ERZİN- HATAY ANILARI-III

Sabah telefonun alarm sesiyle uyandım. Saat 8, kahvaltı için bir saatimiz var. Şerife kardeşimi uyandırdım ve kahvaltılık malzemelerimizle kamelyaya gittik. Bizden önce kalkanlar da varmış. Masaları hazırladık. Rabbime şükürler olsun masada her şey vardı. Gülistan kardeşimin getirdiği peynirlerle birlikte 5-6 çeşit peynirimiz olmuştu. Yeşil salamura zeytin mi ararsın, kırma zeytin mi, siyah zeytin mi, nasıl bir bolluk ya Rabbi!  Çeşit çeşit reçeller, ballar, soslar, tereyağları, akşamdan kalan hamur işleri. Bunlar yetmezmiş gibi Dörtyol'dan Elmas kardeşim poğaça yapıp getirmiş, Sibel kardeşim de yumurta salatası. Artık tabaklarda koyacağımız yer kalmamıştı. Fırından yeni çıkan çıtır çıtır sıcacık ekmekler ve çay eşliğinde afiyetle kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı sonrası Şerife kardeşimle birlikte aldığımız çam sakızı çoban armağanı pembe yazmalarımızı bu günün anısına hepimiz boynumuza bağladık, fotoğraflar çektirdik. 
Adana-Yumurtalık gezisi için Şehamettin kardeşimin ayarladığı iki minübüs motelin dışında bizi bekliyordu.Herkes araçlara bindi ve hareket ettik. Yol boyunca arkada oturan İlhami beyin önderliğinde türküler, fıkralar eşliğinde 
Erzin belediyesi sınırları içinde bulunan, Issos Harabeleri olarak da bilinen Epiphaneia Antik Kenti'ne geldik.  Yapılan kazı çalışmalarında  bölgede Roma hamamı, sütunlu cadde ve odeion (müzik dinlenmesi için yapılmış özel yapı) hakkında değerli tarhçimiz Doç. Dr. Aytül kardeşim ve Şehamettin bey kardeşim tarafından bilgilendirildik. MÖ 2.yy da inşa edilen Epiphaneiya Antik Kentin'de ortaya çıkarılan yörenin en büyük tapınağının sütünlarını telefonlarımıza kaydettik. Halen kazı çalışmalarının devam ettiği kentten ayrılarak Ceyhan'da bulunan Kurtkulağı Kervansarayına geldik. 
Kurtkulağı Kervansarayı, Osmanlı döneminde önemli bir iletişim merkezi olarak kullanılmış. Yani bir postane görevi ifa etmiş. Ayrıca burası bir yaşam merkezi olduğu için konaklama yerleri de mevcut. 
Kurtkulağı Kervansarayı kale gibi korunaklı olduğu için günümüze kadar sapasağlam kalmış. 
Yumurtalığa gitmek üzere tekrar araçlarımıza bindik. Hava sıcaklığı 35 derece. Güneşin yakıcı sıcağı altında Yumurtalık ilçesine geldik.
Bizi Yumurtalığın şehir girişinde bulunan kale ve Liman Kulesi kalıntıları karşıladı. Ayas Antik Kenti tarihi ticari bir liman kenti olarak günümüze kadar gelmiş. Bu yapılar hakkında da yine tarihçimiz Aytül kardeşimin açıklamalarıyla dağarcığımıza yeni bilgiler ekledik. 
Yorulmuş, bir haylide acıkmıştık. Şehamettin kardeşimin ayarladığı bir kebapçı lokantasına girdik. İsteyen istediğini yedi. Yemeklerimizi yerken mekanın kemancısı masalara tek tek gelerek şarkılar türküler söyleyerek  nafakasını çıkarmaya çalıştı. Yemekten sonra Burnaz Plajı'na gittik. Orada bulunan kafeteryada sandalyelerimizi kumların üzerine koyarak, mini bir şiir etkinliği yaptık. Daha sonra Tahir bey ve Cevat bey kardeşimin sazları eşliğinde halaylar çekildi, oyunlar oynandı. Bazı arkadaşlar yalın ayakla ipek gibi kumların keyfini çıkardı. Bazıları da deniz kenarında yürüdü. 
Hayli yorgun ve mutlu olarak motelimize döndük. 
Akşam Şerife kardeşimle ortaklaşa sunduğumuz proğramda arkadaşlarımızın okuduğu birbirinden güzel şiirlerle, Tahir ve Cevat bey kardeşlerimin çalıp söylediği türküler eşliğinde gecemiz nihayet buldu. Bu arada etkinliğe çok isteyip de gelemeyen, Esas-Der'in bel kemikleri Nurcan Ören ve Salih Özel Nebioğlu kardeşlerimizi unutmadık. Onların da birer şiirini okuyarak selam gönderdik. Yorgun bedenler istirahate çekilirken, biz yine Jale kardeşimin demlediği mis gibi çaylar eşliğinde geceye devam ettik.