Hayat Ne Garip
Ben hayattan muzdarip, hayat benden muzdarip
Hiç yokmuşum gibi, hep varmışım gibi, garip
Fener
Nerde kaldı ışığım, nerde kaldı fenerim
Karanlık beni alır, erir kemik ve derim
Hastalık ve İlaç
Bir illet sarmış beni, her yanım nokta nokta
Derdime tek ilaç var, o varda değil yokta
Akıl
Olmaz demek ne demek olmazı oldurmak var
Akıl boş bir dağarcık, içini doldurmak var
Karanlık
Karanlığı giyerim karanlık benim postum
Öyle sarar ki beni yok ondan sadık dostum
Adalet
Adalet dağın zirvesinde ulu bir kartal
Yolunmuş kanatları lâkin, üst başı partal
Dağlar
Beni kendine çeken dağlardaki silüet
Koşup çıkmak isterim, ayağımdaki süet
Sır ve Gerçek
Hayatın gerçeğini sır diye satan çocuk
Gerçek, her hayatın sonunda var bir yolculuk
Kader
Kader nedir bilinmez, bilinmez nedir kader
Kadere suçu atan en başından kaybeder
Özgürce Yaşamak
Özgürlük, neredeymiş soralım onu bilenlerden
Yaşamak, kaçmakmış heyhat, bize öğretilenlerden
Sivri Dil
Varsın dilin sivri olsun yüreğin değil
Deniz kuruduktan sonra ne yapsın sahil
Nizam
Varlık içinde varlık yokluk içinde yokluk
Nizamda değil insanın içinde bozukluk
Ne ve Niçin
Arkasından koşmuşum... Ama neyin ve niçin
Bunca yıl ne yazık ki, koskocaman bir hiçin
Tren
Kuruntuymuş çok şükür içimi yiyip bitiren
Henüz yola çıkmamış beni götürecek tren
Virgül
Sonsuz âlemde bir küçük virgülüm
Ne açarım ne kaparım cümlemi
İstikamet
Bak gör ki evreni sonsuz büyük bir mabet
Nerden bakarsan bak hep aynı istikamet
Şöhret-1
Zaten parlak olanı parlatmaya ne hacet
Kuldan alınacaksa bırak kalsın icazet
Şöhret-2
Sıva tutmaz duvara mala vursan ne yazar
Meyvesiz bir ağaçta dala vursan ne yazar
Yalnız
Beşikten mezara değin insan yalnız kere yalnız
Hakikat, o kalabalık sandığın sokaklar ıssız
Şüphe
Eskiden küçücüktü içimde bir karınca
Meğer dev gibi imiş anladım ısırınca
Hatıra
Götürmek istersen dünyadan birkaç hatıra
İyilik yap yükle ahrete giden katıra
Sıra
Sıra sıra dizildik hepimiz sıra sıra
Kim sarılacak bilmem ecel denen hasıra
Tutsak
Ben mi tutsağım bu dünyaya, dünya mı bana
Nefsim kapıda bekler, benzer bir gardiyana
Madde ve Hadde
Dünyaya bırakıldım yapılıp bir maddeden
Burda benden beklenen geçmekmiş bir haddeden
Zemberek
Zembereği boşalmış zamanın, aktıkça akar, aman
Nabzı yavaşlamış insanlığın, galiba ahir zaman
Sanal
Sanallığa dalmışız olmuşuz sanal bir ruh
Yalpalar da yalpalar, bilmez kendini güruh
Zina
Şöhretten bir zat-ı muhterem eylerse, kaçamak
Avamdan gariban biri yaparsa vur bir toynak
Boyut
Kaçıncı boyutta yaşıyorum bir rüyayı
Görmüyor gözlerim güneşi, ayı, dünyayı
Köşe Başı
Köşe başını tutmuş bekliyor madrabazlar
Deli Dumrul kesilmiş bilet keser şahbazlar
Su
Su gibi aziz ol yavrum, su gibi aziz
Onun gibi içi dışı bir, saf ve temiz
Yatağım
Koynunda başımı dinlediğim bir kadındır
Âma, lâl ve aynı zamanda sağır mı sağır
Mazi
Mazi denen göle beyhude yoğurt çalınır;
Ya tutarsa, diyerek sazla türkü çalınır.
Zaman ve Mekân
Zaman ve mekân mefhumu ellerimden tutar;
Bir canavar gelir, beni çiğnemeden yutar.
Maske
Maskeli balonun tam ortasına dalmışım,
Herkes bir maske takmış, ben maskesiz kalmışım.
Kandırmaca
Kandırıldık, bir oldubittiden ibaretmiş;
Kuru dallara iplikle tutturulmuş yemiş.
Anahtar
Öyle bir çilingir ki yaptığı bir anahtar,
Bu dünyadaki kilitlerin hepsini açar.
Sonsuzluk
Sonsuzluk, zamanın bittiği bahçe;
Mantığım bileklerimde kelepçe.
Erden Ender GÜNER