ERZİN-HATAY ANILARI- IV
Bugün etkinliğimizin üçüncü günü. Her zamanki saatte kalktık. Yine dostların yardımıyla kahvaltı masalarını hazırladık. Nasıl bir bereket bu ya Rabbi! Belki inanmayacaksınız ama, yediklerimiz azalmıyor sanki artıyordu. Neşeyle yapılan kahvaltının ardından Dörtyol'a gitmek üzere hazırlandık. Aracı olanlar olmayanları yanına aldı. Beş araç, dernek binamızın da içinde bulunduğu, deniz kenarındaki Dörtyol Çağrı Düğün Salonuna doğru yola koyulduk. Hava sıcak mı sıcak. Akdeniz yöresindeki arkadaşlar sıcaklara alışkın. Fakat İç Anadolu, Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan arkadaşlara bu sıcaklar çok fazla. Derken mekanımıza geldik. Tülay hocamla eşi bizlerden yarım saat önce gelmişler. "nerede kaldınız, gözüm yollarda kaldı" diyerek sanki çok uzun zaman ayrı kalmışız gibi birbirimize sarıldık.Birlikte dernek odamıza girdik.Pandemi nedeniyle gelemediğimiz için biz de yeni görüyorduk dernek yerimizi.
Akşam şiirler okunacak, türküler söylenecekti. Ama akşama epey vakit vardı. Herkes gölge bir yer bulup orada sohbete başladı. Tülay hocam, ben ve Şerife kardeşim de bir masanın etrafında sohbete daldık. Tülay hocam öyle tatlı dilli,öyle hoş sohbet biri ki gel de dinleme. Anlattığı anılarıyla bazen üzüldük, bazen de kahkahalara boğulduk. İlahi Tülay hocam çok yaşayın emi. Sizi hiç unutmayacağız.
Vakit epeyce ilerlemişti. Güneşin o yakışı ihtişamı yavaş yavaş yerini akşamın kızıllığına bırakırken Şehamettin kardeşimin sesi duyuldu: "Haydi herkes yemeğe!" Aç olan mideler bayram edecekti. Masalara oturduk. Adana dürümlerimiz, humuslarımız ve ayranlarımızla bir güzel karnımızı doyurduk.
Etrafı topladık. Tabii bu arada Şadi beyin eşi Mehtap hanımın hakkını ödeyemeyiz. Kar gibi örtüleri yıkamak ona düştü. Yuvarlak masalar pistin kenarına dizildi, herkes yerini aldı. Şadi bey orgun başına geçti ve etkinliği başlatan ilk müziğini çaldı. Daha sonra Şerife hanım kardeşimin sunumuyla, değerli şairlerimiz birbirinden güzel şiirlerini okumaya başladılar. Her okuyan şair kura çekerek, kendisinden sonra gelecek şairi belirledi. Arada şiire mola verip, mikrofonu Şadi kardeşime ve o buğulu sesiyle genç kardeşimiz Muhammet Aslan'a bıraktık. Söylenen türkülerin ardından bir kafkas müziğiyle Sibel kardeşim ve manevi oğlum Orhan piste fırladılar. Müziğin ritmine dayanamayan bir kafkaslı daha vardı; eşim aydın. Daha sonra bu üçlüye Şehamettin kardeşim de katıldı. Kardeş ülkemizin müziğiyle coşan canları hayran hayran izlerken, müziğin fonundaki tok ses Türklük duygularımızı kabarttı. İçimiz ürperdi ve bu ses Kafkas dağlarında yankılanarak ana vatana geri döndü.
Şamil Kafkas Dağının hürriyet güneşidir.
Şamil atalarımın öz be öz kardeşidir.
Şamili bilmeyenler Ata’sını ne bilir.
Şair diyor ki;
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak! Eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
Bir kere daha Türk olmakla gurur duyduk. Şiirler, türkülerle proğramın sonuna yaklaşırken Şehamettin kardeşimle Şadi kardeşimin düeti bizi çok duygulandırdı. Değerli başkanımızın annesi biz geldiğimiz gün yoğun bakıma kaldırılmıştı. Ama üzüntüsünü kimselere bellli etmedi. Şimdi o gür sesiyle; "ya benide götür ya sende gitme" türküsünü söylerken Şerife kardeşimle birlikte gözyaşlarımıza engel olamadık. Annemi yeni kaybemenin acısıyla göz pınarlarım dolup dolup taştı. Güzel başlayan gecemize biraz hüzün bulaştı, ama kara bulutları erken dağıttık. Karınlar tok, gönüller tok, ama yine de bir eksiklik var gibiydi. Nihayet bulduk. Tatlı. Öyle ya Hatay'a gelinir de künefe yemeden gidilir mi? Yeni üyemiz, genç kardeşimiz Muhammet Erzin'li olduğu için, "ben sizi güzel bir mekana götürürüm" dedi. Araçlarımıza bindik, gece saat 10 da künefecideydik. Tatlılarımızı da yedikten sonra saat onbire doğru motelimize geldik. Yorulanlar yine odalarına çekilirken, gece kuşları çay bahane,bize sohbet gerek diyerek aynı masalarda yerini aldı.Yine Selami bey ve Jale kardeşime iş düşmüştü.