Muhyiddin Çelebi  ( Muhiddin Dolu )  ve Hızırname Adlı Eseri 

 Muhyiddin Çelebi  (D. 1426- Eğridir- Ö. 1495 )

 HAYATI

Hızırname denilen eserin yazarı olarak tanınan Muhidin Dolu’nun ismi hakkında bazı çelişkiler vardır.  Ahmet Yaşar Ocak TDV İA’nin Hızırname maddesinde   “Hızırname , Muhyiddin Çelebi’nin Hızır ile ricâlü’l-gayb denilen velîler hakkındaki telakkilere ait manzum eseridir. Türünün Osmanlı sahasında bilinen tek örneği olup 880 (1476) yılı dolaylarında kaleme alınmıştır[1] diye bir açıklık getirir. Şair bu eseri yazdığı tarihi eserinde zikretmiştir.

Tarih-i hicret kim sekizyüz sene ermiş idi
Zilkadde ayında bu hal bir yine görsem yüzlerin [2]

V. M. Kocatürk adı geçen maddesinde müellifin ismini Muhiddin Dolu ve Şeyh Mehmet Dede sultan olarak zikreder. [3] Eğridir halkı ve diğer başka kaynakların birçoğunda da Şeyh Mehmet Dede sultan olarak anılır. Bazı kaynaklar Şeyh Mehmet Dede Sultan veya diğer adıyla Muhiddin Çelebi’nin.  Babasının Pir Mehmet olduğunu yazmaktadır. Bu kaynaklara göre Muhiddin Çelebi’nin babasını Eğridir’e getiren kişi Hz. Muhammed’in soyundan geldiği rivayet edilen Şeyh Berdai’dir. Şeyh Berda’i, Muhidin Çelebi’nin  babasını Hoy şehrinden getirmiş, ona kızını da vermiş  ve Pir Mehmet’i Eğridir deki Zeyniye tarikatının  bir kolu tekke olan Tekke’ye oturtmuştur. “Vefat tarihi 1460 olan Pir Mehmed Hoyî’den sonra tarikatın başına oğlu Muhiddin Çelebi geçmiştir. “ (ö.1495) [4] [5]Öngören, 2003:118-119)

Bu bilgilere göre Muhiidin Çelebi’nin babası Pir Mehmet Hoy’i olmakta, kendisi de  Zeyniye Tarikatının  Eğridir tekkesindeki postnişini olmaktadır. Muhyiddin Çelebi ‘nin ölümünden sonra postunu boş kalmış, bu posta daha sonra  kızı tarafından torunu olan Şeyh Burhanedin Efendi  geçmiştir.  “Kimya ilmine vâkıf olan, Arapça ve Farsçayı iyi derece bilen Mehmet Çelebi dedesinin ve babasının sohbetlerinde bulunarak tasavvufun esaslarını öğrenir. 8 Ağustos 1476’da vefât eden babasının yerine posta oturur. Posta oturduğunda henüz 23 yaşındadır. Ahmed ve Haşim adında iki oğlu Cihanbâht, Rûzbâht ve Şehribânû isimlerinde üç kızı bulunan Şeyh Mehmet Çelebi ömrünün sonuna kadar buradaki irşâd görevine devam etmiştir.” Sadık YAZAR, ÖNGÖREN, Reşat ve Mehmet ALTUNMERAL bu bilgileri Zeyniye Tarikatının mensupları olan müelliflerin eserlerinden ve tarikata ait rivayetlerini kaynak göstererek vermektedirler. [6][7]

Halk arasındaki rivayetlere göre  “ Halkın arasına nadiren çıkan ve çıktığı zaman da sırmalı kaftanları ile bir atın üzerinde, bir elinde doğan kuşu ile gezen Şeyh e muhibleri ve talebeleri “Sultan” lakabı vermişlerdir. “Hızırname’nin yazarı olan ve İsminin Muhyiddin olduğu hakkında mutabık olunan  Müellifi’in  “ataları Türkistan’dan gelerek Eğridir’e yerleşmişler” [8] [9] müellif de burada dünyaya gelmiştir.  Hayatı hakkında edinilen bilgiler Zeyniye Tarikatına mensup dervişlerin rivayetlerinden oluşmakta, devrin diğer kaynakları müellif ve bu şeyh hakkında pek bir bilgi vermemektedir.  Buna mukabil Şeyh Muhyiddin, Isparta ve civarında büyük bir şöhrete kavuşmuş, Hızırname adlı eseri ile de tanınmıştır.

