Günahı çok ağırdır çekilmez,

Yüce Yaradana isyandır, kim bilmez,

Her hocayım diyenin peşinden gidilmez,

Dövme deyip geçilmez, azabı çoktur çekilmez.

 

Beden emanettir bize, ihanet edilmez,

Müslümanım diyen sözünden dönmez,

Tövbesi olmazsa, cehennemden kurtulamaz,

Dövme deyip basite alınamaz, narı cehennem çekilmez.

 

 Yüce Yaratandan başkasına tapılmaz,

 Modanın her oyununa balıklama dalınmaz,

Sağlığını bozar dönüşü hiç de kolay olmaz

Şeytani işlerde yarış, geri dönüş hiçte kolay olmaz,

Dövme kendine sövme, Ahiretini kurtarmaz..

 

       Müslümanım demek o kadar kolay değil. Müslümanım demek Yüce Yaratanımıza dönülmez bir söz vermektir. İslamın şartlarına, imanın şartlarına harfiyen uyacağımıza söz veririz..

      Yanılıp istemeden yanlışlar yaparsak, hemen tövbe etmemiz şarttır. Yanlışlarda ısrar dinden uzaklaştırır, Şeytana yaklaştırır. Bir işe girerken nasıl bir anlaşma kuralları var ise ve bunları yerine harfiyen getirmez isek. Bizi o işten kovarlar. Bir hakta iddia edemeyiz.. Bu kuralları biliriz. Ancak dinimizin kurallarına gelince yaz-boz tahtası sanırız, sanki. Basite alırız. Çok yanılıyoruz. Dövme yaptırmak, basit bir konu değildir. İnsanoğlu basit bir varlık değildir. Çok değerlidir, kendi değerini önce kendisi bilecek. Yüce Yaratanımız bize değer vermeseydi, Yüce ruhundan bize verir miydi? Bedenimize can veren ruhumuzdur. Bedenimiz yaşlanır, ancak ruhumuz yaşlanmaz. Onun için beden güzelliği gelip geçici ruh güzelliği daimdir. Bedenimiz bizlere nasıl emanet edilmişse öyle iade etmemiz gerekir. Dövmelerle, estetiklerle değiştirmek, bedenini beğenmemektir.. Günahı ağırdır. Dövmeler altına su geçirmez ise guslünüz olmaz. Hiçbir ibadeti yapamazsınız.. Bizler maalesef düşünmeden olmadık işler yaparız. Sonrada gelsin pişmanlıklar, keşkeler. Atalarımız derler ki bin düşün, bir bilene danış, sonra yap.

      Dostlar acı söyler derler. Bizim şiirlerimiz ve yazılarımız Müslümanım diyen ve yaşamaya çalışan din kardeşlerimize. Bildiğimiz kadarını paylaşırız. Bunu da art niyetle yapmayız.. Ameller niyetlere göredir. Amellerin iyi olması kişileri sorumluluklardan asla kurtarmaz. 

    Hayır, bereket isteyenlerin, ömürleri bereketli olsun. İNŞAALLAH

 

Prof Dr Ahmet Küçük usta: Tüm sağlık reçeteleri yalan dedi sosyal medya sallandı...

Prof. Küçük usta: Tüm sağlık reçeteleri yalan‼

Profesör Ahmet Rasim Küçük usta ezberleri bozdu.

Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" dedi.

- Mr'ların yüzde 90'ı gereksiz yere çekiliyor.

- Kanser taramalarının çoğu kandırmaca!

 insanlar kendilerini kullandırmasın.

- İlaçların çoğu boşa veriliyor. Yüzde 37'si çöpe gidiyor.

- Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür. Ama biz de tam tersi geçerli maalesef.

- Grip aşılarının etkinliği sıfır.. Ben hayatta vurdurmam.

- Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.

- Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor. Stent takılıyor. Bunlar vücuda zarar veriyor. – Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak. Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.

– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler. Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor. Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.

– “Başlangıç” diye birşey uyduruldu. Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor. Amaç hastayı boş çevirmemek! Başlangıç diye birşey yok. Ya hastasın ya değilsin.

– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük. Zararı daha fazla! Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili! Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.

– Nodül çok abartılıyor. Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük. Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.

– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok. “Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.

– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma. Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata. Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.

– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur. Yan etkisi yok” düşüncesi doğru değil. Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…

ayçiçek yağı, Mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin. Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin. Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her Sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın. Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin. Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin. Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin. Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun. Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin. Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun. Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”