ÇOK ÖZEL İSİMLER SÖZLÜĞÜ GÖRSEL ile ilgili görsel sonucu"
 
“…KARANLIK DİYE BİR ŞEY YOKTUR; KARANLIK IŞIĞIN YOKLUĞUDUR… UMUTSUZLUK KARANLIĞIN TA KENDİSİDİR…” ( “NİYAZİ”, 44.s.)
 
 
KİTABIN ADI: ÇOK ÖZEL İSİMLER SÖZLÜĞÜ
YAZARI: MÜGE İPLİKÇİ
CAN SANAT YAYINLARI, 2017
135 sayfa
Okuma tarihi: Ocak 2020
 
Yazar Hakkında Kısa Bilgi: Müge İplikçi, İstanbul’da doğdu. Kadıköy Anadolu Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi… Önce öyküleriyle tanındı. Perende, Colombus’un Kadınları, Arkası Yarın, Transit Yolcuları, Kısa Ömürlü Açelyalar ve Tezcanlı Hayalet Avcıları adlı altı öykü kitabı var. Ardından beş romanı yayımlandı: Kül ve Yel, Cemre, Kafdağı, Civan ve Babamın Ardından, Yıkık Kentli Kadınlar ve Cımbızın Çektikleri( Ümran Kartal’la birlikte) adlı inceleme kitapları da bulunan Müge İplikçi, 1996’da Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü ve 1997’de Haldun Taner Öykü Ödülü üçüncülüğünü kazandı… Yazar en çok, yaşadığımız yeni zamanları, günümüz insanlarını ve o ilişkilerin parçaları olan kadınların konumunu anlatmayı tercih ediyor. Eserleri birçok dile çevrildi…
                                                                                                                                ( Kitaptan alıntı)
 
                   İSİMLERLE YOLA ÇIKTIĞINIZ ÖYKÜ YOLCULUĞU: “ÇOK ÖZEL İSİMLER SÖZLÜĞÜ”
 
