
Kafzade i Faizi Hayatı ve Eserleri
Kafzâde Fâizi Hayatı ve Eserleri
(ö. 1031/1622) İstanbul, tezkire ve mesnevi yazarı, müderris ve kadı divan şairi.
Asıl adı Abdülhay olan şairin mahlası Fâizî, lakabı ise dedesi Kaf Ahmed Efendi sebebiyle Kafzâde’dir. Babası ise Sultan I. Ahmed devri kazaskerlerinden Mustafa Feyzullah Efendi’dir. Anne tarafından ise Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin damadı III. Murad devri şeyhülislâmlarından Mâlûlzâde Mehmed Efendi’nin torunu olmaktadır.
Doğum tarihi hakkında iki farklı bilgi vardır. Kaynakların birine göre 998 (1590), diğerine göre ise 980 (1572) de doğmuştur. [1] 1590 veya 1592 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir
Bu bakımdan bazı kaynaklar doğum tarihini yazmamaktadırlar örneğin Vasfi Mahir Kocatürk Türk Edebiyatı Tarihi adlı eserinde doğum tarihini bilinmeyen olarak göstermiştir. [2] Fâizî mahlasını almasının sebebi dedesinin Kaf Ahmed Efendi olmasından kaynaklanmıştır.
Babası ise I. Ahmed devri kazaskerlerinden Mustafa Feyzullah Efendi’dir. [3] Annesi ise III. Murad zamanı şeyhülislâmlarından Mâlulzâde Mehmed Efendi’nin [4]torunudur.
İlk eğitimini babasından almış, daha sonra gittiği medresede I. Ahmed’in hocası Mustafa Efendi’den dersler alarak mülâzım olmuş, 1013’te (1604) böylece Ekmekçizade Ahmed Paşanın yaptırdığı Ekmekçizâde Ahmed Paşa Medresesi’nde müderris olmuştur. Halep'te isyan eden Canbolatoğlu Ali Paşa üzerine gönderilen Kuyucu Murad Paşa ordusuna katılarak seferler sırasında kadılık yapmıştır.(l607).
Bu görevinden döndükten sonra Gevher Han Sultan Medresesi’nde (1019/1610), 1613 senesinde Semaniye medreselerinden birine getirilir. Sonra Üsküdar Valide Sultan Medresesinde (1024/1615) görev yapmış, aynı sene içinde Yavuz Selim Medresesi’ne, 1025 (m. 1616) [5] ve müderris olarak en sonunda Süleymaniye müderrisliğine yükselmiştir. Bu yıllarda intisap etmiş olduğu Celvetiyye tarikatının kurucusu Aziz Mahmud Hüdai Efendi’nin yanına daha çok gidip gelebilme şansına sahip olmuştur. Müderrislik yazarken de eserlerini ve şiirleriniz yazmış, çok geç yaşlarında iken zamanının önde gelen şair ve münşilerinden bir olmayı da başarmıştır.
(1025/1616) Süleymaniye Medresesinde müderris iken 1618 yılında Selanik kadılığına gönderilmiştir. Daha sonra Şam kadılığına tayin edilmiş, Şam'a gitmek üzere İstanbul'a gelmiş fakat bu defa da Yerine başkası tayin olduğu için Şam'a gitmeyip, İstanbul'da kalmış, Selanik kadılığı onun en son görevi olmuştu. Bu görevinden (1029/1620).de azledilmiş [6]ve bir daha da görev almak nasip olmamıştır.
Azledildikten sonra İstanbul’a gelen Kafzâde Fâizî, Receb 1031’de (Mayıs 1622) patlak veren yeniçeri isyanı sırasında, Sultan II. Osman’ın tahttan indirilip idam edilmek üzere Yedikule’ye götürülüşüne ve Yeniçerilerin Sultan Genç Osman’a yaptıkları korkunç zulümlere şahit olmuş, bu olaya duyduğu üzüntüden hastalanarak henüz 32 yaşında iken vefaat etmiştir. [7] Fatih’te Zincirlikuyu civarında büyük babası Mâlulzâde Mehmed Efendi’nin mezarının bulunduğu hazîreye defnedilmiştir.
