.jpg)
EBE' nin KOCASI
Köye hakim küçük bir tepede yıkılmış eski caminin arta kalan koskocaman taşlarına yaslanmış yarenlik ediyorduk. İkindi güneşi gönülsüz bir sıcaklıkla yorgun bedenlerimizi ısıtmaya çalışıyordu. Hemen alt tarafımızda yeni yapılan cami, özenle yontulmuş taş işçiliğiyle pek de güzel duruyordu. Caminin etrafında ve kanal boyunda yeni yeni yapraklarını dökmeye başlamış kavak ağaçları daha ötesinde ise kaysı bahçeleri uzanıp gidiyordu.
Hazan mevsiminin başında sayılırdık. Köyde işler epeyce azalmıştı. Harmanlar savrulmuş, ekinler evlerde kilerlere, hayvanlar için samanlar samanlıklara doldurulmuştu. Pancar söküm işlerine daha başlamamıştık. Arada birkaç günlük tatili hak etmiş gibi bu ikindi vakti bir araya gelerek, dereden tepeden konuşup vakit öldürüyorduk. Tabii biz mi vakti öldürüyoruz o mu bizi öldürüyor o da ayrı bir konu.
Hemen yanı başımızda köyün ekabir takımından bir kaç ihtiyar da oturmuş kendi aralarında eski günlerini yad ediyorlardı. Aslında; zorunlu olmadan ihtiyarlarla bir arada oturmayı pek de hazzetmeyiz hani. Onların dünyası ayrı bizimkisi ayrı, ne konuşacağız ki demeye kalmadı; Mahmut “dede” dedi Ahmet Çavuş’a “bu caminin yapıldığı tarihi biliyor musun?” Aslında onun bilmediğini hepimiz biliyoruz ama lafa bodoslama girmek için bu yolu seçmişti Mahmut. “Nerden bileyim torunum” dedi Ahmet Çavuş. “daha biz babamızın belinde bile değildik bu camii yapılırken” diye devamını getirdi.
Hemen bir halka da biz yaptık ihtiyarların etrafında. Biri “güneşimi kapatma” dedi. Aynalı tabakalar ortada, altın sarısı kaçak tütünler ile kaçak sigara kağıtları ve muhtar çakmakları elden ele dolaşıyor. Onların yanında sigara içmemizin imkanı yok. Biz de dumanlarını bolca içimize çekip nasipleniyoruz. Mahmut yine “dede hani Hır Ahmet ile Hacı Yusuf’un camideki kavgasını söylüyorlar hep, nasıl oldu bir de sen anlat sana” dedi. Ortalıkta bir kıpırdanma oldu aniden. Oldum olası eskilerin yaptıkları şaklabanlıklar hepimizin ortak neşesiydi. Ahmet Çavuş’un kendini biraz naza çekse de anlatmaya can attığını biliyorduk. Onun için üstelemedik de. Bir iki kem küm den sonra tava geldi.
“Burada eski camimiz vardı.” Dedi. Sanki bilmiyoruz. “Biliyorsunuz Hır Ahmet benim komşum, akrabayız da. Hacı Yusuf da köyde az çok Arap’ça okumuş biri, o zamanlar şimdiki gibi köylerde kadrolu imam olmadığından imamlık yapardı köylüye. Benim oldum olası cami ile cemaatle işim olmazdı o zamanlar. Bu Hacı Yusuf’un da bizim Hır Ahmet’le ne bileyim bir meselesi vardı. Zaten Hacı Yusuf’un herkesle bir meselesi vardır ya.
“O yıl Kurban Bayram Namazını kılan bizim emsallerden anlatacağım olayı unutan yoktur herhalde” diye merak katsayımızı yükseltti Ahmet Çavuş. Kim ne derse desin ağzı laf yapıyor, dikkati üzerine çekmekte mahir. Diğer ihtiyarlar da defalarca dinledikleri bu olayı sanki yeni duyuyorlarmış gibi halkayı iyice sıkılaştırdılar. Bütün gözler Ahmet Çavuş’ta.
