ESKİ EDEBİYATTA DEYİMLER ( A-B-C ) 

 

 

Âb-ı zülâl

 

“Dağlarda kar birikip eskidikçe içinde peyda olan kurttur ki suyun içine konunca soğutur ve tatlılandırır. Sâfi, berrak, hafif, singin, soğuk su mânasına Arapça olup kaymak mânasına gelen (zell) kelimesinden müştaktır. Hafifliğinden dolayı gûya boğazdan kayıp gider”[1]

Ayağına su dökmek

Yaya olarak uzak yoldan gelenler, yorgunluklarını çıkarmak için ayaklarını yıkarlar veya ayaklarına su döktürürler. Bir misafirin ayağına su dökmek en büyük ağırlamalardan sayılır [2]

Hayâli serv-i kaddüŋüŋ dile gelmedi haylîden

Ayağına su dökmelü olupdur çeşm-i pür-nemden   (Necâtî: Dîvân: G. 392/5)

Bostân-ı câna gelmeyeli haylî dem durur

Su dökmelidür ol gül-i handân ayağına (Hayâlî Beg: Dîvân: 388, G. 91/3)

 

Âyîne-i gîtî-nümâ

“âyîne-i gîtî-nümâ,” ‘cihanı gösteren ayna’ İskender’in aynası bu adla anılır. Bu aynaya benzer işlevde olan bir de Cem’in kadehi vardır.

 

Başında od yanmak:  

Aşk acısı , ayrılık  benzeri kederlerden dolayı sıkıntı çekmek.

 

Başına ‘ışkuŋ bir od yandurdı kim diŋlenmedi

Yana yana subha dek şem‘-i şebistân ağladı (Hayretî: Dîvân: G. 487/2)

“Senin aşkın onun başına öyle bir ateş yaktı ki, gece kandili sabaha kadar yana yana gözyaşı döktü, (yine de o ateş) sönmedi

 

Başta hasır yakmak:  Başında Meşale Yakmak

Başında od yanmak deyimi ile aynı veya benzer anlamlarda kullanılan bir deymdr. Aşk acısı ,ayrılık  vb benzeri kederlerden dolayı sıkıntı çekmek.

Reh-zen-i bâd-ı sabâdan yakuban başa hasîr

Saŋa dâd uma-gelür ėy şeh-i dâver nergis   (Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K. 28/42)

 

Depesinden çıkar dûdı gamuŋdan şâh-ı devrâna

Şikâyet ėtmege yakmış başında bir çerâğ âteş (Ca‘fer Çelebî:  Dîvân: K. 24/33)

Cuma günlerinde padışah halk ile buluşmakta,  Cuma selamlığı denen bu törende hak ağalara işaret ederek şikâyetlerini padişaha bildirebilmekteydi. Büyük bir haksızlığa düşen ise padışahın dikkatini çekmek için sarığına mum veya meşale dikerdi. “ Her hangi biri çok büyük bir haksızlıkla karşı karşıya gelmişse, bu kişi, dilekçeden başka, başının üstünde yanan bir meşale taşır (TAVERNIER: Topkapı Sarayında Yaşam: 145.s.).

Bu motif Eşref Bey Hikâyesinde de mevcuttur. Bu hikâyede Eşref ‘in hocası, Gence Han’ı Murat’ a şikayetini belirtmek için sarığına on tane mum yakarak saraya gelir.

Bu deyimin günümüzde başı pişmek şeklinde yaşamaya devam ettiği aşikârdır.

 

Boğazı iplü – Boğazına ip bağlamak

Benzetileni küçük düşürmek, dilenciye benzetmek ve hırsızlık suçuna karşılık bir ceza anlamında kullanılmıştır.  

Eski devrilerde hırsızlık, soygunculuk, zina vb gibi yüz kızartıcı suç işleyenler elleri bağlı olarak ve boğazlarına bağlanan iple çekilerek sokaklarda dolaştırılır ve suçları ilan edilirdi.

Bâğbânlar tutuban boynına takmış reseni

Bostânuŋda günâh eyledi beŋzer nergis     (Ca‘fer Çelebî: Dîvân: K. 28/38)

“Bahçıvanlar (nergisi) tutarak boynuna ip geçirmişler; nergis, senin bostanında günah işlemişe benzer”

 Eski devrilerde dervişler, abdallar ve kalenderiler boğazları üple bağlı su kabakları ve keşkül denilen taslar takarlar, bu keşkül ile hem su içerler hem de bu keşkülleri içine para veya yiyecek atılsın diye dilenmek için kullanırlardı

Kasd eyler ağzın öpmek için kabak

Olur boğazı ipli değildir şehâ kabak    Baki

Hüsn-i dil-berden ziyâ oğrılamadıysa eger

Dâyimâ şem‘-i şeb-efrûzuŋ neden boynında ip (Revânî: Dîvân: G. 22/6)

“Geceyi aydınlatan mum, sevgilinin güzelliğinden ışık çalmadıysa neden ip sürekli boynundadır?”

 

Cânı yok (G. 102/1, 5):

 

Bu deyim hem  cansız “ canlı değil’  anlamında hem de ‘gücü ; cesareti ; değeri , mecali , hali yok’ anlamlarında kullanılıyordu.  Eski devrilerde parası olmayan fakir mahkûmlara cansız dendiği de bilinmekte olduğundan maddi gücü olmayan manasında da kullanıldığı ortaya çıkmaktadır.

Sidre gibi Müntehâ kaddi salaldan sâyesin

Ravzada salınmağa serv-i sehînüŋ cânı yok (Âhî: Dîvân: G. 47/2)

“Sidre gibi uzun boyu gölge ettiğinden beri, uzun servinin sulak bahçelerde salınacak canı yok”

 

Rûyuña öykünmege tasvîr-i hüsnüñ cânı yok

 Hüsni olmış tutalum ol deñlü ammâ cânı yok       Nevizade Atai - Atayi- Şiirleri

 

Deli-zincir- Deli Zinciri  

 

Eskiden deliler zincire vurulup bağlanırlar veya zincirle gezdirilirlerdi.

 

Yine dîvâneligüm tutdı görüŋ şeydâlar

Zülfi zencîrini depretdi gibi bâd-ı sabâ   (Usûlî: Dîvân: G. 4/2)

“Çılgınlar! Bakın, yine deliliğim tuttu; saba rüzgârı, (sanki) saçının telini hareket ettirdi gibi”

 

 


[1] Hakan TAŞ, VUSÛLÎ [ö. 1592], DÎVÂN [İnceleme-Metin-Çeviri-Açıklamalar-Dizin], T. C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI KÜTÜPHANELER VE YAYIMLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 3308 KÜLTÜR ESERLERİ Ankara 2010- s.203

[2] ONAY, A. T.:

Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı: 49).