Eski devrilerde masaların saç taramak, saç kesmek, yüze bakmak için kullanılan küçük el aynaları ile masaların üzerine konulan daha büyük aynalar vardı. Tanzimat ve cumhuriyetin ilk yıllarında yazılmış olan roman ve diğer eserlerden anlaşıldığına göre gümüş çerçeveli aynalar orta halli ailelerde babadan oğla, dededen toruna miras kalabilecek kadar değerli eşyalar olarak kabul edilir, evlerin en göze batacak yerlerinde teşhir edilmesine özen gösterilirdi.
Eski devirlerde ayna tutmak ilan-ı aşk etmek demekti. Delikanlılar beğendikleri genç kızlara ayna tutarak “ seni çok beğeniyorum, çok ilgimi çekiyorsun “ mesajını iletmiş oluyordu. Berber çıraklarının tıraştan sonra yan tutması âdeti günümüzde de devam edebilmektedir.
Divan şiirinde gümüş ayna sık sık kullanılmış, sevgilinin teni ve sinesi gümüş aynaya benzetilmiştir. ( bkz Sîm Nedir Gümüş Tenli Sevgili Ay Hilal ve Işığı )
Sîm çep-râstlar ol sîne-i pür-nûr üzre
Bir lûgaz bağlamış âyîne-i billûr üzre Nedim Şiirleri
Ger tokınursa pîrehen ey sîm-ten saña
Cân riştesi yiter arış argaç dahi aña EMRÎ (Edirne
Oldu turunc-ı gabgabııı ey sîm-ber leziz
Olmaz behişt mîveleri bu kadar leziz Ahmed Paşa
Pâlûze mi ten ya gümüş âyine mi gerden Celâleddin Paşa
Gğümüşten âyineler gibi saf iken sinen Nedim