Hızırname’nin  Müellifi olan Muhyiddin’in hayatı hakkından hemen hiç bir bilgi bulunmamakta edinilen bilgiler de tarikata ait rivayetlerden oluşmaktadır.  Kaynaklar onun bir dervviş olduğunda hem fikirken Fuat Köprülü onun bir Bektaşi olduğu kanaatindedir. [10] Ahmet Yaşar Ocak ‘da Köprülüye katılarak  “ Gerçekten de şair eserinde, Hacı Bektâş-ı Velî’ye özel bir önem verdiğini onun adına bahisler açmak suretiyle birkaç yerde göstermektedir. Ancak eserin hiçbir yerinde Bektaşîliğe mensup olduğunu söylemez; buna karşılık Sühreverdiyye tarikatının Türkler arasında yaygın bir şubesi olan Zeyniyye’nin pîri Zeynüddin el-Hâfî’ye (ö. 838/1435) müntesip bulunduğunu açıkça belirtir.” (İÜ Ktp., TY, nr. 9495, vr. 4a” [11]Diye desteklemekte ama eserde Hızır la ilgili bölüm ve ibarelerden dolayın onun  “Hızır peygamberden el aldığını, ona intisap edince kendinde güçlü bir cezbenin zuhur ettiğini ve bu sayede vahdet sırrına erdiğini pek çok vesileyle ifade etmektedir. Bu nedenle onun Hızıriyye tarikatına mensup olduğunu kabul etmek gerekir. “ diye bir görüş  ileri sürmektedir.

Bu bilgilere rağmen Şeyh Muhyiddin’in  Zeyniye Tarikatına mensup ve Eğridir  Zaviyesi Tekke şeyhi olduğunu kabul etmek gerekecektir. Şeyh Mehmed Çelebi’nin ölüm tarihini kimi kaynaklar 1494 kimi kaynaklar da 1495 olarak vermektedir ki  kaynaklar bu konuda mutabıktır denilebilir. Şeyh’in  Sandukası bugün Eğirdir Yazla Mahallesindeki Şeyh Burhaneddin Camii altındaki zâviye içerisindedir.  (Geniş bilgi için bkz. Yiğitbaşı, 1972: 75-85; Açıkel, 2001: 11-16; Güngör, 2001: 416-419; Güngör, 2005: 221-222; Bardakçı, 2008: 29-3)  Şeyhin sandukasının bulunduğu yerin Şeyh Burdaneddin Camii haziresinde olması da tarikat ravilerini destekleyen somut bir kanıt gibi gözükmektedir.


HIZIRNAME HAKKINDA BİLGİLER KONUSU ÖZETİ

Müellifin bilinen tek eseri de Hızırname’dir. Eser hem yazarın hem de konusu itibari ile Türk edebiyatını yegâne eseridir. Yani bizim bildiğimiz bu konuda yazılmış başka bir eser yoktur.   Bu eser "divan" olarak anılmış, adına bakarak mesnevi zannedilmiştir. Buna mukabil  bu eser bilinen klasik mesnevilerden de farklı kendine özgü, şahsına münhasır özgün bir eserdir.   Eser müellifin gezerken, yaşarken gördüğü insanların hallerini, tavırlarını, davranışlarını, sıfatlarını dile getiren tür ve konu olarak başka bir benzeri olmayan bir  eserdir. [12]

Hızırname “ Muhyiddin Çelebi’nin bizzat el alarak kendisine intisap ettiği (vr. 18a) Hızır Han’la birlikte cezbe halinde yaptığı âlem-i gayb seyahatini ve Hızır’ın niteliklerini, işlerini tasvire hasredilmiş” bir konuya sahip enteresan bir özelliğe sahiptir.  Eser, bu özelliği Geothe’nin 19 yy da yazmış olduğu  Faust adlı eserindeki gibi geçmiş zamanlara seyahati konu edinen, zamanda yolcuklar yapan,  mistik ve tahayyüller deki âlemlere de yapılan gezileri anlatan  bir kurguya sahiptir.

Eserin  bir divan edebiyatı eseri niteliğinden çok Halk Edebiyatı ürünü olduğunu düşünenler de vardır. Vezin ve ölçü kaygı ile kafiye kaygısının olmadığı anlaşılan eserin dilin sade ve anlaşılır bir Türkçedir.