“O gün” dedi Ahmet Çavuş “camii ayakkabılığa kadar hınca hınç dolu. Benim gibi bayramdan bayrama namaza gelenler tabii ki arka safları tuttuk. Hacı Yusuf hiç olmazsa o gün hatırına kirden keçeleşmiş gömleğini giymemişti. Şalvarı da sanki yıkanmış gibi duruyordu. Her zamanki cılız sesiyle bayram namazının nasıl kılınacağını anlattı. Zaten her yıl aynı şeyleri söylediğinden kimsenin dikkatini de çekmemişti. Gerçi buna da şükür, ya o da olmasa köyde maazallah ne Cuma ne bayram namazı kılınır. Sesinin cılızlığını söyledim ya onunla ilgili bir şey geldi aklıma onu anlatmadan geçemeyeceğim” dedi. Kimseden çıt çıkmıyor tabii. “Yine bir Cuma hutbesinde bu Hacı Yusuf eveleyip gevelerken Adıgüzel cemaatin içinden kalkıp “bana bak hoca dedi; adam gibi okuyacaksan oku şu hutbeyi doğumu yaklaşmış keçi gibi ne ıkınıp duruyorsun” dedi demesine de o gün Allah bilir ya kimsenin namazı namaz olmadı diyebilirim. Çoğumuz gülme krizine tutulduk. Ne abdest kaldı ne namaz. Neyse; hoca ile birlikte ayağa kalktık, yanımızda oturanlardan biri müezzinlik görevini üstlenmişti. “niyet ettim dokuz tekbir ile iki rekat kurban bayram namazını kılmaya uydum hazır olan imama” deyip imamla birlikte tekbir getirerek namaza durduk. Hacı Yusuf hoca birinci rekatı kıldırdı, ayağa kalktık. Hoca tam fatiha suresine başlayacaktı ki; tiz bir kadın sesi camiyi çınlattı. “Hacıysuffff, Hır Ahmet damı yıkıyor yetiş” O an zaman durdu sanki. Yaklaşık on beş saniye çıt çıkmadı. Hocanın nutku tutulmuştu sanki. Hocanın bir arka sırasında saf tutan Hamza Hoca bir iki öksürerek hocayı uyarmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Bir anda Hacı Yusuf efendi ayakta önce sağa sonra sola dönüp “esselamualeyküm verahmetullah dedi ve arkasından “vay anasını avradını ………..Hır Ahmet diyerek cemaati yarıp dışarıya fırladı. Hepimiz donup kaldık. Zaten çok kimse hocanın dışarıya çıkarken hışmına uğrayıp yere yıkıldı. Ne saf kaldı, ne saf tutan. Arkasından hocanın akrabaları seğirtti. Velhasıl Allah kabul etsin o bayram namazını bir rekat olarak kıldık.”
Gülsem mi, ağlasam mı? Aman Allah’ım bu kadarını hiç beklemiyordum tabii. “daha dur sen ağabey” dedi Mahmut. “Daha ne olsun Mahmut Allah aşkına dahası da mı var?” dedim.” Bekle sen” dedi,” yaslan arkana bak daha ne filimler çıkacak ortaya.”
Ahmet Çavuş şöyle bir gerindi. Dinleyenleri tek tek süzdü. Belli ki anlattığı şeyler dinleyenlerin çok hoşlarına gitmiş. Anlatmaya niyetli gibi yeniden kendine bir çeki düzen verdi. Mahmut “dede” dedi “peki bunların derdi neymiş, bula bula Allah’ın bayram gününü mü bulmuşlar utanmadan” diye fişekledi dedesini. “ onu” dedi Ahmet Çavuş “ sen emmine sor. Sor ki sana ne olduğunu anlatsın” “emmimi nerden bulacağız şimdi dede” dedi Mahmut. Zaten anlatmaya hazır dedesi bizimle biraz kafa buluyordu.
