Gölgeni gölgem saydım, alın yazımsın benim
Gözlerimde kanlı yaş, kırık sazımsın benim
 
Sevda denizlerini taşıran son damlasın
Çoğa değişmediğim azdan azımsın benim
 
Hicranın ateşinde yakıp da kül eyledin
Cefadan usanmayan özge nazımsın benim
 
Gönlünün kafesinde gönüllü tutsağım ben
Arkamda bıraktığım şanlı mâzimsin benim
 
Ne fırtınalar yedim sana ulaşmak için
Hasret dağında boran, yürek sızımsın benim
 
Yolumu kaybettiğim çatallı yol ağzında
Peşinden yürüdüğüm kutlu izimsin benim
 
Çöle düşüren Leyla, dağı deldiren Şirin
Canımdan özge cansın, duru özümsün benim
 
Vuslatın çırasını tutuştur hasretinle
Ayrılık ateşinde yanan közümsün benim
 
Hoş eyle, bu yaralı gönül şifâyâb olsun
Yalanın kıskacında doğru sözümsün benim
 
Ektiğin rüzgârları biçtim fırtına diye
Nazargâh-ı ilâhî, gönül gözümsün benim
 
Muhabbet çınarının dökülen son yaprağı
Mevsimlerin içinde mahzun güzümsün benim
 
Hasretin yamacında dik nefes kaldığımda
Durup soluklandığım mola düzümsün benim
 
Gönül pervazlarıma konan kınalı keklik
Mutluluğun resmisin, sevda pozumsun benim
 
Mevsimlerden baharsın, güller açar sinende
Dar vakitte yetişen sevda kozumsun benim
 
Müptelası olmuşum o kara gözlerinin
Sürüden ayrı düşmüş körpe kuzumsun benim
 
İftarı ne zamandır, bu sevda orucunun?
Gönül soframda katık, tadım tuzumsun benim