V. Mahir eser hakkında : “ Eser emsalleri gibi olmayıp, dervişlikle maddi ve manevi âlemlerle ilgili hayatının destanı şeklindedir. “ Diye ifade eder. [13]

Hızırname’nin birçok nüshası vardır.  Eser yaklaşık olarak 1440 beyitten oluşur. Eser hakkında verilen bilgilere bakılırsa: Eser Tevhid ve naatla başlar.   Daha sonra eserden anlaşıldığına göre Muhyiddin Çelebi, 880 yılı Ramazanında (Ocak 1476) Kadir gecesi cezbe anına kapılır. Öyle ise eserin yazılmaya başlandığı tarih de bu tarih yani 1426 yılı Ramazan ayı ve kadir gecesidir.  Müellif, Hızır’dan el alarak onunla birlikte âlem-i gaybdaki seyahatine başlar. Hızır Han bu mübarek gecede kendisine görünmüş ve onu atının terkisine alarak onu gezdirmeye başlamıştır.  Müellif bedeninden çıkmış,   fiziki varlığından soyunarak yedi gökte  ve dünyadaki kutsal, mistik ve efsanevi mekânlarda dolaşmaya başlamıştır.

Hikâye  müellifin ilk  önce Hz. Peygamber’in nurdan sancağını ziyaret edip, ardından Mekke Medine’yi ve bütün kutsal toprakları dolaşması ile başlar.  Ardından Hızır’ın atı ile birlikte giderek peygamberlerin ruhlarıyla karşılaşması, sohbet etmesi, , Hz. Peygamberi defalarca görmesi,  evladı ve  ashabı  ile görüşmesi,  meleklerle sohbet etmesi, tekrar peygamberlerin ruhları ile sohbet etmesi,  levh-i kalemden  haberdar olup, arşa kadar çıkması Cebrail ’in sözlerini görüp, İsm-i azam keşfetmesi ile devam eder. Müellif  göklerdeki seyrini tamamlayıp,  Kaf dağındaki  Hz Süleyman ’ı ziyaret edip,  Serendil dağındaki Hz. Âdem’in kabrine de varır. Hızır’la birlikte hayat kaynağı nehrini, ömür ağacını seyreder; ardından havârileri, Hârût ve Mârût’u görür; Horasan ve Mâverâünnehir’e ulaşır; oradan zulümât diyarına geçerek   Ab-ı hayat bulurlar. Rical’-i  Gay, Kutb’ül Aktab ile sohbet eder.  Allahın tecellisini müşahaede eder. Daha sonra Medine’ye gider Peygamberle görüşür,  nurdan sancağı ve levh ü kalem-i de seyreder.

Şam ‘ı , Kudus’ü , Mescid’i aksa’yı, Çin’i dolaşır.  Kaf ve Elburz dağlarını Yecüc ve Mecüc seddini ve karanlık ummanı gezer. Tarihi devirlere de gidip gelerek zaman tünellerinde dolaşır. Akıncılarla da görüşüp, dervişler ve şeyhler ile görüşür. Erenlerin dergâhında bulunur. [14] Bu ruhanî yolculukta gezip gördüğü yerler arasında Mağrib diyarı,  Mısır , Nil, Fırat, Bahr-i Muhît, Dımaşk dahi vardır.

A. Y. Ocak bu eseri yorumlarken  “ Eserde mistik duygularla mitolojik unsurlar bir aradadır. Dikkat çekici bir başka nokta da daha çok tasavvufî konularda Maniheizm’in dolaylı etkilerini düşündüren “ak nur-kara nur” şeklinde ikili bir nur motifinin (meselâ bk. vr. 40b) eserde çok güçlü bir şekilde terennüm edilmiş olmasıdır.” Diye bir tespitte daha bulunmuştur.

V. MAHİR’ e göre Edebi kaygıdan düzen tertip ve sanattan uzak yazılmış,  bu eserde Yunus’un ve Âşık Paşa’nın sadeliği ile onlara duyulan özenti göze çarpmıştır. “Hızırnâme’nin kaynaklarda zikredilen dört nüshasından biri Köprülü kitapları arasındadır (Yapı ve Kredi Bankası Ktp., nr. 115). Kırk varak olan bu nüsha 1135 (1723) yılında istinsah edilmiş olup baş tarafı eksiktir. Kocatürk’ün faydalandığı Isparta Halil Hamîd Paşa Kütüphanesi’ndeki nüsha halen kayıptır.[15]

Eser kanaatimize göre ilginç konusu zamanda ve mistik mekânlarda ruhani bir gezi, bedenden ayrılarak zaman öncesi ve ötelerine yapılan yolculuk, mistik âleme yapılan gezi vb özellikleri ile bir Osmanlı Bilim Kurgusudur.  Şeytanla birlikte antik çağlara yolculuk konusunu işleyen Goethe’nin Thomas Man ’ın ve  Faust  ’una benzer bir konuya sahip olan bu eser, Faust’tan yaklaşık üç asır önce yazılmıştır. Şeytanla yolculuk konusu batı edebiyatında önceden beri işlenmiş bir konu olmakla birlikte Goethe’nin divan ve İran edebiyatına olan yakın ilgisi, hatta bir divan yazmış olması Hızırname’yi okumuş olma ve Hızırname’den de etkilenmiş olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. 

