TÜRK HALK ŞİİRİNDE MISRA BAŞI KAFİYELER*
YAZAN : Dr. Doğan KAYA
Şiirde ses zenginliği; bünyesinde aynı sesi bulunduran hece vekelimelerle, ünlü-ünsüz ilişkileriyle, aynı kelimenin tekrarıyla, kafiye verediflerle sağlanır. Tam olarak tarifi yapılamamış olan kafiye, genellikle, nazımdamısra sonlarındaki ses benzerliği olarak nitelendirilir. Şiirde ahenginsağlanmasında önemli rol oynamasının yanı sıra kafiyenin, nazı şekillerinin meydana gelmesinde de belirleyicilik vasfı vardır.
Türk şiirinin ilk örneklerinde kafiye, mısra başındaydı. Reşit Rahmeti Arat, Eski Türk Şiiri adlı eserinde, kafiyeyi nazmın en önemli şartlarından biri olarak görür ve tespit edilebilen ilk Türk şiirlerinde kafiyenin mısra başında kullanıldığına işaret eder. Osman Fikri Sertkaya bunları “baş kafiye” olarak isimlendirir ve baş kafiyenin göz için olduğunu düşünür.1 Buna gerekçe olarak; -istisnalar olsa dabaşkafiyenin aynı ünlü yahut ilk iki sesinin aynı ünsüz+ünlü ile olmasını gösterir. Mısralar ünlü ile başlıyorsa ünlünün yanındaki ses o kadar önemli değildir, lâkin ünsüz ile başlıyorsa ünsüzün yanına gelen sesin aynı olması gerekir ve ünlülerden ı/i, o/u ve ö/ü’nün farkı aranmaz. Sözgelişi şu şiirde dörtlükler kö/kö/kö/kö, a/a/a/a, mun/mun/mun/mun
ve yı/yi/yi/yi sesleriyle başlatılmıştır.
Osman Fikri SERTKAYA, “Eski Türk Şiirinin Kaynaklarına Toplu Bir Bakış”, TD- Türk Şiiri Özel Sayısı I (Eski Türk Şiiri), S. 409, Ocak 1986, s. 43.
kök kalık teg yuklunmaksız azsız suksuz
körgülüg neñ uşik ekşer tapgulugsuz
körser sizni yig yörügçe körmeksizin
körür olar kirtü arıg burkanlarıg
adruklarka tükellig bir tüzünümnüñ
Gökyüzü gibi ulaşmaz hırssız ve tamahsız,
görülecek hiç bir şey, harf ve hece bulunmaz,
size baksalar bile, en üstün tefsir yollu görmeyip,
onlar ancak hakiki, temiz burkanları görürler.
Aprınçur Tigin: Gerek mısra başında gerekse mısra içinde b, k, r,t, v, y sesleriyle başlayan kelimeleri kullanılmıştır. Ahengi sağlamak için kimi zaman mısra tekrarı yoluna gidilmiştir.
[biziñ teñrimized]güsi redni tiyür
[biziñ teñrimized]güsi redni tiyür
[ridni]de yig meniñ edgü [teñr]im alpım bekrekim
ridnide yig meniñ teñrim alpım bekrekim
Bizim tanrımızın iyiliği cevherdir derler,
bizim tanrımızın iyiliği cevherdir derler,
cevherden daha üstün benim iyi tanrım, alpım, kudretlim,
cevherden daha üstün benim iyi tanrım, alpım, kudretlim,
Pratyaya Srı: a, b, k, o-ö, t, y sesleriyle başlayan kelimeler tercih edilmiştir. I. dörtlükte, t, II. dörtlükte ö, III. dörtlükte a sesliyle mısra başı kafiyelerine uyulmuştur.
tuyunmak-ık tanuklagu öd-kedegi
tadta yigi üç erdinig umug tudup
tudçı isdim bodılıg yig yorıg öze
tolp yirdinçüg tuyunmakta ornadayın
Reşid Rahmeti ARAT, Eski Türk Şiiri, Ank., 1986, s. 156-160.
