
-
Antik Kentler
Müzeler
Saraylar, Camiler, Yapılar
Gezelim Görelim
Edirne
Cografik Konum
Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan karayolu üzerinde, Tunca, Arda
ve Meriç ırmaklarının buluştuğu düzlükte kurulmuştur. Edirne, Marmara Bölgesi'nin Trakya
kısmında yer alır. Güneyinde Ege denizi, kuzeyde Bulgaristan, batıda
Yunanistan, doğuda Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale ileri ile çevrilidir.
Yüzölçümü 6.098 km² olan Edirne'nin, deniz seviyesinden ortalama
yüksekliği 41 metredir. Edirne, idari olarak, biri merkez ilçe olmak üzere 8
ilçe ve 248 köyden oluşmaktadır. Edirne ili, Trakya Yarımadasında; kuzeyde
Istranca Dağları, güneyinde Koru Dağları ve Ege Denizi-Saroz Körfezi, batısında
Meriç Nehri ve Meriç Ovası, doğusunda da Ergene Ovasını içine almakta olup, il
topraklarının % 80'i tarıma elverişlidir.[1]
EDİRNE İlçeleri
- ENEZ
- HAVSA
- İPSALA
- KEŞAN
- LALAPAŞA
- MERİÇ
- SÜLEOĞLU
- UZUNKÖPRÜ
Akarsu ve Göller
İlin önemli akarsularından olan Meriç,
Tunca, Arda ve Ergene nehirlerinin debileri Mart-Nisan aylarında yoğun
yağışlara bağlı olarak maksimum seviyeye ulaşmaktadır. Yaz aylarında da normal
debilerini muhafaza etmektedir. Yörenin en önemli tarım potansiyeli olan çeltik
ekim ve sulama zamanlarında ise nehir debileri en az seviyeye ulaşmaktadır.
Doğal göllerin başlıcaları Meriç'in denize döküldüğü Enez yöresindedir. Bu
göller Gala, Dalyan, Taşaltı, Tuzla, Bücürmene, Sığırcık ve Pamuklu gölleridir.
[2]
Nüfus Ekonomi Tarım
2011 yılında Edirne’de ikamet eden nüfus bir önceki yıla göre 8.888 kişi artarak 399.316 kişi olmuştur. Edirne’nin toplam nüfusunun % 68,2’si ( 272.294 kişi ) İl ve ilçe merkezlerinde, % 31,8’i ise (127.022 kişi) belde ve köylerde ikamet etmektedir.[3] (Ayrıntılı bilgi ADNKS Veri Tabanı https://www.tuik.gov.tr ) DPT bünyesinde illerimizin sosyo-ekonomik gelişmişliğine yönelik 1996 yılında 18. sırada, 2003 yılında da 16. sırada yer almıştır. 2008 yılında Edirne’deki kişi başına GSYİH miktarı 11.700 dolar olarak tahmin edilebilir. Aynı yılda Ülkemiz genelindeki kişi başına GSYİH miktarı 10.436 dolardır.
Edirne’de, tarımsal üretim tarla ürünleri ağırlıklıdır. Geniş ve verimli arazilerin büyük bölümünde buğday, ayçiçeği ve çeltik ekilmektedir. Ayrıca silajlık mısır, tritikale, süpürge otu ve karpuz üretimi de önem taşımaktadır. 2008 yılı itibariyle İlimizin toplam 370.015 hektar olan işlenen tarım alanlarının % 47’sinde buğday, % 31’inde ayçiçeği, % 11’inde de pirinç üretimi gerçekleştirilmiştir. Türkiye toplamı içindeki payı, pirinç üretiminde % 44, ayçiçeği üretiminde % 20 ve buğday üretiminde % 3’tür. [4]
Başlıca tarım ürünleri buğday, ayçiçeği, arpa ve susam olup, ayrıca az miktarda pirinç, fasulye, nohut, şekerpancarı, üzüm, arpa, kozla, elma, armut, kavun ve karpuzdur. Hayvancılık gelişmiştir. Kaşarpeyniri olan kaşkaval, ova kaşarı ve Edirne türü beyaz peynir üretilir. Meriç ağzında balıkçılık yapılır. Yağ, çeltik, yağ, kiremit, tuğla ve un fabrikaları vardır.
