut olmasını başka bedenlerde yaşamasını istiyorsanız organlarını bağışlayın. Yok, hayır istemiyorum diyorsanız saat 08.00’ de cenazeyi alabilirsiniz’’ dedi.
Ölmez ailesi olarak dünyamız başımıza yıkılmıştı. Annem olduğu yere yığıldı kaldı. Diğer kardeşim annemi kendine getirmeye çalışıyordu. Evin büyük oğlu olarak ayakta olmalıydım. Babam gözyaşlarına hâkim olamamış üzüntüsünden doktorun sorduğu soruya cevap verememişti. Babamın yerine ben cevap verdim ‘’gereken neyse hemen yapılsın doktor bey, kardeşim başka canlara umut olsun dedim. Kardeşim başka bedenlerde yaşayacaktı.
Hastanede bütün işlemler bitmişti. Ceylan’da gelmiş ilerde mensubu olacağı ailenin acısını paylaşmıştı. Kendisini biraz toparlayan babam, köye telefon edip, amcasının çocuklarına mezar hazırlamalarını söyledi. Sarı İsmail, Pala Recep ve Sarı İsmail’in eniştesi Yusuf mezarı hazırlayacaklardı.
Öğleye doğru yeşil renkli cenaze aracı önde biz arkada Toroslar’a ulaştık. Ceylan yanımdaydı. Yol boyunca çam ormanı nefis kokusuyla adeta mest ediyordu. Kozan ile Akkaya arasındaki agu ağaçları manzarayı renkten renge boyuyor, sarp yamaçlı yeşil dağlar gökyüzüne doğru yükseliyordu. Her zaman beni ve kardeşimi hayal âlemine daldıran bu güzel manzara şimdi canımı acıtıyordu. Kardeşimle yapılan yolculuklarda muhakkak her çeşme başında durur. Etrafı seyreder manzara fotoğrafları çekerdik. Murat doğaya aşık bir insandı.
Kardeşimin cenazesi çok kalabalık olacaktı. Dörtyol’dan yola çıkan arkadaşlar bize Feke’de yetişmiş büyük bir kortej oluşmuştu. Murat’ı herkes çok severdi. Kimseye zararı olmayan herkesin yardımına koşan iyilik meleği bir gençti.
Kardeşimin tabutunu taşıyan yeşil renkli cenaze aracı önümüzde acı siren çalarak mezarlığa gelmiştik. Mezarlık köye girmeden çam ve meşe ağaçlarının arasında çınar ağaçlarıyla kaplı, küçük bir derenin kenarındaydı.
Sarı İsmail, önce babama sonra bana sarılarak ağladı. ‘’Murat’ımızı Zekeriya’mızın yanına koyacağız Memmedim’’dedi. ‘’Amcasının yanında yatsın yiğidim amcasına yoldaş olsun’’ dedi Bütün köy mezarlıktaydı. Ağlaşmalar çam ağaçlarında bulunan ağustosböceklerinin sesine karışıyordu. Ceylan, annemin koluna girmiş ona destek oluyordu mezarlık tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Daha önce hiçbir cenaze töreni bu kadar kalabalık olmamıştı. Köyün muhtarı şaşkın gözlerle etrafa bakınıyordu.
Cenaze namazının ardından tabutun kapağını ellerimle açtım. Annem, babam ve kardeşimle son bir defa Murat’ın gülümseyen yüzüne bakacaktık. Kardeşimin yüzünü açtım. Annem ellerliyle okşayarak ‘’güle güle git yavrum mekânın cennet olsun’’ diyerek feryadı bastı. Ceylan hemen koluna girerek çam ağacının dibine oturttu annemi. Babam kardeşim ve ben alnından öperek yüzünü sonsuza dek örtmüş tabutunu mezarın başına getirmiştik.
Mezara kardeşimle birlikte inmiş beyaz kefene sarılmış kardeşimizi sonsuzluğa hapsetmiştik. İmamın duası ağlama seslerine karışıyordu.
Defin işlemi bittikten sonra mezarlıktaki mahşeri kalabalık erimeye başlamıştı. Murat’ın başucuna, sarı kırmızı kaşkol bağlı çam dalı dikmişlerdi. Annem, babam kardeşim, Ceylan herkes arabalara dönmüştü. Bense hareketsiz bir şekilde, Murat’ın üzerine atılan toprağa baktım. Birlikte çıktığımız balık avları ya da elimizde kuş lastikleri maya diplerinde beklediğimiz karatavuklar geldi aklıma. Ankara’ya geldiği ilk yılı anımsadım bir an. Anıtkabir’e gitmek isterken kaybolmuş polis ekibiyle birlikte yanıma gelmişti. Çünkü ondan önce hiç Çukurova’dan çıkmamış, büyük şehir görmemişti kardeşim.
Ona son kez seslenmek istediysem de başaramadım. Kelimeler dilimde düğümleniyordu adeta. Sesi hep kulaklarımdaydı Murat’ın. Ağlamak istedim ama onu da başaramadım. Göz pınarım kurumuştu sanki. Yıkılmıştım.
Bir anda arabada bekleyen annemi, babamı kardeşimi ve hayatımın kadını Ceylan’ı unutmuştum. Murat’ın üzerindeki toprağı okşayarak hoşça kal kardeşim diyebilmiştim sadece. Murat’ın başından ayrılarak başım önümde araba doğru yürüdüm.
MURAT ÖLMEZ