Heryer karanlık, güneşi çalınmış ufuklarda gezen alaca bir gölge
Koca zemin artik sadece katran gecelerin doğup battığı bir bölge
Yamaçlarda beliren her parıltı ansızın titreşerek can çekişmekte
Ateş böcekleri dahi güneşe hasretle sızlayan bağrımızı deşmekte
Asırlardır fecr-i kaziblere alkış tutmaktan nihayet ellerimiz patladı
Fecr-i sadik bekleyen kalbimiz sabır taşı olsa da hicranla çatladı
Kara toprakta yoğrulan tenimiz matemle bir damla gözyaşı kesildi
Yıkılışların dehşetinden canımız çıktı, bedenimiz mezar taşı kesildi
Bozgun üstüne bozgunların yasıyla dudaklarımız devirlerdir gülmedi
Şu ülkelerde vurgun üstüne vurgun yiyenler hala bu utançla ölmedi
Nadanlar yar diyerek her önüne çıkan ağyara şimdi sıkı sıkıya sarıldı
Dostlar yarin bir tek sitemini görünce, canlar verilesi canane darıldı
Yitirilen güneşlere daha dün sevda türküleri söyleyenler hani nerde
Şimdi gördüm gölgelerin ardınca sürünmekteler, işte bak her yerde
Yıkılsın artık şu şafaklarda belirip duran binler simsiyah lekeli yüz
Yırtılsın artık bu uzayıp giden perdeler ki o vakit şems-i ezeli süz
Bırak körler gibi yaşamaya alışma, şu ayak bağlarını da kopar at
Korkma, yüksel yücelere doğru bulunca orada biri bin yapar ali kat
Ey Yolcu! Zevalsiz muhteşem güneşler getir bizim için ne olursun
Ki şanlı ecdadın yadigarı nur, zemin sathına ebedi saltanat kursun