
Divan Şiirinde Müneccimlik İlmi Tencim
İskenderiyeli Batlamyus, Antik Yunan ve Mısır’ın kosmos öğretilerini ve inançlarını toparlayarak arz, dokuz kat gök, yedi felek, arş ve burçlar feleği kürsi ile ilgili bir kozmos teorisi ile astroloji ilmini meydana getirmişti. Astroloji ilmine ilm-i nücüm, ilm-i tencim ( müneccimlik ilmi ) de denirdi.
Batlamyus’un; üstünde yedi seyyare ve yedi kat feleğin olduğu arzı evrenin merkezi, sekizinci katında 346 sabit yıldız ve 12 burcun bulunduğu burçlar feleği, onun üzerinde de dokuzuncu katman Atlasın olduğu uzay coğrafyası ve kozmos anlayışı Kopernik ve Kepler’in bu teoriyi çürüttüğü zamana kadar asırlarca devam etti.
Ellerindeki yıldız namelere döneme, yıla, mevsime güne değişen yıldızların ve feleklerin konumlarından hareketle yapılacak işlerin uğurlu, uğursuz, hayırlı, hayırsız, iyi veya kötü sonuçları olacağına dair hükümler çıkaran müneccimlik mesleği Kopernik ve Kepler’e kadar çok kazançlı bir işti.
Krallar, sultanlar, ordular ve tabiplerin yanlarında müneccimler bulunur ve onların ahkâmlarına göre hareket edilir, önemli kararlar onların ahkâmları, kehanetleri ve tavsiyelerine uygun şekilde verilirdi. Müneccimler talihli, uğurlu, uğursuz zamanları hesap eder, işlerin bu takvime göre yapılmasını salık verirlerdi. Uğurlu vakitlere kırân-ı sa’deyn”, uğursuz yıldızlar bir burçta buluşması ile oluşan uğursuz vakitlere “kırân-ı nahseyn” denmişti. Bin yılda bir kez gelen en uğurlu vakte şise eşref saati derlerdi.
Bazı divan şairleri ilm-i nücuma pek inanmış, bu inanışları farklı konuların bağlamında ele almışlardır.
Gerdun -u duna akil isen itme itimat
Dönsün piyale devr-i kamerden budur murad Baki
Divana cıksa Asaf-ı Cemşid-kevkebe
Meydana girse Rüstem-i sahib-kıran olur Nefî
Aşup düşdü bezme tutuldu o âfitâb
Devr-i piyale, fitne-i devr-i kamer midir. Nedim
Yâr saki olsa derdim meclise devr-i kamer
Cam sunsa kevkeb-i mesûd derdim badeye Taşlıcalı Yahya
Kara tonlı Ka‘bedür biri birisi kıblegâh
Eşrefî sâ‘atde togmışdur sanasın mihr ü mâh Gelibolulu Sun’î
Geh burc-ı ‘akrebi gehi mîzânı seyr ider
Hercâyidür diseñ n’ola ol meh-likâmuza Ravzi
Cerhin ki ne sa'dinde ne nahsinde beka var
Delirin ki ne hasında ne anımda vefa var
Aldanma anın sa'dine nahsinden alınma
Nahsiııde deme mihnet il sa'd inde safa var Rûhî
Divan şairlerinin birçoğu ilm-i nücüm müneccimlik konusunu sevgili ile buluşma, kavuşma bağlamında düşünmüş; eşref saati,” kırân-ı sa’deyn” veya “kırân-ı nahseyn’e çok kafa yormuşlardı. Sevgili ile kavuşma kırân-ı sa’deyn, ayrı kalma kırân-ı nahseyn, sevgiliyle murada ermek ise eşref saatiydi.
Şafak sanma giymiş al eteklik çeng-i Nahid
Oyunlar gösterir devr-i kamer hükmünce bâlâda Sünbülzade Vehbi
Sanamaki şafakat Nahid ( Zühre- Venüs ) al eteklik giymiş çengiler gibi oynuyor. Devri kamer vakti hükmünce bâlâdı ile ( tennure ) eteklerle oyunlar gösteriyor.
Müneccimiñ tabakât-ı semâ süpâresidir
Fakat yedi nukat anıñ celî ‛ibâresidir Lebîb Hüseyin Abdulgafûr- Kara Vâiz
Çeşm-i nücûma kühl içün ey serv-i meh-likâ
Her gün izüñ tozın çıkarur göklere sabâ EMRÎ
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir
Miibtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâat Lâedrî