Irmak ile Coşkun’un ilişkileri beş ay kadar böyle sürdü gitti. Bir gün Irmak:

     -Yarın sana bir sürprizim, daha doğrusu bir teklifim olacak, deyince Coşkun, hemen söylemesini istedi. Ne kadar ısrar ettiyse de bu sürprizi öğrenemedi. Her defasında;

     -Sabretmesini, beklemesini bilmelisin sevgili Coşkun, cevabını aldı.

Coşkun, geçen her dakikanın onu, istemediği bu sona doğru biraz daha yaklaştırdığını biliyordu. Bunu engellemek için çareler düşünüyorsa da bir çözüm yolu bulamıyordu. Galiba kabullenmekten başka bir çaresi yoktu! Irmak’ın varlığını düşünerek, onunla geçirdiği mutlu anları hatırlayarak teselli bulmaya çalışıyordu. Fakat birden bu mutlu anlar kayboluyor ve tekrar zihnini Irmak’ın olmadığı acımasız bir hayat görüntüsü kaplıyordu. Hazdan eleme, elemden hazza geçiş yapıp duruyordu.

**

     Yarın Irmak’la buluşacaklardı ve büyük bir ihtimalle her şey o zaman belli olacaktı. İçindeki sıkıntıyı atmak için biraz dolaşmaya karar verdi. Dışarıda yağmurun yağdığını gördüğü halde şemsiye almadan evden çıktı. Islanmak istiyordu. Islanırsa belki biraz kendisine gelirdi.

     Kaldırımda yürürken farkında olmadan buradan ayrıldı ve yandaki boş araziye doğru yöneldi. Arazinin bir kısmı çimenle kaplıydı, çoğu yer ise çamurdu. Çimenli tarafı değil de çamur olan tarafı tercih etmişti. Ayakkabılarının üstü ve altı çamur kaplandı. Öyle ki ayakkabılarının giderek ağırlaştığını hissetmeye başlamıştı. Bu nedenle bir müddet, çimenlerin üzerine ayaklarını sürterek, ayakkabılarını temizlemeye çalıştı. Beş dakikalık bir uğraştan sonra, ayakkabılarındaki çamuru biraz azaltabilmişti.

     Pantolonunun paçaları da çamur içindeydi. Sular her tarafından süzülüyordu. Onun bu halini görenler mutlaka aklından zoru var diye düşünürlerdi.

     Hava soğuk değildi, ancak o kadar çok ıslanmıştı ki üşümeye de başlamıştı. Tekrar eve dönmeye karar verdi. Giderken fırından ekmek ve manavdan domates aldı.

     Evde ıslak giysilerini çıkardı, havlu ile bütün vücudunu kuruladı. Yemeğini hazırlayıp yedi ve erkenden yatıp uyudu.

     Ertesi gün, öğlene kadar yataktan çıkmadı. Irmak’la akşamüstü Börekçide buluşacaklardı. Buluşma saatine kadar televizyon izledi; ama gözü ekrana bakarken aklı hep o günkü buluşmadaydı. Kendince Irmak’ın ileri sürebileceği görüşlere karşı birtakım savunmalar hazırlıyordu. Hoş, Irmak’ın ne diyeceğini bilmiyordu, ama gene de hazırlıklı olmak istiyordu.

     Irmak geldiğinde hemen asıl konuya girmedi. Yarım saat kadar şundan bundan bahsetti. Coşkun meraktan çatlamak üzere olmasına rağmen, gene de asıl konu ile ilgili hiçbir şey sormuyor, sadece onu dinlemekle yetiniyordu.

     Irmak, kurnazca bir gülücük attıktan sonra sordu:

     -Sana yapacağım sürprizin ya da teklifin ne olduğunu merak etmiyor musun?

      -Etmez miyim?

     -Öyleyse neden sormuyorsun?

     -Senin anlatmanı bekliyorum.

     -Sana her yönden birlikte olacağımız on günlük bir tatil teklif ediyorum. Ancak bir şartım var.

     -Şartın nedir?

     -Bu süre bizim birlikteliğimizin de son on günü olacak. Daha sonra, iki olgun ve doyuma ulaşmış insan olarak ilişkimizi noktalayacağız. Beni aramayacaksın, bulmaya çalışmayacaksın. Hatta birlikte bulunduğumuz yerlere de gitmeyeceksin. Ne dersin?

     -Seçimini yap diyorsun, ama bana tek bir seçenek sunuyorsun.

     -Bilmem. Öyle mi?

     -Neden böyle bir sona gerek olduğunu öğrenmek istiyorum.

     -Bak Coşkun, anlamaya çalışmalısın. Bu coşkun ırmak, önüne çıkan bentleri yıktı, dağları aştı ve artık denize kavuşmak istiyor. Yani vuslat zamanı geldi…

     -Başka bir yol yok mu?

     -Yok. Yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı ömrümüzün sonuna kadar tatlı bir anı olarak saklayabilmeyi istemez misin? İkimizin de bu ilişkiden aldığı haz küçümsenecek bir şey değil. Beni çok mutlu ettin, sanırım sen de çok mutlu oldun. Gel, bu güzellikleri saklayıp yaşatabilmek için, bu ilişkimize bir şans verelim. Teklifimi lütfen kabul et. Şu anda her şey bitmiş değil. Önümüzde bizi bekleyen tam on günümüz var.

     -Tamam Irmak. Her şey senin dediğin gibi olsun.

      -Yarın yola çıkıyoruz. Hazırlığını yap, seni sabahleyin buradan alırım.

     ***

(Devam edecek...)