İnsanlığın Kaynağından Yolundan Anlayışa Varma Pınarından Bir Yudum Su İçmeyenlerin Trajedisi…
 
Bir şeyi yitirmek onu hor kullanarak değerini bilmediğimizden midir, yoksa onu hiç görmeden yanımıza almadan bir köşede çürümesine izin verdiğimizden midir? Yoksa onu kullanmadan önce korkularımızın etrafını sararak bizi yiyerek bitireceğini düşündüğümüz ve yanına yaklaşmadığımızdan mıdır bitiriyoruz? Bir şeyin meydana gelme ihtimali çok düşük iken, onu yüksek riskli sayarak korkmamızdan dolayımı yitiriyoruz? Güçlü yıkılmaz olmamızı sağlayan birliktelik yardımlaşma sırt sırta vererek var olmak, nedense güçlü olmamızı esas alan bu dayanışma nedense son ana yıkımdan öncesine varılacağı anda fark edilerek son nefesteki acının ıstırabın farkına varılarak gerçekleşmesi, benciliğimizin farkına varılarak, rekabet denilen unsurun en güzeli bulmanın sunmanın karşılığı olduğu halde,  neden birbirimizin ayağının kaydırmak olmadığını farkına varmıyoruz? Yitirmek denilen bu tükenişi ta ilk başında farkına varmak, vermenin bitim olmadığını çoğalmasına mutluluğa paylaşıma götürdüğünü fark etmemize götürmesine rağmen, bizler hala paylaşmayı yardımlaşmayı, bir yıkım tükenmişlik olarak görmemiz bizi yitirmeye götürmektedir.
 
Tek kişilik hayatların mutsuzluğu yıkımı yitirmek olduğu bilinse de nedense birliktelik içinde katılımcı kardeşlik bağları içinde, muhabbet ortamında yaşamamız gerekirken, bizler hala yalnızlığın trajedisini yaşayarak mutlu olunacağı saçmalığı içinde, birlikteliğin güzelliğini gülümsemesini yitirmeye devam ediyoruz yanına yaklaşmayarak hep kaçarak… Ezenlerin yazdığı bu trajedi oyununu oynamayı o kadar çok seviyoruz ki, ezilenleri hiç görmüyoruz, çünkü yazılan senaryoda ezilenlere ait bir bölüm sahne not dahi yok… O senaryo aslında bizleri tutsak etmesi için yazılmış ve bunu görmemizi engelleyen perdelerden mevcut olduğu için, görme duyularımızın olduğu o ilk veya son perde senaryodan çıkarılmıştır… Aydınlatılmış kardeşlik yardımlaşma ve ezilenlerin ezildiği gerçeği bizlerin gözleri önünde perdelerle kapatılırken onu görmemiz engellenmiş, bu engellenmesi sonucunda sömürenlerin bu görmemiz gerektiğini gizli kapaklı isterken, birlikteliğin gücü yardımlaşmanın yıkılmazlığı kendilerini yıkacağını, insanı artık sömürerek yan gelip yatamayacakları, haksız kazançla kasalarını dolduramayacakları endişesi içinde, yitirilmişlikle dolu hayatı bizlere sunarak, var olduğumuz değerleri insanlığımızı yitirmemizi istemektedir.
 
Yeryüzünde sosyal yaşamı izole ederek yumuşak görünmez baskılarla esaretimizle ellerinde tutanlar tutmaya çalışanlar, biz tutunamayanların hiç bir zaman tutmamasını sımsıkı birliktelikle yaşamaması için, büyük buhranlar içinde bizlerin çaresizlik içinde kalmamızı isteyenler, bize sonsuz canlılığı diriliği sunan birlikteliği kardeşliği yardımlaşma olgularımızı yitirerek, esaret içinde kendilerine mahkûm yaşamamızı istemektedir. İnsan bilgi ağacı olmasına rağmen dalları budanarak çırılçıplak bırakılmak istenilerek, doğrularıyla var olan bilgileriyle bitmesi için yitirmesi için tek benlikle yaşayan bu sömürgeci insanların kafesine tıkılarak susuz bırakılarak, kurumasını her şeyini yitirmesini istetmedirler. Var olma içteki dünyamızın sevgisi aşkıyla dış dünyamıza yansımasıyla, dünyamızı güzelliklerle yardımlaşma kardeşlikle zenginleştirmeyi gerektirirken, bunu yok etmeye çalışanların savaşı son ana kıyamete kadar devam edecek, güzellikleri yitirmemizi bekleyenler bitecek ve güzelliklerle kardeşliğimiz birlikteliğimizi bizler Yüce Allah C.C. yardımıyla bizler yitirmeyeceğiz, çünkü iman etmemiz ve imanımız buna asla izin vermemekte, bizler kardeşlik birliktelikle yitirmeden yaşamamamızı emretmektedir, Âlemlere Rahmet Peygamberimiz bizlere ““Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın, Allah da ihtiyacını karşılar. Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderenin Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslüman’ın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.” “ derken bunu lakin bunu o sömürgeciler asla bilmemektedirler ki hep kendileri yitirmekte ve bu umutsuzlukla yok olmaktadırlar, insanlığın kaynağından yolundan anlayışa varma pınarından bir yudum su içememenin korkusu ile farklılaşmanın, sanki bir ölüm olacağı korkusu ile her şeyden mahrum kalarak yitirmek onlar için her zaman kaçınılmaz olacaktır vesselam.
Mehmet Aluç