Edirne, ülkemizin Avrupa’ya kara ve demiryolu ile bağlantısını sağlayan 5 sınır kapısına sahiptir. Kapıkule sınır kapısı, ülkemizin en büyük kara ve demiryolu sınır kapısıdır. Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya açılan Kapıkule haricinde, Yunanistan ile Türkiye’yi birleştiren İpsala ve Pazarkule sınır kapıları mevcuttur. Ayrıca Uzunköprü’den yine Yunanistan’a giden demiryolu sınır kapısı mevcuttur.
EDİRNE DE YAPMADAN DÖNME
Edirne Müzesi,Türk İslam Eserleri Müzesi,Sağlık Müzesi,Balkan Savaşı Müzesi ve
Karaağaç’ı görmeden
Selimiye Camii,Eski Camii,Üç Şerefeli Camii,Ali Paşa Kapalı Çarşısı ve
II.Bayezit Külliyesini gezmeden,
Meriç kenarında yemek yemeden ve Edirne’nin meşhur ciğer tavasını tatmadan,
Badem ezmesi,deva-i misk şekeri,mis sabunu ve beyaz peynir almadan,
Her yıl Haziran ayı son haftasında düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve
Kültür Etkinliklerinde Edirne’de bulunmadan...
Edirne’nin meşhur Deva-i Misk tatlısını, peynir şekerini, misk sabunu almadan
Edirne’ye özgü bir ürün olan badem ezmesini tatmadan,
El Sanatları Mağazasından Edirne’ye özgü el sanatları ürünlerini
incelemeden
Dönmeyin.
EDİRNE’NİN TARİHÇESİ:
Edirne’nin en eski halkı Traklar’ın soyundan Odrisler’in bugünkü Edirne’nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Odrisler’den sonra Büyük İskender ve Makedonyalılar Dönemi’nde kent, Orestia / Orestas olarak anılmaya başlanmıştır.
İS II. yy’ da Roma İmparatoru Hadrianus, (117-138) Orestia Kasabası’nın stratejik önemi nedeniyle buraya kent statüsü verdi ve kendi adını koydu. Böylece, Roma Dönemi’nde kent Hadrianopolis/Hadrianupolis/Adrianupolis/Adrianapolis adlarıyla anıldı. Adrianopolis zamanla Adrianople/Adrianopel olarak değişti.[5] Romalılar’ın hâkim olduğu kent, 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla Doğu Bizans’ın payına düşmüştür.
586 yılında Avar Türkleri burayı kuşatmışlar ancak alamadan geri dönmüşlerdir. Bulgar Türkleri ise 914 yılında kenti ele geçirmeyi başarmışlardır. Daha sonra tekrar Bizans’a geçen, 1050 ve 1078 yıllarında Peçenek Türkleri tarafından ikinci kez kuşatılan bu kent nihayet 1361 yılında I. Sultan Murat tarafından fetih edilerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun taht (baş) şehri olmuş ve 1453 yılında İstanbul fethedilinceye kadar (başkent) olarak kalmıştır.[6]
Osmanlı dönemi başlarında Edrinus /Edrune / Edrinabolu / Endriye diye anıldı. 1476’da yazılan Aşıkpaşazade Tarihi’nde kentin adı Edrene olarak geçer. XVI. yy başlarında kentin Edirne olarak adlandırıldığı görülür. Edirne 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’un alınışına kadar 88 yıl (1365-1453) boyunca Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Kimliğini Osmanlı döneminde bulan ve imparatorluğun ikinci kenti olan Edirne, kültürel mirasımızın yoğun hissedildiği kentlerden biridir.
Günümüzde târihî eser bakımından İstanbul ve Bursa’dan sonra, kütüphane (kitap) bakımından ise İstanbul, Ankara ve Bursa’dan sonra gelir. Merkez ilçe (Edirne), 1850 senesine kadar Osmanlı Devletinin İstanbul ve Kahire’den sonra üçüncü büyük şehriydi.[7]
Edime, camileri, çarşıları, köprüleri, tarihi evleriyle ve özellikle de Muhteşem Selimiye ile ülkemize gelenleri ilk karşılayan ve bir sınır ve kültür kentimizdir.
EDİRNE DE TARİHİ MİMARİ YAPILAR.
Edirne tarihi eser ve mimari yapılar bakımından en zengin illerimizin başında gelir. Turizm envanterlerine alınmış yapılar listesi şu şekildedir.
