
EMİN KUZUCULAR'IN BİYOGRAFİSİNİN HAZIRLANMASINA TEŞVİK EDEN VE EMİN KUZUCULAR'IN YAYIMLANMIŞ YAZILARININ BİBLİYOGRAFYASINI HAZIRLAYAN DR. DOĞAN KAYA'YA TEŞEKKÜRLERLE
EMİN KUZUCULAR
“ Bir kuş kanadında yolculuğum var mı Allah’a “
Sivas, Şarkışla doğumlu öğretmen folklor araştırmacısıdır. ( Doğum, Akçakışla bucağı, Şarkışla, Sivas; 01.07.1931; Ölümü, 27.06.1998, Dörtyol, Hatay )
Ailesi ve Doğumu
Emin Kuzucular, Sivas, Şarkışla ilçesi, Akçakışla nahiyesinde 1931 yılında doğdu. Nüfus kaydına göre doğum tarihi, 01.07.1931 dir. Ama devrin şartlarına göre nüfusa geç yazılmış olma ihtimali çok yüksek olduğundan doğum yılı, günü ve ayı bir yıl öncesine kadar gidebilir.
Babasının adı Alirıza, annesinin adı ise Emine’dir.Alirıza ve Emine Hanım’dan dünyaya gelen sekiz çocuğun en büyük ikinci çocuğu olmaktadır.
Emin Kuzucular, baba tarafından Panaliler denilen bir sülaleye mensuptur. Panaliler Sülalesi, Sivas’ın Hanzar köyünden Akçakışla’ya gelen Pan Ali adındaki bir demirci ustasına dayanır. Pan Ali, uzun boylu iri yarı bir adamdır. Kaderin garip cilvesi savaşlar ve kıtlık zamanları sonrasında, soyundan gelenlerin bazıları kısa kalmış ve onun nesebinden gelenlere de Panaliler denilmiştir.
Panaliler Sülalesi, 1878 Osmanlı Rus savaşından PKK terörüne kadar çok sayıda şehit ve gazi vermiş bir ailedir. Emin Kuzucular’ın babası olan Alirıza Efendi, babası Sarıkamış'ta şehit olduğu için dede yetim bırakılmış, kısa boylu hoş sohbet bir adamdır. Alirıza Efendi, büyük dede Pan Ali’nin birkaç kuşak sonraki torunu olmaktadır.
Sülalenin “Kuzucular “ soyadını alması ise şehit olan atalarına dair hazin bir öyküye dayanmaktadır.
Alirıza Efendi’nin baba adı Emin’dir. Emin Kuzucular’ın dedesi olan Emin, seferberlik yıllarında- muhtemelen ikinci kez- askere gitmeden önce evlenmiş, Ali Rıza ve Mahmut adında iki oğlunu evde bırakıp redifli asker olmuştur. Rediflileri toplayan askerler onu tarlada çalışırken bulmuş, Emin Efendi'nik ailesu ile vedalaşmasına bile izin vermeden, onu alıp askere götürmüşlerdir.
Böylece Emin Kuzucular'ın adını aldığı dedesi Emin, ikişer üçer yaşındaki çocukları Alirıza ve Mahmut ile karısı ile dahi son bir kez göremeden hatta vedalaşamadan yeniden asker olur.
Üstelik aynı evdeki diğer üç kardeşi de askere alınmıştır. Ailede bırakılan tek erkek, zaten sakat kalmış olan bir gazi ile onun da babası olan büyük dededir. Mehmet Çavuş, Ruslara esir düşmüş, uzun müddet esir kampında kalmış biridir. Ama Mehmet Çavuş. en sonunda kaçıp esaretten kurtulmuş, aylar süren yayan yapıldak bir yolculuktan sonra köyüne dönebilmiş bir askerdir. Ancak yaşadığı savaşlar, çektigi işkenceler onda derin izler bırakmıştır. O yüzden köylülerin Cinli Mehmet dedikleri şiddete meyilli psikolojisi bozuk deli dolu bir adamdır.
Emin ve üç kardeşi askere alınırken en büyük ağabeyleri Cinli Mehmet Çavuş evde kalır. Alirıza Efendi’nin babası olan Emin’in kardeşleri de önceki harplere katılıp terhis olan savaş gazileridir. Netice olarak Emin Kuzucular’ın dedesi Emin ve üç kardeşi savaşta şehit olup Sarıkamış’tan dönemez.
