Çok durur şehründe ben kul düşmüşüm şâhâ garib
Cândan ayrı ten bigi nice olam tenhâ garib
Ülfet itmez hûriye dîdâr-ı yârından ırak
Vây iledür ger bulursa cennetü’l-me’va garib
Şâh-ı şirin-lebden ayru şem bigi zâr u gerd
Yakılursa nâle-y ile ney-sıfat n’ola garib
Dâr-ı gurbette gedâ-yı der-be-derdendür beter
Ger ola yâr u diyârından ırak dârâ garib
Şâh-ı gül-ruh ferş-i devletde haberdar ola mı
Yastanup döşendiğinden hâr ile hâcâ garib
Seyr iderken hüsni şehrinde gönül yüz can ile
Düşdenegi çâhına hoş didi kel-a’mâ garib
Zülfüni şâm-ı garibân gördi şeyhi dolaşıp
Kaldı yıllar dimedi bir gün ki kimsin yâ garib
Günümüz Türkçesi
1.Beyit: Ey güzeller şahı, ben uzun zamandır senin şehrinde, can ile teni ayrı ve yalnız olan garipler gibi kulunum, esirim.
Sevgilisinin yüzünden uzak kalan bir garip, huriyle dostluk kurmaz; sekiz cennetten birini bulsa da oraya ancak üzüntüsünü gönderir.
Garip; tatlı dudaklı sevgiliden ayrı düştüğünden mum gibi solmuştur; ney gibi inleyerek yakılsa ne olur ki?
Ey güzellik hükümdarı; garip, memleketinden ve sevgilisinden uzak olursa, gurbette perişan bir fakirden daha beter demektir.
Gül yanaklı güzellik şahı, devletinin içinde garibin diken ve taşlara yaslanıp yattığından haberdar mı acaba?
Garip, senin şehrinde güzelliğini yüz can ile seyrederken kör gibi çene çukuruna düştü ve burası çok hoş dedi.
Şeyhi sevgilinin saçını gamlı bir akşam gördü ve ona tutuldu kaldı yıllarca; yine de sevgili, bir gün demedi ki ey zavallı sen kimsin?
Şeyhi Hayatı Edebi Kişiliği Eserleri
Şeyhi Hüsrev-i Şirin Mesnevisi