KARA HASRET İSTANBUL(!) VE UMUDA HASRET İNSANOĞLU
Bu sene İstanbul farklı bir kış yaşadı. Aslında bütün dünyada son yıllarda, mevsimler normal birseyir içinde gitmiyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarıyla karşı karşıya olduğumuzu sık sık dile getiriyorlar. Aslına bakarsanız küresel ısınmanın dışında dünyanın çeşitli coğrafyalarında sadece iklim koşulları değil yaşam koşulları da çok kötüleşti. Savaşlar, açlık, kuraklık… İnsanoğlunun, insana ve nefes aldığı dünyaya, evrene yaptığı kötülüklerin sonu gelmiyor.
İstanbullular pencerelerinden karın yolunu gözlerken(!) yağışından medet umarken( mikropların öleceğini düşünmesi gibi), bazı topraklar barışa bazı topraklar da ekmeğe hasret. Açlık, kıtlık ve savaşlar, doğal afetler… Hepsi de insanlığın hatalarının, hırslarının ve sömürünün sonuçları. Siyasetçilerin çıkarları ve yanlış politikaları, dünyamızı ve insanlığı her türlü olumsuzlukla karşı karşıya bırakıyor. IUCN (Uluslararası Doğa Koruma Birliği), WWF( Doğal Hayatı Koruma), Greenpeace gibi uluslararası çevre kuruluşlarının çabalarına ve girişimlerine rağmen dünyadaki kötü gidişatın önüne geçilemiyor maalesef. Uzmanların birçok uyarısı adeta kulak ardı ediliyor.
Biz İstanbullular tüm kış “neden kar yağmıyor” diye hayıflanırken dünyanın birçok yerinde dondurucu soğuklar ve sel felaketleri yaşanıyor. Bir yandan iklim olaylarındaki dengesizlik bir yandan kuraklık tehlikesi bir yandan da gittikçe artan kanser vakaları ve birçok hastalık… Sadece bu olumsuz gelişmelerden ibaret değil güzel ülkemin, İstanbul’umuzun ve dünyanın sorunları. Kadına şiddet, cinsel istismar vakaları, çocukların geleceklerinin ellerinden alınması, insanların topraklarına hasret bırakılmaları, terör ve daha birçok tehdit… Bizler bazen günlük kaygılarla ve beklentilerle dünyayı kendimize dar ederken, gözümüz bir türlü yağmayan karın yolunu gözlerken dünya ve insanlık her geçen gün acı deneyimler yaşıyor. İnsanoğlu dünyayı kendine ve dünyamıza dar ediyor. Bir zamanlar insanlık sadece ten renginden dolayı veya inancından dolayı birbirine zulmederken bugün de iç savaşlarla çıkarları için bazı ülkelerdeki huzuru bozmaya çalışmakta ve sömürü düzeni acımasızca hâkim kılınmakta.
Peki, bu kötü gidişata nasıl son verilebilir? Dünyadaki yaşam her türlü tehditten nasıl korunabilir? En azından kötü etkileri ne şekilde azaltılabilir veya yavaşlatılabilir? Sorunlar büyüdükçe, derinleştikçe soruların cevapları da zorlaşıyor ve insanoğlu ne yazık ki umudunu, iyimserliğini korumakta zorlanıyor. Umutlar azaldıkça hatta kimi zaman tükendikçe bu kötü gidişatı durdurmak veya yavaşlatmak da zorlaşıyor. İdealist insanlar, sanatçılar ve uluslararası kuruluşlar ne yazık ki insanlık için en değerli duygu olan umuda sahip çıkmakta zorlanıyorlar. Asıl tehlike umudu kaybetmektir. Umutların tükenmesidir. Kötülüklere “dur”diyebilecek cesur, kararlı ve her şeyden önemlisi iyi bir kalbe sahip olan insanların yılgınlığa düşmesidir. La Bretonne bakın nasıl dile getirmiş umudun gücünü: “Umut, insanoğlunun bütün acılarının merhemidir.” Yılgınlık ve umutsuzluk insanoğlu için en büyük tehdittir. Kalemiyle, fırçasıyla, sazıyla, sözüyle ve ilkeleriyle öncelikle sanatçılara, aydın fikirli, iyi yürekli bilim insanlarına ve hırslarının kölesi olmayan dünya liderlerine ihtiyacımız var.
Bütün kötü gidişata rağmen iyinin, güzelin ve her şeyden önce insanlık için doğru olanın izini hep birlikte sürelim. Yazalım, çizelim, söyleyelim, aydınlanalım… Unutmayalım ki bilim, sanat ve siyaset el ele vermedikçe dünyayı bu kötü gidişattan kurtaramayız.
