M. NİHAT MALKOÇ
 
            Mesafelerin alabildiğine kısaldığı, baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı bir çağda yaşıyoruz. Artık dünya global bir köye dönüşmüş durumdadır. Bu demek değildir ki dinimizi ve töremizi terk edip bu küresel deliliğe teslim olacağız. Öyle olmasa da dünyanın haricinde göremeyiz kendimizi. Zira biz bir kabile devleti değiliz. Dünyada söz sahibi bir ülkeyiz.
 
            Turizm gelirleri bir ülkenin gelişmesi için önemli kalemlerden biridir. Son yıllarda Trabzon'umuzda turizmde, özellikle Arap kökenli kardeşlerimizin ilgisinden kaynaklanan bir bahar havası yaşanıyor. Şehir buna kendini hazırlıyor. Sözüm ona global düşünen ve kendini 'dünya vatandaşı' olarak tarif eden bazı kesimler Trabzon'da ticarethanelerdeki Arapça yazılara kıl oluyormuş. "Yahu burası Arabistan mı?" diye serzenişte bulunuyorlar. Sarp Sınır Kapısı'nın açıldığı ilk yıllarda Trabzon'da hemen her yerde Rusya'nın kril alfabesiyle yazılan onlarca yazıya rastlanıyordu. Bu durum hayra işaret sayılıyor ve Trabzon turizminde canlılık olarak görülüyordu. Oysa o yıllarda Trabzon'da SSCB kaynaklı fuhuş almış başını gidiyordu.
 
            Araplar gelince 'Trabzon Araplaşıyor mu?' hezeyanları başladı. Merak etmeyin ne Trabzon Araplaşır, ne de Araplar Trabzonlulaşır. Hem korkmayın Araplar öyle sıkı Müslüman değil. Bizim gibi zaman zaman. Kapitalizme bağlılıkları yönüyle bize benziyorlar.
 
            Öte yandan bu ülke ve bu ülkenin bir şehri olan Trabzon, bugüne kadar İngilizce tabelalardan hiç şikayet etmedi. Global düşünenler, İngilizceyi gelişmişlik işareti kabul edip binlerce lira harcayarak çocuklarını İngilizce kurslarına verdiler. İngilizce eğitim veren okullarda okuttular.  Aynı kişiler Trabzon'daki işyerlerindeki tabelalarda Arapça yazı görünce niçin rahatsız oluyorlar? Biz ne İngilizceden ne de Arapçadan rahatsız oluyoruz. Bizler muasır medeniyet seviyesine yükselmek için "Bir lisan bir insan" anlayışını savunuyoruz. Hem turizm bacasız sanayidir. Ne kadar çok turist gelirse o ülke ve o şehir o kadar gelişir.
 
            Bilmeyen varsa söyleyeyim: Arapçaya "Kuran yazısı" denmesine bakmayın. Arap alfabesinin hiçbir kutsiyeti yoktur. Takdir edersiniz ki harfler seslerin elbiseleridir. Resulullah Efendimiz elçi olarak Anadolu'ya gönderilseydi Kur'an, Türkçe olacaktı. Ey dünya vatandaşları,  'Kur'an yazısı' diye Arapçadan korkmayın. En galiz ifadeler de o alfabeyle yazılabilir. Önemli olan zarf değil, mazruftur.Alfabe din değil, din alfabeden ibaret değil.
 
            Aslında ben de bu Arapça tabelalara kızmıyor değilim. Kızıyorum elbette. Diyeceksiniz niye? Tabelalar yazılırken yeterince ehil insanlardan yararlanılmıyor. Ciddi Arapça yazım hataları yapılıyor. Bu Trabzon'da da bir ara gündeme geldi, konuşuldu, tartışıldı. İşte size bununla ilgili bir gazete haberi: "Trabzon’da bir süredir tartışma konusu olan, turistler için hazırlanan tabelalardaki yazım yanlışları bugün Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi'nin gündemine geldi. CHP’li Belediye Meclis Üyesi Cahit Erdem, 'Bu tabelalarda lügate uymayan tercümeler yapıldı. Haçkalı Baba Türbesi bile "Haçkalı Grand Father " diye yazılmış. Bunun gözden geçirilmesi gerektiği kanaatindeyim' dedi. Başkan Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu ise, 'Tabelalarda hakikaten özel isimleri İngilizce veya Arapçaya çevirerek yazmak bir eksiklik. Yanlış yapıldı. Tabelalar bizim sorumluluğumuzda' dedi."
 
            Mikro ve makro milliyetçilik adına başka mill(iy)etleri hor ve hakir görmek Yunus Emre'nin torunlarına yakışmıyor. Zira ne diyordu Türkçenin usta şairi Yunus Emre'miz: "Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan/Halka müderris ise hakikate âsidir"
 
            Bizler sevgi, hoşgörü ve adaletle üç kıtaya huzur getirmişiz. Bizler Yunus'un yürek burçlarına diktiği sevgi ve hoşgörü bayrağını daha yükseklere taşımakla mesulüz. O Yunus ki sözü şu dizelerle bağlıyordu: "Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için/Dost'un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim" Bizler de Yunus Emre'nin çocukları olarak hiçbir dini, hiçbir meşrebi, hiçbir kültürü ve hiçbir dili ötekileştirmeyelim. Unutmayalım ki ötekileştirenler ötekileştirilir. Mutluluğun reçetesini bakın Yunus nasıl veriyor:
 

               "Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım/Sevelim sevilelim/Dünyaya kimse kalmaz"