“şimdi bu Hır Ahmet emmine gidip, şu kavat Hacı Yusuf’a ne edem ki içimdeki yağlar erisin diye dert yanmış. Bak hele şu densize kime gitmiş; eskiden kavgalı olduğu emmine. O ne yapmış, bu pası kaçırır mı hiç. Zaten onun da bizim kerkenez hocayla hesabı var.” Bak” demiş Hır Ahmet’ e “bayram namazında köyde erkek kalmaz sen o vakit kardeşin Ali ile birlikte bir hızar al hocanın evinin ortasındaki ana hezanı ortadan kes. Dürzünün evi başına yıkılsın. Sen de intikamını alırsın böylece. Ama demiş sakın unutma hezanı keserken sen alt katta Ali üst katta olsun”. Bak şu hinliğe” diye ilave etti.” Ne hinliği dede” dedi Mahmut. “Ne olacak torunum emmin dam yıkılırsa bir taşla iki kuş vuracak da ondan. Altta kalan Hır Ahmet ölecek, Hacı Yusuf un da evi başına yıkılacak. “
Akşam güneşi artık ısıtmaktan vazgeçti anlaşılan. Bunu ihtiyarların paltolarına daha sıkı sıkıya sarılmalarından anladım. Anlatılan olayın daha üzerimizdeki etkisi devam ederken tanımadığım veya bizim köylülere benzetemediğim bir adam köyün iç tarafına doğru aheste aheste yürüyordu. Mamut a döndüm “ bu kim, kimlerden acaba tanıyamadım” dedim. Bir gülme furyası sardı etraf sardı. Zaten Ahmet Çavuş’un anlattıkları ile gülme krizine girmiştik. Ben şaşkın şaşkın bakınırken Mahmut koluma girdi “ gel ağabey” dedi, yolda sana anlatırım. İhtiyarlardan müsaade aldık arkadaşlarla da vedalaşıp Mahmut’ la eve doğru yürüdük. Aklım hala o adamdaydı. Niye gülmüşlerdi diye düşünürken Mahmut; “bu “ dedi “ebenin kocası”, “hangi ebenin, adı yok mu adamcağızın” derken Mahmut anlatmaya başladı.
“köye kaymakam gelecek dediler, köyde bir telaş ki sorma gitsin. Köyün tezek kokan yolları bile temizlendi o gün, muhtar efendi, azalar, köy imamı, öğretmen ve ebe hanım esas duruşta köyün girişinde kaymakamı bekliyorlar. Biz köylüler de daha bir uzakta olacakları seyrediyoruz. Muhtarın talimatı böyle kimse densizlik etmesin kaymakama diye bizi uzakta tutuyor. Bekçi efendi de bize göz kulak oluyor. Bir gürültü oldu o an, herkeste bir heyecan kaymakam geliyor. Protokol hazır. O da ne protokolün beş adım gerisinde biri daha duruyor. Kaymakam tek tek protokolle tokalaştı. Uzaktan bize şöyle bir baktı. Son anda protokolün beş adım gerisinde duran adamı gördü. Ona yöneldi. Muhtarın önleme çabası yeterli olmadı. Kaymakam elini uzattı. Muhtar ister istemez takdim etti. “ebenin kocası” Kaymakamın dudaklarında kimseye hissettirmek istemese de bir gülümseme kimsenin gözünden kaçmadı. O gün bu gündür adamın adını söyleyen yok. “ebenin kocası”.
Aman dedim, aman bu işin şakaya gelir tarafı yok sen sen ol Mustafa üniversitelerde okudum diye sakın bunların yanında kendine pay çıkarma vallahi “ebenin kocası” gibi seni de bu köylüler ip takıp oynatırlar. O gün bu gündür köyde konuşmama, hareketlerime pek dikkat eder oldum canım.
Çanakkale 23/01/2013
Buse Çıngı