Karakura Nedir

Karakura , Karavura[1]  veya ağırbasar;  Türklerin göçerlik zamanlarında dağ iyesi olarak kabul ettikleri yerleşik hayata geçtikten sonra  köy veya ev iyesi  haline dönüşen zaman zaman insanlara da zarar verebilen bir karabasan iyesidir.

 

Eski dillerde Kura dağ anlamına da gelmektedir. Ayrıca Tatar kültüründe “Korık” adlı bir dağ iyesi vardır. Kara kura sözcüğü kura ve korık sözcüklerinden dönüşmüş olabilir.

 

Kara kura, Tatar kültüründe ve Anadolu söylencelerinde geceleri uykuda iken insanların göğsüne basan, nefesini kesen, korkutup nefessiz bırakan bir dağ veya ev iyesi olmaktadır.

 

Eski Türklerin inancında pek çok varlığın ruhu vardır ve bu varlıkların içinde gizli güçler bulunmaktadır. Ruhu olan varlıkların içindeki bu gizli güçlere iye denmektedir. Her iye içinde bulunduğu nesnenin koruyucu ruhudur. Genellikle iyiliksever olmalarına rağmen olumsuz davranışları olduğunu düşündükleri insanlara zarar da verebilir. Çok sayıda iye olduğu düşünülmekle birlikte dağ, su, ev, ahır, gök, ağaç iyesi gibi 17 tane çok önemli iye bulunur.

Karakura, zarar vermeye karar verdikleri insanları uykuda yakalayıp, nefes almalarını engelleyen, korkudan seslerini dahi çıkarttırmayan kara bir keçiye, kediye, gölgeye vb benzetilen bir yaratık olarak düşünülmektedir. Özellikle yatağında ekmek kırıntısı olan insanları uykuda iken yakalar ve rahatsız edermiş. Karakura insanların ciğerini söken, gelin loğusa veya kırklı çocuğu basıp boğabilen alkarısı, (alasbatır) ile de karıştırılır.

Karakura, göğüs üzerine bastıran bir ağırlık, sıkışma, nefessiz kalma, kokudan sesini bile çıkaramama kâbusu olarak anlatılır.

Karakura, gün ışığından korkan geceleri ev içinde dolaşan ev iyesi olarak düşünülür.  Bu iye gün ışığından korkar karanlıklar içinde bulunur.

Kara kura ağırlık basma olarak şiir ve edebiyat dünyamızda da gözükür.

Hâb-ı safâda sâye-i perr-i meges düşüp

Ağır basar 0 mâye-i nâzı hezâr hayf        Sabit

O nazenin güzel uyurken üzerine bir sineğin gölgesi bile düşse, ağır basan çöktü diye  kâbus görmeye başlar.

Hâbda bûsesin almak nice mümkün zîrâ

Bûsenin sâyesi ruhsarına düşse uyanır.    

Uyurken onu öpebilmek ne mümkün, zira busenin gölgesi yüzüne düşse hemen uyanır.



[1] Sivas Efsaneleri, Kutlu Özen, 2001, Dilek Matbaası (Sayfa: 354)