
Osmanlıca yazılışı: Dervāze : دروازه
Dervâze Farsça kökenlidir. Sözlüklerde “ Kale ve şehirlerin, külliyelerin büyük giriş kapısı”,” Daima açık kalan ihtiyaç görülmedikçe kapanmayan “, herkese açık büyük kapı anlamları ile tarif edilir.
Dervaze-i nuş: Ağız, açık ağız
Dervâzeye gelmek: açık kapıya gelmek ( dilenmek)
Dervişler nefir ve kerranay çalarak, paşa, ağa, bey konaklarının dervâzeleri - kapıları - önlerine gelip mani okurlar, gazel söylerler, gazel han olurlar “ Mülk Allahındır. Cöert olanlar Allah’ın sevgilisidir “ diye bağırırlar, istediği parayı, yiyeceği giyeceği almadan gitmez, gerekirse günlerce kapıların önünde otururlardı. “ İstedikerini alamayınca kendilerini fırında yakmak, minareden atlamak tehdidinde bulunanlar da olurdu”
Padışahâ kapına dervâzeye gelmiş durur
Çarh saildir yanında keşküle benzer hilal Mesihî
On ikidir hücresi yedi dervâzesi vardır
Anda iki dilber var bilmezsin ki sorasın (Yûnus Emre).
Böğrüşüp çün verirler âvâze
Yankılanırdı dağ u dervâze Şeyhî