Şehit düşen dört kardeşin köyde kalan mallarına ve sürülerine en büyük dede, ağabeyleri Mehmet Çavuş, şehitlerin eşleri ve çocukları bakmaktadır.
Seferberlik sonrasında sağ kalanlar köye dönmeye başlar. Ailenin en büyük dedesi sürüleri Kızılırmak üzerindeki köprünün yakınlarında yaymakta ve oğullarının dönüşünü dört gözle beklemiştir.
Nihayetindesavaşlaar bitmiş, sağ kalanlar evlerine dönmüştür. Dört tane oğlunun harpten dönmesini bekleyen büyük dede, gidenler gelmeyince dört oğlunun da şehit düştüğünü kesinkes anlamış olur.
O yıl her nedense koyunlar çift doğurmuştur. Üstelik de o yıllar kıtlık ve açlık zamanlarıdır. Oğullarının hepsinin şehit olduğuna emin olan büyük dede bu acıya dayanamaz. Oğulları için baktığı sürülerden de vaz geçer. Yaşadığı keder ile yeni doğan kuzuları " bunlara kim bakacak" diye diye diri diri Kızılırmak’a atarak ölmelerini seyreder.
Soyadı kanunu çıkınca, bu hazin öyküyü duyan nüfus memuru sülaleye “Kuzucular” soyadını vermeyi uygun görmüştür. Bu olay sonrasında ailenin sürüleri de tüm mal varlığı da kısmeti de kesilmiştir.
Ailenin diğer şehit çocukları ile Alirıza ve küçük kardeşi Mahmut böylece yetim kalmıştır. Dört şehidin eşleri ve yetimlerini büyük amca Mehmet Çavuş büyütmüş olur. Ancak Alirıza, on üç yaşına gelince kardeşi ile birlikte bir şilte ve bir yorganla dedeyetim bırakılır. Dedeyetim bırakılmanın anlamı şu olmaktadır. “Sizi besledik büyüttük, babanızdan kalan mallar artık bizim hakkımızdır. Bundan böyle de kendi başınıza siz bakmak zorundasınız. “ işte bu şekilde dede ve baba mallarından da yetim kalan Alirıza ve kardeşi annesinin ailesi tarafından verilen birkaç tarlayı çapa ile sürerek hayatta kalmayı başarmıştır. Ancak trajedi bitmemiş, bu acılara dayanamayan anneleri de çok geçmeden ve genç yaşta hasta düşerek ölünce iki çocuk yapayalnız yaşamak zorunda kalır.
Tüm bu şartlar altında küçük kardeşi Mahmut ile hayatta kalmayı başaran Ali Rıza Efendi, askerliğini jandarma olarak Dersim var Ağrı'da yapar. Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarında görev alır.
Emin Kuzucular’ın anne adı Emine’dir. Emine Hanım, Akçakışla köyüne beş altı km uzaklıkta Gaziköyü’de yaşayan, onun babası da İstiklal Harbinden dönemeyen başka bir şehidin yetim büyüyen kızıdır. Alirıza Efendi, askerliği bitirip köyüne geldikten sonra gittigi Gazi köyünde gördüğüEmine’yi alıp kaçar.
Emin Kuzucular, Alirıza Efendi ve Emine Hanım’dan dünyaya gelen ikinci çocuk ve ilk erkek evladı olmuştur. Alirıza Efendi, ilk doğan erkek çocuğuna Sarıkamış’ta şehit olan babası Emin’in adını verir.
Çocukluğu ve Pamukpınar Köy Enstitüsü
Emin Kuzucular, Akçakışla köyünde işte bu şartlar altında dünyaya gelir . Zeki bir çocuk olması nedeniyle olsa gerek köylüler ona Cin Emin, lakabını takmışlardır. İlkokulu köyünde bitirmiş, ilkokulu bitirdikten sonra muhtemelen öğretmenlerinin yönlendirmesi sonucu, yapılan sınavı da kazanan iki öğrenciden birisi olmuştur. Böylece babası Alirıza Efendi ile Yıldızeli Pamukpınar Köy Enstitüsüne kayıt yaptırmak için yayan yapıldak giderler.