Başkafiyeler Dede Korkut kitabında da karşımıza çıkar. Türk edebiyatının abide eserlerinden olan Kitab-ı Dede Korkut, bu alanda araştırma yapanların da ittifak ettiği gibi, destandan halk hikâyelerine geçiş eseridir.15 İhtiva ettiği hikâyeler manzum ve mensur yapıdadır. Hadiseler mensur olarak anlatılırken, bilhassa duygu yoğunluğunun çok olduğu yerlerde kahramanlar düşünce, inanç ve ruh hallerini manzum olarak ifade ederler. Ne var ki, bu manzumeler, klasik anlamda ve muntazam yapıda parçalar olmayıp hece bütünlüğü ve durak açısından başarısızdır. Bunlar eserde soylama başlığı altında verilir. Üslup yönüyle, seci karakter taşıyan atasözleri ve masal tekerlemeleriyle benzerlik gösterir.
Yalap yalap yalabıyan inca tonlum
Yir basmayup yorıyan selvi boylum
Kar üzerine kan tammış kibi kızıl yañaklum
Koşa badem sığmayan tar ağızlum
Kalemçiler çalduğı kara kaşlum
Kurumsı kırk tutam kara saçlum
Aslan uruğı sultan kızı
Öldürmege men seni kıyar-midim
Öz canuma kıyam men saña kıymayam
Men seni sınar-idüm16
Muharrem ERGİN, Dede Korkut Kitabı I, Giriş-Metin-Faksimile, Ank., 1994, s.197.
..............................................
Tatsız Türk bolmas
Başsız börk bolmas
(Acem’siz Türk olmaz, başsız da börk olmaz.) (C. I, s. 349-
350)
Tolum anutsa kulun bulur
Tolum unutsa bulun bolur
(Silahı hazırlayan tay bulur, silahı unutan tutsak olur.) (C.I, s. 215).
Keçe turup yorır erdim Gece kalkıp yürdüm
Kara kızıl böri kördüm Kara -kızılkurt gördüm
Katığ yanı kura kördüm Kuvvetli ve sert yayımı kurdum
Kaya körüp baku agdı Beni görüp yokuşa ağdı
(C. III, s. 219) Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati’t-Türk, (Haz. Besim ATALAY), C. I, s. 457-458.
1. Bugün genellikle mısra sonlarındaki kafiyeler eski Türk şiirinde mısra başında yer alıyordu. Cümlede vurgunun sona kayması ve başka kültürle temas sonucu mısra başlarında yer alan kafiyeler, mısra sonuna kaymıştır.
2. Genellikle dörtlükler halinde yazılan ve mısralardaki hece sayıları eşit olmayan ilk Türk şiirlerinde sadece mısra başı kafiyelerle yetinilmemiş, mısra içindeki kelimelerin başında da aynı seslerin kullanılmasına özen gösterilmiştir.
3. Mısra sonu kafiyeleri geçiş döneminde -Dede Korkut’taki örneklerde görüleceği üzere- önceleri rediflerle sağlanmış, bu şekil
sonraki dönemlerde inkişaf göstererek kafiye+redif şekline dönüşmüştür.
4. Başkafiyelerin ve aynı sesle başlayan kelimeleri bir araya
getirme kaygısı, şiirde ahenk sağlama ve göz için kafiye yapmadüşüncesiyle doğrudan ilgilidir.
5. Sonraki devirlerdeki şairlerin bir kısmının mısra başı
kafiyelerine ilgi duyması, yazdıkları şiirlere dikkat çekmek yahutelifname örneğinde olduğu gibi aynı harflerle başlayan şairleri bir araya
getirme kaygısının zorlayıcı rol oynamasıdır.
6. Mısra başı kafiyeler sadece sahibi belli ürünlerde değil, aynı zamanda atasözü, deyim, tekerleme, yanıltmacalarda, manilerde, şaman dualarında ve saya gezmede olduğu gibi geleneklerin icrası sırasında da kullanılmıştır.
Dr. Doğan KAYA