- ASKERİ YAPILAR 33
- DİNSEL VE KÜLTÜREL YAPILAR 313
- İDARİ YAPILAR 42
- SİVİL MİMARİ ÖRNERKLERİ 327
- TOPLAM 715
Edirne İl Kültür Turizm Müdürlüğünün verilerine göre de Edirne ‘de arkeolojik, kentsel, tarihi doğal olmak üzere toplam olarak 105 sit alanı mevcuttur.
EDİRNE SARAYI VE
KIRKPINAR GÜREŞ ALANI
Şehrin kuzeyi Tunca kenarında, 300-355.000 m2 lik bir alana kurulmuş olan sarayın yapımı 1450'de 1. Murat zamanında başlamış, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1475'te tamamlanmıştır. Saray yeri ve müştemilatını Fatih Sultan Mehmet geliştirerek büyütmüştür. Bu Saray Saray-ı Cedid-i Amire, diğer ilk saray ise Saray-ı Atik olarak adlandırılır. Kanuni Sultan Süleyman, 1.Ahmet, Avcı Mehmet, 2. Ahmet, 3. Ahmet zamanında saray sürekli tamir görmüş ve yeni yapılar eklenmiştir.
Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen, Cihannüma Kasrı (Taht-ı Hümayun) sarayında ana yapısını oluşturmaktadır. Has oda, yediler odası, sancak-ı Şerif dairesi, kütüphane-i hümayun (saray kütüphanesi ve sancak-ı şerif mescidi ve dairelerden meydana gelmiştir. Cihannüma Kasrı'nın güneyinde birbirine bitişik olarak 4.(Avcı ) Mehmet, 2.Mustafa ve 3.Ahmet daireleri inşa edilmiştir. Bu sultan dairelerinin devamında Valide Sultan, baş, ikinci üçüncü ve dördüncü kadınlar, şehzadeler, cariye daireleri, gedikli daireleri, hastalar koğuşu, ağalar daireleri ile Cihannüma Kasrı'nın batısında Arz Odası sarayın bütünlüğünü oluşturmuştur. Arz Odasının önünde Bab'üs Sa'ade (Ak Ağalar Kapısı) yer almaktadır. Kanuni Sultan Süleyman ve Hassa Mimarbaşı Mimar Sinan döneminde Edirne Sarayı'nın adeta ikinci yapılaşma sürecine girmiştir. Bu dönemde, saray yeniden planlanmış, topoğrafyası düzenlenmiş, su ile ilgili problemleri çözülmüştür.[8] . 4. Murad zamanında İmadiye Kasrı 4.Mehmet zamanında Hasbahçe'de Alay Köşkü, İftar Köşkü, Av Köşkü, Bülbül ve Bostancı Kasrı inşa edilmiştir.
3. Ahmet'in 1718 yılında İstanbul'a gitmesinden sonra,1768 yılında 3. Mustafa'ya kadar hiçbir padişah Edirne'ye gelmemiş, aradaki bu yarım asırlık süreç tahribatın başlangıcı olmuştur. [9] 1829 yılında Edirne'yi işgal eden Ruslar, sarayı bir ordugâh olarak kullanmışlar ve büyük zarar vermişlerdir. 1868'de Vali Hurşit Paşa'yla başlayıp, Hacı İzzet Paşa'nın 1873'teki valiliğine kadar süren tamirat döneminde birçok yapı kurtarılmıştır.
Günümüzde Kırkpınar güreşlerinin de yapıldığı bu saray alanına Edirneliler Sarayiçi adını vermişlerdir.
CİHANNÜMA KASRI:
Mimarisi dolasıyla Edirne Sarayının en önemli yapısıdır.1450 -1452 yıllarında yapılmıştır. Kaynaklarda yedi katlı olduğu ve en üst katta sekiz köşeli bir odanın bulunduğu belirtilmektedir. Has
Oda Yediler Odası, Sancak-ı Şerif Dairesi, Kütüphane-i Hümayun Sancak -ı Şerif mescidi dairelerden oluşmaktadır.
ADALET KASRI:
Adalet Kasrı, Sarayın sağlam kalan tek binası Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin düzenlendiği Sarayiçi alanı Edirne Sarayı'na Kanuni Sultan Süleyman zamanında eklendi. Kanuni'nin kanunlarını burada yazdırdığı söylenir. Kasrın önünde iki taş vardır. Bunlardan sağdaki, seng-i arz, halkın dilekçelerini değerlendirilmek için üzerine bıraktığı taştı. Soldaki, seng-i ibrette ise ölüm cezasına çarptırılanların kelleleri sergilenirdi.
