Bu yazıda düz yazı – nesir- gibi göründüğü halde şiirlerde bulunan birçok özelliklere uygun nesir yazılarının tanımı ve özellikleri anlatılmıştır.
Düzyazı Şiir Nedir Özellikleri
Düzyazı şiir; nesir türünün biçimsel özelliklerini taşımakla birlikte ses ve kelime uyumları, özlü anlamlar içermeleri, şiirlere mahsus melodik ve ahenkli unsurlara yer vermeleri nedeni daha ziyade şiirsel anlatıma sahip düz yazılara denmektedir.
Düzyazı şiirlerde şiirsel söyleyiş edası öne çıkar. Nesir yazılarına göre lirizme ve hislere daha ziyade yaslanır. Düz yazı görünümünde olduğu mısra sistemine dayanmadığı halde anlatımında teşbihlere, mecazlara, diğer söz sanatlarına, ses ve kelime tekrarlarına daha fazla önem verir. Düzyazı şiirlerde secili, asonanslı ifade öne çıkacağından ikilemelere, ses uyumları yaratan kelimelere dikkat çekecek şekilde daha çok rastlanılır. Düzyazı şiirde şairane ve sanatkârane bir anlatım öne çıkar.
Düzyazı şiiri, üslubunda şiirsel niceliklere daha fazla önem veren anlatım şekli olarak da tarif edilebilinir. Hali ile şiirsel anlatım daha az söz ile daha çok şey anlatmaya veya çağrıştırmaya da odaklanır. Ritmik ve melodik ifadeye yönelince anlatım edasında kafiye, redif ve seci gibi şiirsel öğeler yoğunlaşmış olacaktır. Bu ifade şekli eserin yazarını çok dikkatli ve titiz bir üsluba sevk edecektir.
Düzyazı Şiir ile Mensur Şiirin Farkları
Düzyazı şiir ile mensur şiiri birbirinden ayırmak icap eder. Mensur şiir; biçimsel olarak şiir gibi gözüken düzyazıdır. Düzyazı şiir ise nesir gibi gözüken şiir olarak tarif edilmelidir.
Eski Türk edebiyatında Nergisi ve Sinan Paşa ‘nın süslü nesri düzyazı şiirinin örnekleri olmaktadır. Fuzuli’nin Şikayetnâme adlı eseri de düzyazı şiire güzel bir örnek sayılır. Çağdaş edebiyatta ise Halid Ziya, Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf ve Şahamettin Kuzucular düzyazı şiirde başarılı yazarlar ve şairler olmaktadır.
Tiyatro, roman, hikâye, anı, mektup, gezi yazıları, film senaryoları düzyazı şiir tarzında yazılabilir.
Düzyazı Şiir Örnekleri
Selam verdim, rüşvet değildir deyu almadılar. Hüküm gösterdim, faidesizdür deyü mültefit olmadılar. Dedim: bu ne fi'l-i hata ve çin-ebrudur ?
“Serviler, semazen gibi ufka resim çizmişlerdi. Kocaman sik keleriyle1 ufku karartan serviler, post- nişin olmuş oturan o gü müşi kubbelerin yanında dik durmuşlardı. Sabah yeli, hafif hafif başlarından esiyordu. Giydikleri tennure ve sikkeleri de sallanan; topluca ayinde duran semazenler gibiydiler
Küf renkli göklere doğru hilal seyranı sürdürdü. Caminin taş avlusuna gümüş seli döken hilal, servilerin arasından çıkıp, sağa sola baktı. Sebil, sanki haddesinden tel çeken gümüşçü gibi Ay’a bakan her damlaya bir parıltı çekiyordu. Hilalin ak ışıkları eyvanları aydınlattı. Taç kapının mermerleri gümüş giymiş, parlıyordu. Teneşir taşı, uzakta bir köşede duruyordu. Musalla taşı başına bir cemaat toplanmıştı. Kimisi kallavi kavuk ,kimi kotuzi sorguçlu, kimisi de kısa fesli, musallaya dönmüşlerdi.” Şahamettin Kuzucular, AHİ BABA ÇIKMAZLARI