Bir tebessüm ekmeliydim evrene sadece bir tebessüm. Mütereddit sözcüklerden başımı kaldırıp göz hizasında saklı ufkun hatırına.
Güneşten dökülen pul pul
Tek amacımdı tek amacım Rabbine layık bir kul
Hüzün reçetem onaydan geçmişti bir kere:
Hemhal
Olduğum yalnızlığın susmak bilmeyen
Sirenlerinde saklı yağız bir acıydım
Şehirdi belimi büken
Oysaki ben şiir belledim sevdalı şehri
Şiirler dizdim bir bir inci gerdanlığına layık mevsimin
Ve gök kubbenin bitiminde
Surlara serili ruhum serinledikçe
İhya olası varlığım
Aslında nöbetten yeni dönmüştüm:
Ben ve şerefli mazim
Hazır ol da beklediğim komutlar dinmek bilmeyen
Serlerime sarılı sırlarım aşka hürmet eden.
Yalnızlığın kavisli yollarında saklı ve sırıtan
Bir yüz ki insanların
Arkasına gizlendiği nice maske
Lakin inat etmiştim ben insan kalmaya
Kala kaldığım bunca hüznü ve yüreğin söküklerini
Dikerken kopan parmağım ve yaşım ve sadık olduğum
Kadar Mevla’ma sararan çehremden dökülen her zerre.
Ve işte bahşedilmiş nefesi boşa harcadığım
Yine de saklıydım sonsuz aşkın kıblesinde
Bir rüzgâr yalayıp geçen
Bir hazan senfonisi kulağımdan gitmeyen
Oysaki sessizlikti bozguna uğradığım
Ses etmeden cefasını yüklendiğim evren
Katı ve katık
Aşk gibi Rabbine layık
Hüznüne de sadıktım madem kaderin
Beylik söylemlerden uzak nefesimi tuttuğum kadar
Yüreğimi serinleten bir gülüş bahşeden evren
Ektiğim tebessümlerden bir şiir biçtim biçeli
Şehir gibiydim ben de:
Pervasız ve iki yakası bir araya gelmeyen
Nazarında dünyanın
Hiçliğe talim eden
Ve sustum susalı kalemdi
Devasa bir aşkla ve coşkuyla nefesimi kesen
Ezkaza yaşamak harcamak sadece zamanı
Ölümsüzlüğe nazire eden bir sözcük olsam ne ki?
Hazzı yalnızlığın
Saltanatını süremediğim hayatın
Yorgun ve dik yokuşlarında bir başına
Bir uçurum ki dibini boyladığım
Ve işte gözlerimi açtığım günün selamına sadık bir nefer
İzahı olmasa da sönmeyen feriydim aşkın
İnadına sevdiğim katıksız bir masalın
Kahramanı ve anlatıcısı ve faili meçhul bir sevdanın
Tasası da düşmüşken