Eskici Hikâyeleri-Nehir
Genç çift, aldıklarının parasını öderken mutlu mesut gülümsediler. Sevdikleri şeyleri ucuz bulmuşlardı ve bu alış verişten memnundular. Tam çıkarken kadın, kapının pervazına asılmış iğnedenlikte bir toplu iğneyle tutturulmuş siyah beyaz fotoğrafa baktı.
-Aaa... Bak... foto otomatta çekilmiş. Bir zamanlar bu fotoğraflar kullanılıyordu belgeler için.
-Evet... Hatırlıyorum, biz küçüktük. Bu makinelerden çektirdiğimiz fotoğrafları bayramlarda büyükanne-babamıza gönderirdik.
-Annemler anlatıyor da... Bu tip makinelerin gelmesi kolaylık oldu diye çok sevinmişler o zamanlar.
Kadın bana döndü:
-Kim bu? Önemli biri mi?
-Bizim ilk, ev boşaltma işi aldığımız müşterimiz. Markus...
-Markus... Adını hatırlıyorsunuz.
-Çok ilginç bir anı oldu dükkânın geçmişinde. Unutmak ne mümkün...
-Böyle miydi? Genç miydi?
-40’lı yaşlardaydı. Bu, daha genç hâli... Üniversite öğrencisiyken böyle görünüyormuş.
-Hmm... Evet bu tip fotoğraflar uzun zamandır kullanılmıyor, doğru...
-Evet zaten belgeler için artık biometrik kullanılıyor. Tamamen sistem değişti.
-Siz burada zamanın akışını, gelip geçen eşyalarla daha yakın izleyebiliyorsunuz, ne güzel...
-Birini özümsemeden yenisi çıkıyor. Elektronik eşyaların bir önceki modeli bile “Eski” oluyor ve mutlaka bize geliyor. Çoğu modeller, biz de göremeden çöpe gidiyor. Hızla akan bir nehrin kenarında oturmuş izliyor gibiyiz.
-Eski fotoğraf makineleri geliyor mu?
-Geliyor, “Tam müzelik” diyoruz. Sonra dijital makineler de geliyor. “Bir zamanlar ne kadar pahalıydı” diyoruz. Kocaman flaşlı makineler, 36’lık, 18’lik filmler... Bazen bakıyoruz, hafıza kartlı dijital makineler... Geçenlerde bir genç, 36’lık film kutusunu açtı. “Amman!” dedim “Ne yapıyorsun?” “Bu neymiş diye bakıyorum.”dedi. Tabii ki yandı bütün film. Gence anlatamadım. “Bunu kameraya takıyorsun, çektiğin pozlar kaydoluyor, sonra bir fotoğrafçı karanlık odada bunları banyo ediyor, karta basıyor...” Hiç bir şey anlamadı. Kendi hafızası olmayan bir kamerayı düşünemedi bile...
-Yandı bütün film. Oysa o kameralar, filmsiz boş bir kutudur.
-Tabii ki... Film bize de her zaman gelmez. Başka bir gün biri gelip sadece akıllı telefon soruyor. Onların da önceki modelleri, hiç kullanılmadan atılabiliyor. Güncellenmeyen veya hiç açılmayanlar ölüyormuş. Boşalttığımız evlerin eşyaları arasında bu tip siyah-beyaz fotoğraflar bulunca da atmaya kıyamıyoruz... Biraz da yaşımız bu anılara müsait olduğundan herhâlde.
-Çok güzel bir işiniz var. En azından ben seviyorum eski anılarla bir arada olmayı...
-Bazen acı veriyor. Toplumların hızla tüketim toplumu hâline geldiğini izlemek, bu arada dünyamızı da nasıl tükettiğimizi görmek...
-Doğru, haklısınız. Mesela ben, annemin büyüdüğü beşikte büyümüşüm. O beşik duruyor hâlâ... Benim çocuğumun bebek karyolası, 4-5 ayda bir değişecek. Asla kendisinden başka bir bebek kullanamayacak. Çünkü öyle yapıyorlar zaten kısa bir süre sonra, sağdan soldan kırılmaya, kopmaya başlıyor.
-Eski eşyalar eskimiyor. İnsanlar soruyorlar, mesela: “Ama filan mağazada koltuğun fiyatı 500, siz eskicisiniz daha ucuz olmalı siz de 500 diyorsunuz.” diyorlar. İyi de o mağazadaki koltuk iki ayda çöküyor, bizim koltuk, üstünde zıplayıp kırmaya çalışmadığınız müddetçe torunlarınıza da kalır... Veya o mağazanın koltuğunun aynısı var bende. Hiç kullanılmamış. Onu size bedava verelim götürün.” diyoruz. Onu da almıyorlar. Anlatamıyoruz.
-Evet... Biz eski bir ev aldık. İçindeki eşyaların büyük çoğunluğunu atmadık. 100 yıllık eşyalar var. Bir yüz yıl daha dayanırlar. Çekmecelerde eski ev sahiplerinin fotoğraflarını bulduk. İnanın atamadım. Bazen bakarım. Yeşil kartlı, sarı kartlı fotoğraflar, siyah-beyazlar, anında karta basılan renkli şipşaklar, sonradan pastelle renklendirilenler... Zaman yolculuğu gibi... Bizim fotoğraflar da en iyi ihtimalle bilgisayarın hafızasında kalacak. O da içindekilerle birlikte bir elektronik çöplüğüne atılacak. Ülke tarihi, aile tarihi, hatıralar hiç yaşanmamış gibi unutulacak?
-Üzücü olan da o zaten.
-Pekii... sohbet için teşekkürler. Yine geliriz, burayı çok beğendik. Auf wiedersehen... (Görüşürüz)
-Çüüs..
İğnedenlikte duran, uzun kıvırcık saçları dağılmış, Markus’a baktım.
-Susarken bile ne çok şey anlatıyorsun. Ah Markus ah...
Esa Resmi Hesap