Emin Kuzucular’ın Pamukpınar Köy Enstitüsüne başlama tarihi 1945- 1946 eğitim öğretim dönemi olmalıdır. Türkiye’de okuma yazma oranının yüzde dört bile olmadığı bu yıllarda Akçakışla bucak merkezinde enstitüye gitmeyi hak kazanan iki öğrenciden biri olarak tahsile başlar. Edebiyata olan merakı da bu köy Enstitüsünde başlar.
Enstitü kitaplığından çok sayıda kitap vardır. Boş olan vakitlerinde bol bol kitap okuyarak bu okulu ilkokul öğretmeni olarak tamamlamıştır. Pamukpınar Köy Enstitüsünü köylüsü Hakkı Önder ile bitirmiştir. Akçakışla bucağından öğretmen çıkan iki kişiden bir olan Emin Kuzucular, Enstitüden mezun olan 17.251 kişiden biri olmuştur.
Öğretmenlik Yılları
İlk göreve başlama tarihi muhtemelen 1953- 1954 eğitim öğretim yılıdır. İlk görev yeri ise Adıyaman,Besni ve Gölbaşı’daki Karaağaç köyüdür. Gölbaşı’nda öğretmenlik yaparken 1957 yılında köyü Akçakışla bucağında Mollaahmetler sülalesinden Nazlı Hanım ile evlenir.
Mollaahmetler, Sivas merkez Kalealtı mahallesinden göçerek Seferberlikten önce köye gelmiş Molla Ahmet adındaki bir mollanın nesebinden gelmektedir.
Emin ile Nazlı Kuzucular’ın ikisi erkek, ikisi kız olmak üzere dört çocuğu olacaktır. Mühibe, Şahamettin, Munise ve Çetin. Ailenin en son çocuğu olan Çetin, henüz dört yaşında iken böbrek rahatsızlığı ile Şarkışla'ta giden karla kaplı yollarda hastahaneye yetişemeden ölmüştür. Çetin, Akçakışla bucağı köy mezarlığına defnedilir. Diğer çocukları ise henüz hayattadır.( 2021)
Emin Kuzucular, Besni, Gölbaşı'nda görevde iken İlk çocuğu Mühibe dünyaya gelir. Gölbaşında görev yaparken Delilyas köyünde gorev almiş daha sonra da askerlik görevi için İzmir’e gitmiş, yedek subay olarak görev yaparken ailesini de İzmir’e götürmüştür. İzmir’de iken ikinci çocuğu olan Şahamettin dünyaya gelir. 1961 yılında askerliğini tamamlayan Emin Kuzucular, Şarkışla’nın Kanak köyünde öğretmenliğe başlamış, üçüncü çocuğu Munise de Kanak köyünde dünyaya gelmiştir. 1964 - 1965 yılında Kanak köyünden kendi köyü olan Akçakışla bucağına nakledilir. Böylece doğduğu yerde öğretmenlik ve ilkokul müdürü olarak görev yapmaya başlar.
Boşluklar oluştuğu zaman da bucak karakolunda Nahiye Müdürlüğü görevini ifa eder. Bu yıllarda av merakına da kapılır. Çiftesiyle dağlarda av peşinde de koşturur.
1960 'lı yıllarda Türkiye’den Almanya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerine işçi göçü başlamıştır. İşçiler Avrupa' ya kooperatifler kanalı ile gönderilmektedir. Akçakışla’da ilkokul müdürü iken böyle bir kooperatifin kurulmasına öncülük etmiş, Akçakışla ve civar köylerdeki köylülerin ve yakınlarının Avrupa’ya gönderilmesini sağlar. Kardeşleri Ali ve Alaattin’i o zamanki adı Sivas Cer Atölyesi olan TCDD Vagon Fabrikasına yerleştirir.
1969 -1970 yılında Sivas merkezi Danişment ilkokulunda göreve başlar. O zamanki adresi Altuntabak, Mah. 86. Sokakta bir arsa almış ve dostlarının yardımıyla bir gecekondu yaptırmıştır. İlk gayrimenkulü olan bu evde on bir yıl kalacaktır. 1970 'de annesi ve babasının da Sivas'ta bir gecekonduya yerleşmesini sağlar. Ancak babası Alirıza prostat kanserine yakalanmıştır. 1971 yılında babası Alirıza Efendi'yi kaybeder.