Ölümü üzerine birçok şair tarih düşürmüşlerdir. Nev‘îzâde Atâî’nin düşürdüğü tarih şu şekildedir. “Göçtü bin otuz bir recebi Abdülhay.” Çok genç yaşta ölmesine rağmen birçok mecmuada şiirlerine rastlanması birçok tezkirecinin ondan övgüyle söz etmesi ölmeden önce ve genç yaşta meşhur olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta Nef‘î’nin Fâizî hakkında bazı hicviyeler yazmış olması da buna delalettir.
Gazellerinde liirk bir şair olarak dikkat çekmiş “ mananın şiirini yazmaya çalışan” bir şair olmuştur.
Hiç cem’iyyet-i hatırdan eser gördün mü?
Bu kadar meclise uğrar yolun, ey bâd-ı sabâ!
Senden özge kimse bilmez, derdime hergiz deva,
Bir ilâç etmezsin amma, sen bilirsin dilberâ.
Gibi ustaca yazılmış şiirleri vardır. [8]
Kasidelerinde renkli betimlemeler yapan, canlı ama çok da coşkun olmayan, abartılı ifadeleri sevmeyen bir edası vardır. Hiciv türünde de başarılı olan şairin Nefi ile karşılıklı yazmış oldukları hicivleri de vardır.
Dîvan, Zübdetü’l-Eş’ar, Leylâ vü Mecnûn ve Sâkinâme adında dört eseri vardır. Leylâ vü Mecnûn adlı mesnevisini yazmaya başlamış fakat tamamlayamadan ölmüştür. Şalim, tezkiresinde Seyyid Vehhbî’nin bu yarım kalan mesnevîyi tamamladığını söyleyerek dokuz beyti örnek olarak vermiş olmasına rağmen bu eser elimize geçmemiştir. [9]
Bazı kaynaklara göre - Fetâvâ-i Kâdihân’a yazdığı fihrist ile Hasenât-ı Hasen adında Tiryaki Hasen Paşa’nın Kanije kuşatmasında gösterdiği kahramanlıklarını anlatan iki eseri daha vardır. [10]
Eserleri
Divan.
Şairin divanında Hz Ali Hasan ve Hüseyin için na‘t, methiye, mersiyeler, Sultan I. Ahmed, II. Osman ve devrin ileri gelen şahsiyetleri için söylenmiş on kaside ve 150’ye yakın gazel vardır. Ayrıca divanında rubai, kıta, tarih, müfred ve matla‘lar da bulunmaktadır.
Divanın belli başlı nüshaları İstanbul’da Süleymaniye (Fâtih, nr. 3888 [en eski nüsha olup 1038/1628-29 tarihini taşımaktadır]; Esad Efendi, nr. 2598; Hüsrev Paşa, nr. 552), İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 759, 776, 1699, 1845, 5556, 9828) ve Millet (Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 318) kütüphanelerinde bulunmaktadır. Divanı üzerinde Halil İ. Okatan bir doktora tezi hazırlamıştır (bk. bibl.). [11]
Zübdetü’l-eş‘âr.
Tezkire olmaktan çok bir antoloji niteliğinde olan eserde On beşinci asrın ikinci yarısından kendi zamanına kadar yaşamış on dördü kadın, toplam 514 şair ve şiirlerinden örnekler mevcuttur. Bu esere, 1086 (m. 1675) Seyrek-zâde Muhammed Asım Efendi tarafından bir zeyl yazılmıştır. [12] Zübdetü’l-eş‘âr’ın mevcut on üç nüshası içerisinde en eskisi ve en çok şair ihtiva edeni Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı bulunan (Şehid Ali Paşa, nr. 1877) 1033’te (1625) yazılmış nüshadır.
Leylâ vü Mecnûn.
