Evvelimde dinmez idi âh ü efgânım benim
Gece gündüz, bilmez, idi zâr ü giryânım benim
 
Düştü aşk odu bu cana, yaktı kül etti beni
Kül olunca yanmaz oldu nâr-ı sûzânım benim
 
Hâr u hâşâk-ı enaniyet yanalı aşk ile
Arş ü Kürsiden geniş açıldı meydânım benim
 
Ar ü namus şişesin' yerlere çalıp kırmadan
Vech-i Hak'kı olmadı her yüzde seyrânım benim
 
Rahat ile istedim, vaslını kahretti bana
Derde düşüp ağlayınca güldü cânânım benim
 
Top ile çevgânı sundu bana cânan lütfile
Bendedir amma görünmez top ve çevgânım benim
 
Hayret ender hayrete şöyle düşürdü gönlümü
Şerh olunmaz bu dil ile şimdi hayrânım benim
 
Âlem ol vech-i âmâ'dır, hayret andandır bana
Bu vücudum ay bın' örttü mihr-i rahşânım benim
 
İptida azmeyleyince bu cihan iklimine
Bir libasım yok idi kim örte üryânım benim
 
Hep birer kaftan verildi dostlarıma hem bana
Onların daha durur, eskidi kaftânım benim
 
Suya vardık onlar ile kaplarını doldurdular
Ben de vardım, testimi mahvetti ummânım benim
 
Derler imiş: Halka-i zikre girip dönmez, niçin?
Ben dönerdim lîk gözden mahfi devrânım benim
 
Halk bir kez dönmeden ben nice kez devreyledim
Bilmediler devrimi yanımda yârânım benim
 
Yâr ile ahdeyledim kâh dağılıp kâh cem olam
Tâ ezel budur ânınla ahd ü peymânım benim
 
Ânın için kâh cem'im, kâh perişan tâ ebed
Döndü kaldı üstüme cem ü perişânım benim
 
Döndürür daim Muid ismi takoz/ası beni
Nokta-i zatım değil, surette ceylanım benim
 
Devre-i arşiye'den her kim haberdar olduysa
O duyar ancak, Niyazi, ilm ü irfânım benim
 
Niyazi Mısrî