Ancak Sivas merkezdeki öğretmenlik yılları fıtratında var olan yazma güdüsü için ona bir yol açacaktır. 1974 veya 1975 yıllarında ilk yazıları Sivas’taki bir mahalli gazetede “ Sivas’ın İçi Benek Benek” adlı köşesinde çıkmaya başlar. Bu gelişme onun İbrahim Aslanoğlu ile de tanışmasına vesile olacaktır. Böylece İbrahim Aslanoğlu’nun 1973 yılında çıkarmaya başladığı Sivas Folkloru dergisine yazılar yazmaya başlar.
Bu dergide, özellikle Şarkışla ve Akçakışla folkloru ile alakalı derleme ve gözleme dayalı yazılar paylaşmaktadır. "Dergici Gelenek" adı ile anılan bu çerçeve içerisinde düğün, kına, adetleri, Şarkışla ve Akçakışla efsaneleri, yöresel kıyafetler, adetler, gelenekler, âşıklar vb üzerinde çalışmalar ve derlemeler yapmış, Sivas Folkloru Dergisinin hemen her sayısında bir yazısı çıkacak kadar birçok yazı kaleme almıştır.
Ağustos1979 tarihinden itibaren Sivas Folkloru Dergisi, Türk Folkloru Dergisi adını alır. Bu derginin birkaç sayısına da yazı göndermiş ancak 1979 yılında ani bir karar ile Sivas’taki gecekondusunu satarak tayinini Hatay’a istemiştir. Önceden Dörtyol’a yerleşmiş olan büyük kızı ve damadı vesilesi ile Dörtyol Tren İstasyonu karşısında bahçeli bir ev satın alır. Bu ev onun emeklilik düşlerine uygun içinde çeşitli agaçların olduğu eski bir evdir. Lakin bu tayini Ecevit'in kurduğu koalisyon hükümeti marifetiyle birazcık da sürgün gibi olmuş, tayini Dörtyol yerine Samandağ'a yapılmıştır. Bu nedenle Hatay’daki ilk görev yeri Samandağ merkezindeki bir ilkokuldur. Ancak kısa bir süre sonra Hatay Dörtyol, Konaklı ( Rabat) ilkokulunda göreve başlar. Rabat'taki görevi esnasında Dörtyol ağzına dair ilk derleme çalışmalarını yapmış , bu derlemeleri Türkiye Folkloru Dergisinde yayımlanmıştır.
Ancak bu yıllarda Türkiye Folkloru, İbrahim Arslanoğlu ile ve dergi muhiti ile irtibatı yavaş yavaş kesilir. Sivas’ta olan yaşlı annesini de yanına almış, annesi Emine, o köyde öğretmenlik yaparken ölmüş ve Rabat köyüne defnedilmiştir.
Dörtol ilçesi Konaklı ilkokulunda görev yaparken Dörtyol İlçesi ilköğretim müdürü olarak atanma yazısı gelir. Ancak “Müdürlüğü Allah’ın Sivaslısına mı kaptırtacağız” diye düşünen ilçe ekâbirleri, onun bu göreve gelmesine engel olunca 1983 yılında öğretmen olarak emekli olur. Emekli ikramiyesini bir zücaciye dükkânına yatırır. Ancak, ticaretten para kazanmayı becerebilecek bir adam değildir. Birkaç yıl ayakta tutmaya uğraştığı bu dükkânı yürütemeyerek birisine devretmiş, bu dukkana yatirdigi emekli ikramiyesinin parasını da böylece kaybetmiştir.
Konaklı okulundaki öğretmen arkadaşlarının teşviki ile hobi amaclı arıcılık yaparak Türkiye’nin çeşitli yaylalarını bir kac yıl gezmiş olur. Ancak 1988 yılında bir kalp krizi geçirir. Artık KOAH hastalığı ve kalp yetmezliği pençesine de düşmüştür. Günlerini eski, mütevazi bahçeli, minicik havuzlu evinde geçirmek zorunda kalır. Nefes ve kalp yetmezliğine rağmen on yıl boyunca dost canlısı ve neşeli hali ile hayata tutunmayı başarmıştır. Ancak oğlu tarafından 27. 06. 1998' de şiddetli astım krizi ile Dörtyol Devlet Hastanesi aciline götürülür. Muayene eden doktor muhtemelen onun ölmek üzere olduğunu anlayınca- acilde ölmesin diye olsa gerektir - ogluna İskenderun’a götür diyerek yollamıştır.