KANUNİ KÖPRÜSÜ:
1553 -54 yıllarında, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 60 m uzunluğundadır ve dört gözden oluşmaktadır. Has Bahçeyi şehre bağlamaktadır.
CAMİLER
SELİMİYE CAMİİ
Gelmiş geçmiş mimarların en büyüğü Mimar Sinan'ın "ustalığımın eseridir" dediği bu cami dünyada tek kelimeyle "mimarlık harikası" olarak tanınır. Dahi mimarın 84 yaşındayken inşa ettiği bu görkemli cami Sultan II. Selim adına yapılmıştır. 1569 yılında yapımına başlanılan cami 6 yıl süren yorucu bir uğraş sonunda 1575 yılında tamamlanmıştır. Caminin dört köşesinde birebir eşit boy ve çapta dört minare yer almaktadır. Bunlar 70,89 metreyi bulan boyları ile "Türkiye'nin en yüksek minareleridir. 31,28 metre çapındaki kubbesi de aynı özelliği taşımaktadır.
Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye’de, daha önceki hiçbir camide, ya da antik çağ mabedinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir lebi ile örtülmüştür. Mimarlık tarihinde en geniş mekâna kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43.28 m. olan, 31.30m. Çapındaki kubbesiyle ilgi çeker. Ayasofya’nınkinden daha büyük olan Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, fil ayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlıdır.[10]
Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise sübyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunmaktadır. Sübyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır.
Caminin mermer, çini ve hat işçilikleri de önemlidir. Yapının içi İznik çinileriyle süslüdür. Büyük kubbenin tam altındaki hünkâr mahfili, 12 mermer sütunludur ve 2 metre yüksekliktedir. Ters lale dâhil, Selimiye Çinilerinde 101 Ayrı Lale Motifi Kullanılmıştır. Çinilerin bir kısmı 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında, Rus generali Mihail Skobelev tarafından sökülerek Moskova’ya götürülmüştür.[11]
Caminin duvarları ve mihrabı İznik ve Dimotoko çinilerinin en mükemmelleri ile süslenmiştir. Edirne'ye her yönden girişte iki taneymiş gibi görünen, ancak yaklaştıkça 4 tane olduğu anlaşılan minarelerin birisinin üç şerefesine üç ayrı merdivenle çıkılmaktadır. Bu merdivenlerden çıkanlar birbirlerini asla görememektedir.
Mimar Sinan’ın ”ustalık eserim” dediği anıtsal yapı Osmanlı-Türk sanatının ve dünya Mimarlık tarihinin başyapıtlarındandır. Yapının mülkiyeti Sultan Selim Vakfındadır. Cami terasının altında yer alan Arasta (çarşı), III. Murat zamanında Selimiye’ye vakıf olarak yaptırılmıştır. Mimarı Davut Ağa’dır.
ÜÇ ŞEREFELİ CAMİİ
Edirne'nin bir başka simgesidir. 1443-1448 yılları arasında Sultan II. Murat tarafından Konyalı Hacı Alaaddin'e yaptırılmıştır. Üç minaresi bulunan caminin her bir minaresinde ayrı bir motif bulunmakta, burmalı minaresi en dikkat çekeni olmaktadır. Camiye adını veren bir başka minare de üç şerefeli olanıdır ve bu minare 67 metrelik boyu ile dünyanın en yüksek minareleri arasında yer almaktadır.
Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı Camileri’ndeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı taştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır.
ESKİ CAMİİ
Sultan II. Mehmet tarafından 1403-1414 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimarı Konyalı Hacı Alaaddin'dir. Üzerindeki kitabelerin güzelliği ile dünyada ün yapmıştır. İç mekânda yalnızca dört paye oluşu yapıya ferah bir görünüm verir. Bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinde Mekânın birleştirilmesi yönünden yeni bir aşamayı oluşturur.
II. BAYEZİD CAMİİ KÜLLİYESİ VE MÜZESİ
Sultan II. Bayezid tarafından 1484-1488 yılları arasında Tunca nehri kıyısında yaptırılmıştır. Dört duvara dayalı kubbesi ile dikkat çekmektedir. Caminin yanında Tabhane, Darülşifa, Medrese ve İmaretten ibaret bir de külliye bulunmaktadır. Burası zamanında akıl hastalarının su sesi ile tedavi edildikleri yer olarak bilinir. Külliye müzesi, 2004 yılı Avrupa Müze Ödülü'nü almıştır.