Eser üzerinde çalışma yapan müelliflerimiz eseri konusunun dağınıklığı düzensizliği, kafiye ve vezin yönünden özentisiz oluşu, ölçüsü yönünden dikkatsizliği hatta umursamazlığı,  sanat yönünden kıymetsizliği ve debi olmayışı yönünde değerlendirirlerken, eserin özgün konusu ve  hayal gücü bakımından enginliği, edebiyatımızın fantastik konulu önemli bir örneği olarak bakmamışlardır. Eser bu açılardan da tetkike çok muhtaçtır.

Muhyiddin Çelebi ve eseri üzerinde çok sayıda çalışma yapılmış bir kısmı da değişik yerlerde yayınlanmış ve basılmıştır.

HIZIRNAME’DEN  ÖRNEKLER [16]

Oluk dağına çıktılar/ nurdan cerağlar yaktılar
Ruhani sohbet sürdüler/ Bir yine görsem yüzlerin


Bir ulu kubbe var  yakut u ahmer
Ki nuru berk urup afaka erer
Önünde bir ulu kuş durur ahdar
Gönül seyran eder dost illerini

Önünde kubbenin bir ırmak akar
Kim anda uğrararsa od gibi yakar
Görenler mest oluben anlara bakar
Gönül seyran eder dost illerini
.....

O ilin Toprağın Jengar derler
Hem altından ağaçlar var derler
Kamu hep lacivert dağlar derler
...
Yeşil nurdan melekler dopdoludur
Arada birisi gayet uludur
Kalanı hep anın emrinde olur
Dil ü can seyr eder her subh ile şam

Pes andan bir yeşil deryaya vardım
Kenarında feriştehleri gördüm.
Deniz mevcinden anda hu işittim
Dil ü can seyreder her subh ile şam

O saharanun kamu etrafı dağlar
Kızıl altın durur hep cümle dağlar
Ak sütten bir ırmak çağlayıp  akar
Gönül seyran eder dost illerini


( Alıntılar:   V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287)


 Bkz:   Hızırname'den Seçmeler

KAYNAKÇA 

 

[1] Ahmet Yaşar Ocak, HIZIRNÂME, TDV İA, cilt: 17; sayfa: 418

[2] V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287

[3] V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287

[4] ÖNGÖREN, Reşat, (2003), Tarihte Bir Aydın Tarikatı Zeyniler, İstanbul: İnsan Yayınları

[5] Sadık YAZAR, XVII. ASIR ŞAİRLERİNDEN ALLÂME ŞEYHÎ, DİVANI VE BİR KASİDESİ

[6] Eğirdir Zeynî Zâviyesi’nde görev yapan Şeyhlerin hayat hikâyelerinin ve menkıbelerinin anlatıldığı Menâkıb-ı Şeyh Burhâneddîn yayınlanmıştır. Bkz. Sadık Yazar, Eğirdirli Münevver Bir Ailenin Hikâyesi Şerîf Mehmed’in Menâkıb-ı Şeyh Burhâneddîn’i, Okur Akademi, İstanbul 2012

[7] Mehmet ALTUNMERAL, Hızırnamede Eğridir ve Eğridirli Veliler,CBÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl : 2013 Cilt :11 Sayı :2

[8] Bulut Muhammet Ali, “ Eğridirli Şeyh Mehmet Dede ve Hızırname” İnceleme Metin Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Ünivers. 2003

[9] V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287

[10] F. Köprülü (İlk Mutasavvıflar, s. 111, dipnot 43

[11] Ahmet Yaşar Ocak, HIZIRNÂME, TDV İA, cilt: 17; sayfa: 418

[12] Bulut Muhammet Ali, “ Eğridirli Şeyh Mehmet Dede ve Hızırname” İnceleme Metin Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Ünivers. 2003-

[13] V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287

[14] V.M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287

[15] Ahmet Yaşar Ocak, HIZIRNÂME, TDV İA, cilt: 17; sayfa: 418

[16] V. M. Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, Ank. 1970, shf 283- 287