“ Babamın bu krizlerine dokuz yıldır alışmıştık. Yine her zamanki gibi gelip geçecek sanmıştım. Artık akşam üzeriydi. Tekerlekli sandalyeyle arabaya kadar getirmiştim. Doktor onu İskenderun'a götür deyine içime korku düşmüştü. Niye ambulansla yollamadı diye sormak aklıma bile gelmedi. Kolları yanlara sarkmış, yüzü sapsarı olmuştu. Annem koluna takılmış serumları taşıyordu. ‘Baba binebilecek misin ?’ diye sordum. Başını çevirememiş, tek bir söz bile söyleyememişti. Gözlerinin kapakları yukarı inip çıkmıştı. Bu ise ‘hayır “ demekti. Kucağıma onu alıp, arka koltuğa oturttum. Arabayı son süratle İskenderun’a çevirdim. Beş yüz metre gidemeden annem ‘ oğlum durdur ‘ dedi. Arabayı durdurunca, dönüp arkama bakmıştım. Boynu sol yanına düşmüş, anneme de yaslanmıştı. Bir kuşun kanadında gidememiş olsa bile, hızla giden bir araçta Mevla'sına uçup gitti."
Emin Kuzucular, kalabalık bir konvoyla Hatay’ın İlçesi Dörtyol Özerli mezarlığındaki kabrine defnedilmişti. 27.06.1998,
YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ LİNKE TIKLAYINIZ. LİNKTEKİ YAZILARI HAZIR HALE GETİREN AKÇAKIŞLA DOĞUMLU DENİZ KARAKURT'A TEŞEKKÜRLERLE...
https://archive.org/details/emin-kuzucular-yazilar
https://archive.org/details/emin-kuzucular-dergi-yazilari/Bulgur%20Kaynatma/page/n0/mode/2up
DR DOĞAN KAYA'NIN TESPİT ETTİĞİ LİSTEYE GÖRE EMİN KUZUCULAR' IN DERGİLERDE ÇIKMIŞ OLAN YAZILARI VE BAŞLIKLARI
A) İbrahim Aslanoğlu’nun çıkardığı SİVAS FOLKLORU dergisindeki yazıları:
“Koç Katımı”, Sivas Folkloru, Ağustos, 1973, S. 7, s. 16-17.
“Kuzu Meledi”, Sivas Folkloru, Eylül 1973, S. 8, s. 11-12.
“Hafik ve Zara’da Eğrilce” Sivas Folkloru, Ağustos 1983 (İkinci baskı), S. 9, s. 11.
“Ağçakışla Bucağında Eski Şeker Bayramları”, Sivas Folkloru, Ağustos 1980 (İkinci baskı), S. 10, s. 14-16.
“Sivas Halayı” (Şiir), Sivas Folkloru, Aralık 1973, S 11, s. 12.
“Ağçakışla Bucağında Bulgur Kaynatma”, Sivas Folkloru, Ocak 1974, S. 12, s. 12-13.
“Ağçakışla Bucağında Bulgur Çekme”, Sivas Folkloru, S. 13, Şubat 1974, s. 18-20.
“Ölümünün Birinci Yılında Dostları Veysel’i Arıyor”, Sivas Folkloru, Nisan 1974, S. 15, s. 16-17.
“Ağçakışla Bucağında Ekin Yolma”, Sivas Folkloru, Mayıs, 1974, S. 16, s. 11-12.
“Kamerhan” Sivas Folkloru, Haziran 1974, S. 17, s. 10-12.
“Çıkrık”, Sivas Folkloru, Ağustos 1974, S. 19, s. 10-11.
“Şarkışla Ağçakışla Bucağında Askere Hazırlama ve Uğurlama”, Sivas Folkloru, Eylül 1974, S. 20, s. 17-18.
“Bir Şarkışla Efsanesi Sultan Gölü”, Sivas Folkloru, Aralık 1974, S. 23, s. 12-15.
“Kız Oğlan Masalı”, Sivas Folkloru, Mart 1978, S. 24, s. 10-11.
“Bir Şarkışla Efsanesi Colü Dede”, Sivas Folkloru, Nisan 1979, S. 25, s. 15-18.
“Veysel ve Çiçekler”, Sivas Folkloru, Temmuz 1977, S. 26, s. 13-14.
“Sütoluk”, Sivas Folkloru, Nisan 1975, S. 27, s. 9-11.