Tunca Nehri kıyısında bulunan külliye Edirne’nin en önemli yapıtlarındandır. Cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, Erzak depoları ve öbür bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır. Sultan II.Beyazıd’in 1484-1488 yılları arasında yaptırdığı külliyenin mimari Hayreddin’dir. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür.
Sitenin ana merkezi Darüşşifa olup; Tabhane (Misafir ve Dinlenme Yeri), Tıp Medresesi (Temel Bilimler Fakültesi), Cami, İmaret (mutfak, yemekhane, depo,) Köprü, Hamam, Un Değirmeni, Su Deposu, Sübyan Mektebi, Mehterhane, Muvakkithane (günün saatlerini ve takvimini bildirir) gibi üniteler Darüşşifayı destekleyen sosyal, dini ve kültürel nitelikli yerlerdir.[12]
Külliye son dönemde, Trakya Üniversitesine devredilmiş ve üniversite tarafından düzenlenerek Kültür Bakanlığının ve Ruh Hastaları Redaptasyon Derneğinin de katkılarıyla Müzeye dönüştürülmüştür.
MURADİYE CAMİİ
Sultan II. Murat tarafından 1435-1436 yılları arasında Sarayiçi mevkiine bakan bir tepe üzerinde inşa ettirilmiştir. Çini mihrabı fevkalade güzeldir. Yanında XVIII. yy’dan kalma İmaret ve Hamam bulunmaktadır.
DİĞER CAMİLER
Yıldırım Camii, Defterdar Camii, Beylerbeyi Camii, Mezitbey Camii, Kadıbedrettin Camii, Sitti Sultan Camii.
ÇARŞILAR
Edirne, büyük ve güzel çarşılarıyla ün yapmıştır. Bu çarşıların günümüze kadar ayakta kalanları şunlardır; Alipaşa Çarşısı, Arasta Çarşısı, Bedesten Çarşısı.
Alipaşa Çarşısı (Kapalı Çarşı)
Edirnelilerin daha çok Kapalı Çarşı adıyla andıkları Ali Paşa Çarşısı, Kanuni Sultan Süleyman’ın son yıllarında dört yıl kadar Sadrazamlık yapan Hersekli Semiz Ali Paşa tarafından 1569 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Bir söylentiye göre Kırklareli’nde yapılacak bir camiye gelir temin etmek amacıyla yaptırılmıştır. Yapılmasındaki bir maksat da kıymetli eşya satan (altın, gümüş vb.) ticaret erbabını bir çatı altında toplamak ve bu ticaret erbabının korunmasını sağlamaktır. Edirne’nin ticari hayatı bakımından yerli yabancı turistlerin akınına uğrayan Alipaşa Çarşısı’nda 130 dükkân ve 6 kapı bulunmaktadır.
Arasta Çarşısı
Sultan III. Murat zamanında Selimiye Camisi’ne gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. 225 metre boyunda, 73 kemerli ve 4 kapılıdır. 124 dükkân mevcuttur. Son dönemlerde Edirne ticari hayatında tekrar önem kazanmaya başlamıştır. Turistik eşya satan dükkânlar çoğunluktadır. Selimiye Camisi’ni ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin de tercih ettikleri bir alışveriş noktasıdır.
KERVANSARAYLAR
Edirne kervansarayları yapılarıyla tarihi zenginlik içermektedir. Günümüze kadar gelen kervansarayların en önemlileri şunlardır: Rüstempaşa Kervansarayı ( halen otel olarak kullanılmaktadır ) Ekmekçioğlu Ahmet Paşa Kervansarayı.
Rüstempaşa Kervansarayı
Eski Cami’nin hemen arkasındadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı Rüstem Paşa tarafından, 1561′de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Avlulu bir handır. Dikdörtgen avlunun çevresinde iki kat halinde 102 oda yer alır. Katların avluya bakan yüzleri revaklıdır. Uzun kenarında karşılıklı olarak yukarı çıkan merdivenleri vardır. Üst kat pencere ve kapı kemerlerindeki tuğla ve süsleme ilginçtir. Ön cephelerde 21 adet dükkân bulunur. Bu dükkânlar Kervansaray’a gelir getirmek amacıyla yapılmıştır.