             Arka kapaktaki sözlerden bir alıntıyla başlamak istiyorum yazıma: “ Çağdaş edebiyatımızın önemli ve özgün yazarlarından Müge İplikçi, Çok Özel İsimler Sözlüğü’nde, bizleri kadınlara, çocuklara, gençler ve tabii ki erkeklere doğru kısa mesafeli bir yolculuğa çıkarıyor.” Evet, Müge İplikçi, okurları, ifade edildiği gibi, “kısa mesafeli bir yolculuğa” çıkarırken en başta öykü kitabına koyduğu isimle okuyucuda merak uyandırıyor.
           Aynı isimde birçok kişi olsa da o ismi taşıyanın yaşam öyküsü o ismi farklı kılıyor. İsim değildir aslında ayırt edici olan. Öykümüzdür, yaşam karşısındaki duruşumuzdur bizi özel kılan. Müge İplikçi’nin öykü kitabında adı geçen isimler değildir aslında özel olan. Her birini özel kılan onların yaşadıklarıdır, anlatılmaya değer hikâyeleridir. Yaptıkları, söyledikleri ve arkalarında nasıl bir iz bıraktıklarıdır. Yine arka kapaktaki şu sözler aslında bunu destekliyor: “ Kitaptaki isimler ilk bakışta dünya hallerinin anlık fotoğrafları gibi görünse de sırtlandıkları hayat, içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın haletiruhiyesini derinliğine aktarma konusunda hiç cimri değil. İsimleri ‘çok özel’ kılan da bu zaten: sıradan insanların, kendi hallerinde yaşayıp gideceklerken üzerlerine binen yükün altında bükülüp dağılmış ruhları…” Bu değerlendirmeden yola çıkarak diyebiliriz ki her ismin hikâyesi o ismi özel kılmış: Seniha, Portakal, İrfan, Bilal, Yüksel, Koray, Niyazi, … Lamia. Belki bu isimlerden biri annenizdir, babanızdır, kardeşinizdir, eşinizdir, komşunuzdur, dostunuzdur… Belki de kendi isminizle karşılaşacaksınız. Tıpkı benim de karşılaştığım gibi: Sevim. Evet, adaşım olan birinin öyküsünü okumak farklı bir deneyim oldu. Zaten bu eseri özgün kılan da bu. Bazı isimlerle başlayan, bazen birbirine bağlı olan öyküler. Bir anda isimler daha anlamlı ve daha özgün gelmeye başlıyor size. Hiçbir isim sıradan değil. Çünkü her ismin bu yaşamda bıraktığı farklı bir iz var. Kimi zaman iyi kimi zaman olumsuz bir iz. Ama isim lekelenmez. Sizin o ismi nasıl taşıdığınız önemli. Ardınızda bıraktığınız, o isme ruhunuzdan akıp gelen güzellikler veya çirkinliklerdir.
            Ne dersiniz biraz tanıyalım mı o isimlerden birkaçını? Mesela Seniha’yla başlayalım. “Seniha’nın işi işti. Seniha kütüphanede, o sabahı da, orta yaşlı, hatta yaşlı bir kıvamda, oldukça huzurlu bir gün olarak selamladı. Eline, dünkü ikindi masasından kalma tozlu sözlüğü aldı. ‘Dur bakayım neymiş bu!’ diye çevirdi sözlüğü. Sonra sakin sakin heceledi. İ-sim-ler… Dingin bir telaşla hemen kendi adını aradı, buldu ve okudu! Yüzü aydınlanmış bir biçimde mutedil hayatın içine doğmuş bir kütüphane memuresi olarak adından memnun, güne sıcak bir çayla devam etti…” ( Seniha, 13.s.)
             “ Özet: Bir genç Kars’tan İstanbul’a geliyor. On dokuz yaşında dershane parasını biriktirmek, ardından üniversiteye girebilmek, okuyabilmek için… Üniversiteye başlamak için geç bir yaş. Ne yapalım… Bazen bazı yerler bazı zamanlara böyle yetişir. Doğu ve yoksulluk, tam zamanı için geçtir; gecikirsiniz… Hah işte bu nedenle, Pastırma Yazı Rezidansları’nın inşaatında çalışmaya başlıyor Bilâl…”
                                                                                                                                             ( Bilâl, 25.s.)
         Bazı isimlerin öyküleri sizi sarıp sarmalıyor, acıtıyor, bazı yaraları kanatıyor. Toplumsal yaralarımızın haykırışı oluyor. Özellikle kadınların uğradığı haksızlıklara, kısaca insanların uğradığı haksızlıklara dikkat çekiyor. Edebiyatıçının, yeri geldiğinde toplumu, yeri geldiğinde bireyi önemseyen misyonunu ortaya koyuyor. “Bilal”de hem bireysel hem de toplumsal yaralarımızın öyküsü var.
        Müge İplikçi kimi öyküsüyle bireye kimi öyküsüyle de topluma çevirmiş bakışını. Kaleminden dökülenler düşünce dünyanıza da duygu dünyanıza da dokunuyor. Güncel sorunlara ve günümüzdeki bazı bakış açılarına da değiniyor: “… Endüstriyel tasarım ödüllü bu otobüsler çeşit çeşit insan taşıyor. Kimileri iktidar partisi seçmeni olmayınca bunlara binmememiz gerektiğini söylüyor. Dünyada belediyecilik anlayışını böylesi bir mantıksızlığa indirgeyen kaç ülke vardır acaba? Kaldı ki, tüm bunları yapmak için vergiler halktan alınırken, ‘Kardeş siz ne seçmenisiniz, diye kimse kimseye bir şey sormuyor!..” ( Sütaşkım, 110.s.)
       Müge İplikçi’nin dili güzel ve anlatımı etkileyici çoğu öyküsünde. Özellikle bana göre yıldızı hak eden öyküleri var: İrfan, Bilâl, Zeyno, Şahap, Halil, Selin.  Elbette öykü ktaplarında her öykü aynı etkiyi bırakmaz, bırakmayabilir de. “Çok Özel İsimler Sözlüğü”nü okumadığınızda çok şey kaybetmezsiniz belki ama “çağdaş edebiyatımızın önemli ve özgün yazarlarından” birini tanımak da bir kazançtır. Almış olduğu ödüllerle de aslında bunu kanıtlamış bir yazarımız. Kadın gözüyle, insanı, hayatı, değerleri anlamaya ve analiz etmeye çalışmak bence güzel ve anlamlı bir deneyim olacak.
       Bazı isimlerden yola çıkılarak kaleme alınan bu hikâyeleri, bazen keyifle bazen de hızlıca ve çok fazla tat almadan okuyorsunuz. Ama kitabı şu yönüyle tavsiye edebileceğimi düşünüyorum: Bir isme indirgenmiş gibi görünen her bir hikâye, aslında hayatttan ve farklı kişilikteki insanlardan kesitler sunuyor. Şunu hep söylemişimdir ve yine söyleyeceğim: Kaleme alınan her kitap, okuma serüveninize bir şeyler katar. İyi mi kötü mü okumadan anlayamazsınız. Elbette zaman zaman bir rehbere ihtiyaç duyuyoruz. Tavsiyeler önemlidir. Ama mutlaka okuyun denilen eserlerde belki aradığınızı pek bulamazken rafların bir köşesinde kalmış bir kitapta koskoca bir dünya bulabilirsiniz. Belki birkaç satırıyla, bir kahramanıyla, kültürel yanıyla, özgünlüğüyle, dili güzel kullanışıyla…
            Farklı isimlerle tanışmanın ve hikâyelerini okumanın güzelliğini yaşamanız dileğiyle!
                                                            
                                                                                                                                       22 Ocak 2020
 
 
 
Eserden Beğendiğim Sözler:
 
“ … Korku geçer. Geçmeyen yoksulluktur kız. Gençken anlamazsın…”( Portakal, 20.s.)
 
“ … Her şey yeniden başlayabilirdi, yeter ki akıp giden bahtsızlıklara bir dur denebilsin…”( İrfan, 22.s.)
 
“… Galiba, en acı veren de buydu. Var yok arası bir sevgi kadar insanı yaralayan başka ne olabilirdi?”
( Yüksel, 32.s.)
 
“… İnsanlar gelir geçer ama unutuş kalır. Tarih de bunun üzerine yazılır zaten…”( Koray, 40.s.)
 
“… Yaz sabahları çocuklukla birleştiğinde müthişti! Günler çok uzun, yaşam ise bir ikindi kahvaltısının lezzetiydi…”( Zeyno, 45.s.)
 
“ … Çoğu insanın hayal gücü sınırlarla örülüdür…”( Şule, 78.s.)