“Bir Şarkışla Efsanesi Subatan”, Sivas Folkloru, Haziran 1975, S. 29, s. 11-13.
“Bir Şarkışla Efsanesi Kızyandı”, Sivas Folkloru, Ağustos 1975, S. 31, s. 13-16.
“Bir Şarkışla Efsanesi Kızkayası”, Sivas Folkloru, Ekim 1975, S. 33, s. 17-19.
“Bir Şarkışla Efsanesi İkiz Oluk”, Sivas Folkloru, Aralık 1983, S. 36, s. 19-21.
“Bir Şarkışla Efsanesi Taş Dam”, Sivas Folkloru, Nisan 1976, S. 39, s. 17-20.
“Şarkışla’da Çorap ve Çorapçılık 1”, Sivas Folkloru, Mayıs 1976, S. 40, s. 12-14. / “Şarkışla’da Çorap ve Çorapçılık 2”, Sivas Folkloru, Haziran 1976, S. 41, s. 16-18.
“Şarkışla’da Kilim ve Kilimcilik 1”, Sivas Folkloru, Ocak 1977, S. 48, s. 18-20. / “Şarkışla’da Kilim ve Kilimcilik 2”, Sivas Folkloru, Şubat 1977, S. 29, s. 19-23. / “Şarkışla’da Kilim ve Kilimcilik 3”, Sivas Folkloru, Mart 1977, S. 50, s. 20-23. / “Şarkışla’da Kilim ve Kilimcilik 4”, Sivas Folkloru, Nisan 1977, S. 51, s. 20-22.
“Halil Soylu”, Sivas Folkloru, Haziran 1977, S. 55, s. 24-26.
“Şarkışla’da Yabani Bitkilerden Yapılan Yiyecekler 1”, Sivas Folkloru, Mayıs 1978, S. 64, s. 21-24. / “Şarkışla’da Yabani Bitkilerden Yapılan Yiyecekler 1”, Sivas Folkloru, Haziran 1978, S. 65, s. 23-25. / “Şarkışla’da Yabani Bitkilerden Yapılan Yiyecekler 2”, Sivas Folkloru, Temmuz 1978, S. 66, s. 22-24.
“Şarkışla’da Yabani Bitkilerden Yapılan Yiyecekler 3”, Sivas Folkloru, Ağustos 1978, S. 67, s.
“Şarkışla Takvimi 1”, Sivas Folkloru, Aralık 1978, S. 71, s. 15-17.
“Şarkışla Takvimi 2”, Sivas Folkloru, Ocak-Şubat 1979, S. 72-73, s. 14-17.
“Şarkışla Takvimi 3”, Sivas Folkloru, Mart 1979, S. 74, s. 21-23.
B) İbrahim Aslanoğlu’nun çıkardığı TÜRK FOLKLORU dergisindeki yazıları:
“Şarkışla’da Hastalıklar ve Tedavileri 1”, Türk Folkloru, Ağustos 1979, S. 1, s. 25-26. / “Şarkışla’da Hastalıklar ve Tedavileri 2”, Türk Folkloru, Eylül 1979, S. 2, s. 26-28 / “Şarkışla’da Hastalıklar ve Tedavileri 3”, Türk Folkloru, Ekim 1979, S. 3, s. 24-28. / “Şarkışla’da Hastalıklar ve Tedavileri 4”, Türk Folkloru, Kasım 1979, s. 24-27. / “Şarkışla’da Hastalıklar ve Tedavileri 5”, Türk Folkloru, Aralık 1979, S. 5, s. 27-30.
“Folklorumuzda Yılanın Yeri 1”, Türk Folkloru, Mart-Nisan 1981, S. 20-21, s. 21-23. /
“Folklorumuzda Yılanın Yeri 2”, Türk Folkloru, Mayıs 1981, S. 22, s. 25-27. /
“Dörtyol Ağzı 1”, Türk Folkloru, Mayıs 1982, S. 34, s. 24-25. / “Dörtyol Ağzı”, Türk Folkloru, Haziran 1982, S. 35, s. 29-30
“Şarkışla’nın Akçakışla Bucağındaki Köy Odaları ve Kültürümüze Hizmetleri” Türk Folkloru, Eylül, 1982, S. 38, s. 20-25.
( BU BİBLİYOGRAFYA'YI HAZIRLAYAN DR. DOĞAN KAYA'YA MİNNET VE ŞÜKRANLARIMIZLA ....