KÖPRÜLER
Bu kentteki köprülerin en
eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından
yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420).
1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmi yedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih
Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de yapılan Şahabettin
Paşa (Saraçhane) Köprüsü on
iki kemerli ve on bir ayaklıdır.
1452'de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid Köprüsü, 1560'da Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkâr Mehmed Ağa'nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç Köprüsü ( Yeni Köpıü ) Edirne'nin en önemli köprüleridir.
ANTİK VE TURİSTİK YERLER
Dolmenler – Menhirler (Taş Mezarlar)
Lalapaşa İlçesinde İ.Ö. 2000 li yılların sonları ile 1000 li yılların başlarına tarihlenen Dolmen ve Menhir adı verilen taş mezarlar bulunmuştur. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Gözyaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş olup, bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Bir mezar odasının çeperlerini oluşturan iki dikey taşın desteklediği bir ya da daha fazla blok taşın bu dikey taşların üzerine konularak kapatılıp mezar haline getirildiği tarih öncesi yapılardır. Asya'dan Batı Avrupa'ya kadar uzanan pekçok bölgede varlığına rastlanılan dolmen kültürünün Türkiye de en yoğun olarak rastlanıldığı yer Edirne', - Lalapaşa Vaysal, Büyünlü, Hacılar ve Doğanköy köylerinin yakınlarında yer almaktadır. Trakya Dolmenlerinin son Tunç Çağı bitimiyle ilk Demir Çağı başlarından M.Ö.7-8 y.y.’a kadar süren zaman dilimlerinde inşa edildiği düşünülmektedir.[13] Yazının devamı için tıklayın: Dolmenler
Ainos (Enez) Antik Kenti
Antik çağlarda adı Ainos olan kent Türk-Yunan sınırının hemen kıyısında, Meriç Nehrinin denize döküldüğü Ege’nin Kuzey sahilinde bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Kentin kuruluşu ile ilgili çeşitli farklı görüşler ileri sürülmektedir.
Eski çağda Ainos adını taşıyan Enez’de, önceleri Trak kabilelerinin birleşmeleri ile Poltyobria adını alan bir şehir devletinin kurulduğu Antik çağ yazarları tarafından bahsedilmektedir. Ancak bu verimli ovada yurtlamak isteyen Kuzey Batı Anadolu bölgesinde yerleşmiş bulunan Aioller bu kenti ele geçirerek Ainos adını vermişler, bu günkü Ainos (Enez)’i kurmuş ve bağımsız bir devlet durumuna getirmişlerdir.[14] (2) Yazının devamı için tıklayın: Ainos (Enez) Antik Kenti
Müzeler
EDİRNE MÜZESİ
Selimiye Camii avlusu içinde bulunan Dar-üs Sıbyan Medresesi'nin, Trakya Umumi Müfettişi Kazım DİRİK başkanlığındaki Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından restore ettirilmesi sonucu "Etnografya" adı altında ikinci bir bölüm Edirne'nin kurtuluşunun on üçüncü yılında ( 25 Kasım 1936 ) burada açılmıştır. Ankara Etnografya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi'nden bazı değerli eserlerle takviye edilmiştir. Yeni müze ise 13 Haziran 1971 yılında "Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis Medresesindeki Müzeye de "Türk İslam Eserleri Müzesi" ismi verilmiştir.
ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Arkeoloji ve Etnografya bölümü olmak üzere, iki bölümden oluşmaktadır.
Arkeoloji Seksiyonu: Sergileme Paleontolojik döneme ait fosillerle başlar. Bu bölümde Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3. Zaman sonuna ait fil, gergedan ve at türünden hayvanların defans, çene kemiği, diş ve omurlarına ait parçalar vardır. Ayrıca günümüzden 30 milyon yıl önce Miyosen Döneme tarihlenen fosiller ile diğer deniz hayvanları ve bitki fosilleri de yer almaktadır.[15]
EDİRNE’DE DOĞAL GÜZELLİKLER VE TURİSTİK ALANLAR
Gala Gölü: Edirne / Enez
Gala Gölü, Meriç deltasında Edirne'nin Enez ve İpsala ilçeleri arasındadır. Eceabat-Keşan-Enez yolu ile ulaşılmakta olup, Enez ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Göl, nesli tükenmekte olan kuş türlerine ev sahipliği yapmaktadır.