Fâizî’nin ölümü dolayısıyla yarım kalan eserin 1136 beyitlik kısmı elde mevcuttur. Fâizî’nin bu eseri, mef’ûlü mefâilün fe’ûlün vezniyle yazılmış toplam 968 beyittir. Eser, II. Osman adına kaleme alınmış şairin ölümü üzerine yarım kalmıştır. Eser Leylâ’nın mektepten alınmasına kadar olan kısma kadar ulaşabilmiştir. Şalim tezkiresinde bu eseri Seyyid Vehbi’nin tamamladığını söyleyerek dokuz beyti örnek vermiş ama bu çalışma elimize ulaşmamıştır.
Leylâ vü Mecnûn’un hikâye kısmı tevhid, münâcât, na‘t, mi‘râciyye, çâryâr-ı güzîn ile Aziz Mahmut Hüdai’ye methiye, sebeb-i te’lif, Sultan II. Osman’a övgü ve Sâkînâme’den sonra başlar. “Âgâz-ı Dâstân” başlığı altındaki bu kısım 235 beyit tutmaktadır. Başlangıç bölümünde Hâtifî’nin eseriyle olan benzerliğe dikkat çekilmiştir. [13]
Bu eser üzerinde Hüsrev AKIN, önemli bir çalışma yapmış, , Fatih Elçi’ de. Kâfzâde Fâizî’nin Leylâ vü Mecnûn Mesnevîsi, İnceleme-Tenkidli Metin-Dizin, Yüksek Lisans Tezi, Adıyaman, 2011. Adı altında bir çalışma yapmıştır.
Leylâ vü Mecnûn Yazma Nüshaları
İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T-4097/8 2. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, T-1699/5 3. Süleymaniye Kütüphanesi, Ali Nihat Tarlan Kitaplığı, 000075. 4. Süleymaniye Kütüphanesi, Ali Nihat Tarlan Kitaplığı, 000144. 5. Millî Kütüphane, Yazmalar Koleksiyonu, 06 Mil Yz A 6873. 6. Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege Kitaplığı, 14 ASL. 7. Nuruosmaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Nuruosmaniye Koleksiyonu, 34 Nk 4959/55. Biz bu çalışmamızda Millî Kütüphane’mde dir.[14]
Sâkînâme. 168 beyitlik tamamlanmamış tasavvufî bir mesnevi olup şairin bazı divan nüshalarında rastlanmaktadır (İÜ Ktp., TY, nr. 5556). Fâizî, Tiryâkî Hasan Paşa’nın Kanije müdafaasını anlatan Hasenât-ı Hasan adlı bir eserin müellifi olarak da gösterilmektedir.
KAYNAKÇA
[1] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[2] Vasfi Mahir Kocatürk ,Türk Edebiyatı Tarihi,Edebiyat Yayınevi Ankara. 1970
[3] Vasfi Mahir Kocatürk ,Türk Edebiyatı Tarihi,Edebiyat Yayınevi Ankara. 1970
[4] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[5] Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/KAF-ZADE-FAIZI/3606
[6] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[7] Hüsrev AKIN, MÜELLİFİNİN ÖLÜMÜYLE YARIM KALMIŞ BİR MESNEVÎ: LEYLÂ VÜ MECNÛN, https://www.turkishstudies.net/Makaleler/1668917432
[8] Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/KAF-ZADE-FAIZI/3606
[9] Hüsrev AKIN, MÜELLİFİNİN ÖLÜMÜYLE YARIM KALMIŞ BİR MESNEVÎ: LEYLÂ VÜ MECNÛN, https://www.turkishstudies.net/Makaleler/1668917432
[10] Islam-Alimleri-Ansiklopedisi/Detay/KAF-ZADE-FAIZI/3606
[11] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[12] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[13] Sabahattin Küçük , T.D.V. İslam Ansiklopedisi, 2001, 24. Cilt.
[14] Hüsrev AKIN, MÜELLİFİNİN ÖLÜMÜYLE YARIM KALMIŞ BİR MESNEVÎ: LEYLÂ VÜ MECNÛN, https://www.turkishstudies.net/Makaleler/1668917432