Eskici Hikâyeleri- Bankadan Arıyoruz

   Müşterinin yoğun olduğu günler veya anlar azdır ama o gün nasılsa gökten yağmış gibiydiler. Bir şey arayanlar, bulanlar, soranlar, satın alanlar, para verenler, üstünü bekleyenler, taşıma işini konuşanlar veya sadece bakıp çıkanlar... Devamlı bir akış, devamlı bir koşturma içindeydik. Bu arada telefon çaldı, açtım:

-Brokenştube Şöntal

-İyi günler, (...) bankasından arıyorum. Size bir kaç sorum olacaktı.

-Burası işyeri... Acil değilse sonra arar mısınız? Biraz yoğunuz da...

-Zamanınızı almayacağım. Çok kısa... Lütfen... E-bank ile işlem yapıyor musunuz?

-Yapıyoruz.

-Güzel... Daha hızlı ve pratik olması için, hesabınızı E-bank hesabı yapalım mı, ister misiniz?

-...

-Bakın çok rahat edeceksiniz.

-Biz, böyle de rahatız. Teşekkürler...

-Öyle demiyorum. Tek tuşla halledebileceğiniz bir hesabınız olacak, çağımız hız çağı. Herkes gibi ayak uydurmak istemez misiniz?

-Ben hızımdan memnunum, gerçekten değiştirmek istesem bankaya gelirim, sizinle orada konuşuruz, teşekkürler...

   Bu arada bazı müşterilerin aldıkları eşyalarını poşetlere koyuyor, bazılarına para üstü veriyorum. Aynı anda, hem yabancısı olduğum dille konuşmaya çalışıyor, bir kaç kişiye cevap yetiştiriyorum hem de arayan numarayı bilgisayarda sorduruyorum. Ekranda karşıma çıkan cevap; gerçekten bankanın numarası.

   Banka memuru ısrar ediyor:

-Sizin zaman ayırmanıza gerek yok. Ben, “Evet” dediğiniz takdirde hemen işlemi yerleştireceğim.

-Afedersiniz, benim Almancam iyi değil, sizi anlamıyorum. (Israrlı telefon çağrı merkezlerine söylediğim, her zaman geçerli olan, bahanem.) Eğer gerçekten böyle bir şey gerekiyorsa, bankaya gelirim. Orada görüşürüz. İyi günler...

-Hemen kapatmayın, sizi not alayım. Bana Iban numaranızı verir misiniz?

-Bakın beni arayan sizsiniz. Bankadan arıyorsunuz, sizin müşterinizim. Iban numaram şu anda karşınızdadır. Ben o numarayı ezbere bilemem. Siz daha iyi bilirsiniz. Gerçekten vaktim yok, iyi günler...

-Öğleden sonra bir daha ararım, iyi günler.

   Bu neydi şimdi? Banka niye arasın ki? Bir sorun var da ben mi anlamadım? Yeniden aradıklarında Almanca’yı daha iyi bilen biri olsa da ona sorsam... O kadar işin içinde bir de bu çıktı...

   Telefon aramaları, eşyası olanların randevu verdiği aramalardır genelde. Elimde kağıt kalem, not almaya hazır bekliyordum. Otomatik olarak: “Bankadan aradılar, E-Bank için Ibanımızı soruyorlar.” diye yazdım. Kocaman bir soru işareti koydum ardına.

   Müşteriler azalıp öğle saati sessizliği içindeyken şef, notumu gördü.

-Bu ne?

-Arayacaklarmış. Sen konuşursun anlarsın. Ben anlamadım.

   Öğleden sonra yine aradılar. Numarayı görünce, telefonu şefe uzattım:

-Biz bankanızdan arıyoruz. E-Bank işlemlerinizi kolay yönetmeniz için bir program yükleyeceğiz. Iban numaranızı verir misiniz?

   Şef tuhaf tuhaf yüzüme baktı. Bana hitaben:

-Manyak mı bunlar? Benden İbanı istiyorlar.

   Telefondaki ses:

-Herşey sizin iyiliğiniz için. Hizmetlerimizde aksama yaşanmaması için...

-Hizmetlerinizden memnunuz. Aksama yaşamıyoruz. Teşekkürler...

-Verin Iban numaranızı, bekliyorum.

-Ben nereden bileyim numaramı, ezberimde mi sanki? Ben size sorayım, daha iyi bilirsiniz.

-Güvenlik sistemimizden dolayı numaranızı göremiyoruz. Sizin söylemeniz lazım.

-Tamam... Bekleyin, ben bankaya geliyorum. Gerçekten ne istediğinizi anlamadım. Yüz yüze konuşalım, anlatırsınız.

-Hayır, hayır! Gelmeyin bankaya! Numaranızı söyleyeceksiniz, sadece bu... Sizden büyük bir şey istemiyoruz.

   Telefondaki sesi, ben bile, oturduğum yerden duydum. Bu ne ısrar böyle... Nihayet anladık, başımızda dönen dolapların ne olduğunu. Şef:

-Nereden arıyorsunuz? Man Adası’ndan mı, Yeni Zelanda’dan mı? Hindistan mı? Ibanımı size vereyim, benim 30 yıllık emeğimi boşaltın, çocuklarımın eğitim parasını, emekliliğimdeki rahat edeceğim parayı alın öyle mi?! Ben de zaten sizin için çalıştım değil mi?!. Deyip kapattı telefonu.

  Ben, istemsiz olarak titremeye başladım. Düşünüyor, düşündükçe daha çok titriyordum.

  Arayan numara, bankanın numarasıydı. Gerçekten oradan aramışlar gibi inandık. Yıllardır, gelen her resmi yazıya cevap veren gurbetçi mantığıyla hareket edip istenen bilgiyi “Emir” telakki edebilirdik. Verirdik numarayı, giderdi ikinci emeklilik birikimi. Giderdi çocukların hayalleri, kayardı ayağımızın altındaki sağlam zemin...

   Bizi başka bir gurbetçi mantığı kurtarmıştı. “Dili iyi bilmediğim için ben mi yanlış anladım?”

   Dolandırıcılığın/hırsızlığın dili, her ülkede aynıymış. Kanabilirdik.