Gala Gölü, 2005 yılından bu yana milli park özelliği de taşımaktadır. 6 bin hektarlık bir alandadır. Sulak saha, göl ve orman ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde barınan çeşitli canlı türlerini ihtiva etmesi, 111 kuş türünün varlığı, nesli tehlikeye düşmüş veya nadir türleri, özellikle tepeli pelik, pelikan, çeltikçi ve küçük karabatak gibi nesli son derece azalmış türleri barındırması özelliklerini oluşturmaktadır.
PLAJLAR
Edirne, Ege Denizi sahilinde Saros körfezinde kumsallarla kaplı, nitelikli bir
kıyı şeridine sahiptir. Bu kıyılar Keşan ve Enez ilçelerinin mülki hudutları
içinde yer alır. Kıyı kullanımına elverişli plajlar; Keşan’da Sazlıdere,
Gökçetepe, Mecidiye, Erikli, Danişment ve Yayla ile Enez’de Karaincirli, Vakıf,
Gülçavuş, Sultaniçe ve Enez plajlarıdır.
KAYNAKÇA
- [1] https://www.edirne.gov.tr/default_B0.aspx?content=222
- [2] https://www.edirne.gov.tr/default_B0.aspx?content=222
- [3] https://www.edirne.gov.tr/default_B0.aspx?content=217
- [4] https://www.edirne.gov.tr/default_B0.aspx?content=227
- [5] https://www.edirne.bel.tr/Edirne/edirne_genel_bilgi.htm
- [6] https://www.edirne.bel.tr/Edirne/edirne_genel_bilgi.htm
- [7] https://www.cografya.gen.tr/tr/edirne/ilceler.html
- [8] https://www.edirnekulturturizm.com/index.php?option=com_content&view=article&id=21&Itemid=41
- [9] https://www.edirnekulturturizm.com/index.php?option=com_content&view=article&id=21&Itemid=41
- [10] https://www.cocuklageziyorum.com/selimiye-camii-edirne/
- [11] https://www.cocuklageziyorum.com/selimiye-camii-edirne/
- [12] https://www.cocuklageziyorum.com/edirne-edirne-gezilecek-yerler/
- [13] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/forummesaj/270-edirnede_dolmenler.html
- [14] https://www.edebiyadvesanatakademisi.com/forummesaj/181-ainos_%28enez%29_antik_kenti_i.html
- [15] https://www.edirnekulturturizm.com/index.php?option=com_content&view=article&id=54&Itemid=48
![]()
İLGİLİ SAYFALAR
- ADANA'NIN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
- ADIYAMAN, TARİHİ VE TURİZMİ
- AFYON'UN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
- AĞRI'NINTARİHİ TURİZMİ VE TURİSTİK YERLERİ
- Aksaray'ın Tarihi ve Turistik Yerleri
- Amasya'nın Tarihi ve Turistik Yerleri
- Ankara'nın Tarihi ve Turistik Yerleri
- Antalya'nın Tarihi, Turizmi ve Antik Yerleri
- Artvin'in Tarihi, Turizmi, Yayla ve Vadileri
- Aydın'ın Tarihi, Turizmi , Antik ve Doğal Güzellikleri
- Balıkesir:Tarih, Turizm ve Gezilecek Yerler
- Bartın'ın Tarihı Turizmi , Görülecek Yerleri
- BATMAN'IN TURİZM, TARİH VE DOĞASI
- Bayburt'u Gezelim mi?
- Bilecik'i Gezelim mi?
- Bingöl ve Güzellikleri
- BİTLİS'İ GEZİP GÖRELİ,M
- BOLU'YU GEZİP GÖRELİM
- BURDUR'UN TARİH DOĞA VE KÜLTÜRÜ
- Bursa'yı Gezip Görelim
- Çanakkale: Tarihi, Turizmi ve Doğası
- Çankırı'nın Tarihi Turistik ve Doğal Güzellikleri
- Çorum , Tarihi, Turizmi ve Doğal Güzellikleri
- DENİZLİ , TARİH TURİZM VE DOĞAL GÜZELLİKLERİ
- Elâzığ Tarih Turizim Doğal ve Diğer Özellikleri
İliniz, ilçeniz hatta köylerinizin,
doğal güzellikleri hakkında yazılar yazabilir, Turistik, tarihi ve doğal
güzellikleri fotoğraflarınız ile paylaşabilirsiniz.
BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM
veya s_kuzucular@hotmail.com