“Bütün yıldızlar sönse ve her şey kararsa, insanın ruhunda tek bir yıldız parlamaya devam eder, bu ümit yıldızıdır.” EFLATUN
Bu sene İstanbul farklı bir kış yaşadı. Aslında bütün dünyada son yıllarda, mevsimler normal birseyir içinde gitmiyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın olumsuz sonuçlarıyla karşı karşıya olduğumuzu sık sık dile getiriyorlar. Aslına bakarsanız küresel ısınmanın dışında dünyanın çeşitli coğrafyalarında sadece iklim koşulları değil yaşam koşulları da çok kötüleşti. Savaşlar, açlık, kuraklık… İnsanoğlunun, insana ve nefes aldığı dünyaya, evrene yaptığı kötülüklerin sonu gelmiyor.
İstanbullular pencerelerinden karın yolunu gözlerken(!) yağışından medet umarken( mikropların öleceğini düşünmesi gibi), bazı topraklar barışa bazı topraklar da ekmeğe hasret. Açlık, kıtlık ve savaşlar, doğal afetler… Hepsi de insanlığın hatalarının, hırslarının ve sömürünün sonuçları. Siyasetçilerin çıkarları ve yanlış politikaları, dünyamızı ve insanlığı her türlü olumsuzlukla karşı karşıya bırakıyor. IUCN (Uluslararası Doğa Koruma Birliği), WWF( Doğal Hayatı Koruma), Greenpeace gibi uluslararası çevre kuruluşlarının çabalarına ve girişimlerine rağmen dünyadaki kötü gidişatın önüne geçilemiyor maalesef. Uzmanların birçok uyarısı adeta kulak ardı ediliyor.
Biz İstanbullular tüm kış “neden kar yağmıyor” diye hayıflanırken dünyanın birçok yerinde dondurucu soğuklar ve sel felaketleri yaşanıyor. Bir yandan iklim olaylarındaki dengesizlik bir yandan kuraklık tehlikesi bir yandan da gittikçe artan kanser vakaları ve birçok hastalık… Sadece bu olumsuz gelişmelerden ibaret değil güzel ülkemin, İstanbul’umuzun ve dünyanın sorunları. Kadına şiddet, cinsel istismar vakaları, çocukların geleceklerinin ellerinden alınması, insanların topraklarına hasret bırakılmaları, terör ve daha birçok tehdit… Bizler bazen günlük kaygılarla ve beklentilerle dünyayı kendimize dar ederken, gözümüz bir türlü yağmayan karın yolunu gözlerken dünya ve insanlık her geçen gün acı deneyimler yaşıyor. İnsanoğlu dünyayı kendine ve dünyamıza dar ediyor. Bir zamanlar insanlık sadece ten renginden dolayı veya inancından dolayı birbirine zulmederken bugün de iç savaşlarla çıkarları için bazı ülkelerdeki huzuru bozmaya çalışmakta ve sömürü düzeni acımasızca hâkim kılınmakta.
Peki, bu kötü gidişata nasıl son verilebilir? Dünyadaki yaşam her türlü tehditten nasıl korunabilir? En azından kötü etkileri ne şekilde azaltılabilir veya yavaşlatılabilir? Sorunlar büyüdükçe, derinleştikçe soruların cevapları da zorlaşıyor ve insanoğlu ne yazık ki umudunu, iyimserliğini korumakta zorlanıyor. Umutlar azaldıkça hatta kimi zaman tükendikçe bu kötü gidişatı durdurmak veya yavaşlatmak da zorlaşıyor. İdealist insanlar, sanatçılar ve uluslararası kuruluşlar ne yazık ki insanlık için en değerli duygu olan umuda sahip çıkmakta zorlanıyorlar. Asıl tehlike umudu kaybetmektir. Umutların tükenmesidir. Kötülüklere “dur”diyebilecek cesur, kararlı ve her şeyden önemlisi iyi bir kalbe sahip olan insanların yılgınlığa düşmesidir. La Bretonne bakın nasıl dile getirmiş umudun gücünü: “Umut, insanoğlunun bütün acılarının merhemidir.” Yılgınlık ve umutsuzluk insanoğlu için en büyük tehdittir. Kalemiyle, fırçasıyla, sazıyla, sözüyle ve ilkeleriyle öncelikle sanatçılara, aydın fikirli, iyi yürekli bilim insanlarına ve hırslarının kölesi olmayan dünya liderlerine ihtiyacımız var.
Bütün kötü gidişata rağmen iyinin, güzelin ve her şeyden önce insanlık için doğru olanın izini hep birlikte sürelim. Yazalım, çizelim, söyleyelim, aydınlanalım… Unutmayalım ki bilim, sanat ve siyaset el ele vermedikçe dünyayı bu kötü gidişattan kurtaramayız.
“Bütün yıldızlar sönse ve her şey kararsa, insanın ruhunda tek bir yıldız parlamaya devam eder, bu ümit yıldızıdır.” EFLATUN
1 Mart 2018
Sevim Kınalı