AYŞE KULİN TÜRKAN EVEREST GÖRSEL ile ilgili görsel sonucu
 
KİTABIN ADI: TEK VE TEK BAŞINA TÜRKAN
YAZARI: AYŞE KULİN
Everest Yayınları, 8.Basım: Aralık 2018
Türü: Anı-Roman, 332 sayfa
Okuma tarihim: Aralık 2019
 
“Tüm insanlığın aklın ve vicdanın aydınlattığı yolda yürümeyi seçeceği gün, er veya geç gelecektir. Buna bütün kalbimle inanıyordum. Sabrımı ve sükûnetimi, bu inançtan alıyordum. O güne kadar, başa her gelen çekilecek! Oyunun kuralı böyle! Yaşam oyununun!
 
Ne demiş şair:
‘Yaşamak şakaya gelmez…’”
 
“Binlerce cüzamlıyı iyileştirdi, hayatın içine kattı… Kız çocukları başta olmak üzere, binlerce çocuğun okullu olmasını sağladı. Her zaman tek başınaydı ama hiçbir zaman yalnız değildi. Kimsenin yanında yer almak adına inançlarından, ilkelerinden ödün vermedi ama yüz binlerce insan onun yanında yer aldı.
 
Türkan Saylan… Tek ve tek başına!”
                                          ( Arka Kapak)
 
 
      BİRÇOK HAYATA SEVGİYLE DOKUNAN PROFESÖR TÜRKAN SAYLAN
 
     Ayşe Kulin, değerli bilim insanı ve güzel insan Türkan Saylan’ın bilim insanı kimliğini, anne kimliğini, insani yönlerini, merhamet, umut yüklü kişiliğini başarıyla kaleme almış. Onu, mektupları ve anılarıyla anlatmış okura. Ön sözde de onun insani yanını öne çıkaracağını şöyle ifade etmiş:
      “… Yazacaklarım, Türkan Hoca’nın hayatının bugüne kadar kaleme alınmamış kesitleri üzerine yoğunlaşmalıydı. Hakkında yazılmış olanlardan az alıntı yapmaya, tekrara düşmemeye gayret ederek, bana emanet edilen alıntılardan yola çıkacak, hayatı boyunca ‘içinde yaşattığı çocuğu’ ve insani yanını öne çıkaracaktım…”( Vİİ )
    Her başlığın ardından gelen satırlarda onu tanıdıkça bir yandan böyle güzel işler yapan ve birçok yaraya merhem olan bu güzel insana, böyle değerli bir bilim insanına ne kadar haksızlık yapıldığını fark ediyorsunuz. Her fark ediş, bir yandan mutlu ederken bir yandan da içinizi acıtıyor. Siyaset çarkının, çeşitli kumpasların, sığ düşüncelerin içinde yok edilmeye çalışılan ama kazandığı kalplerle, hayata kazandırdıklarıyla kalplere kazınan önemli bir değer Türkan Hoca. Kimsenin uzanamadığı, dokunamadığı yere uzanmış ve dokunmuş. Bir zamanlar dışlanan ve iyi koşullarda tedavi görmeyen cüzam( lepra) hastalarına, okutulmayan kızlara güçlü bir umut ışığı, samimi bir bakış, sıcacık bir bakış, sımsıkı tutan bir el olmuştur. O, azmiyle, çalışkanlığıyla, merhametiyle, inancıyla başa çıkmıştır birçok hastasının yaralarıyla, toplumumuzun yaralarıyla va yanlış düşüncelerle…
     Yakın arkadaşı Gökşin’e yazdığı mektuplarından, anılarından va tabii başkalarının anlattıklarından tanıyorsunuz onu. Duygu ve düşüncelerini, yaşadıklarını, aile hayatını, hayatlarına yön verdiği, hayata kazandırdığı insanları okuyorsunuz o mektuplarda.
    Gökşin’le altmış üç yıl önce Kandilli Kız Lisesi’nin orta birinci sınıfında tanışmışlar. Türkan Hoca onu “sırdaşı, yakını, derdini döktüğü, akıl danıştığı, tavsiyelerine uyduğu can arkadaşı” olarak tanımlıyor.  (15.s.)
     “… İngiliz filolojisi mezunu, edebiyatçı ve şair arkadaşımın yaralar berelerle arası iyi değildi…”
( 15.s.) 
        Sadece Gökşin’le değil, pek çok dostuyla ve iyileştirdiği hastalarıyla da özel bir bağı varmış Türkan Saylan’ın. Onun bu sıkı bağını garipseyenlerin olduğunu da dile getiriyor. Bu sıkı bağı ve kazandığı kalpler onu da hayata bağlamış.
       “… Benim hastalarım, hayatlarının tüm alanlarıyla hayatıma girdiler hep. Çocuklarının okuluna, eşlerinin iş durumuna kadar hep dertlerini bana taşımalarına izin verdim. Onlara hayatın her sahasında el uzatmaya çalıştım. Evet, yaptığım çok yorucuydu ama o kadar çok gönül kazandım ki şu menhus hastalığı bunca yıldır sanki hücrelerime hiç yayılmamış gibi taşıyabilmemde onların hayır dualarının katkısı olduğuna inanıyorum.” ( 21.s.)
       Bir insanı tanımanın en iyi yolu elbette onunla vakit geçirmektir. Ama bu çoğu zaman mümkün olacak bir durum değil. O halde bizler de o insanları, onları yakından tanıyanlardan veya onlarla ortak yaşanmışlıkları olan kişilerin anlattıklarından tanıma fırsatını bulabiliriz. Biyografiler, mektuplar, anılar, otobiyografiler işte bu yüzden büyük bir önem taşır. Bazı gerçeklerin gün ışığına kavuşması, haksızlıkların ortadan kalkması için değerli kaynaklardır. Bir insan hakkında yayılmak istenen yalan yanlış, aslı astarı olmayan söylemlere verilecek en güzel cevaptır her bir mektup, biyografi, anı… Bu sadece Türkan Hoca için değil toplumun önde gelen bütün bireyleri için geçerlidir. Bir insanı olduğundan farklı bir şekilde kamuoyuna tanıtmak ve onun hakkında yanlış bir algı oluşturmak, o kimseye yapılacak en büyük kötülüktür. Ama gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Bundan da şüphemiz olmasın. Yaptığınız iyilikler ve güzel işler gün gelir sizin kolunuz kanadınız olur. Tıpkı Türkan Hoca’nın güzel dokunuşuyla hayatları değişen birçok hastasının ona kol kanat germesi gibi.
       “… Hekimlik mesleğini seçen insanların özveriden kaçınmaları ne büyük bir yazıktı!
        Dünyada binlerce meslek ve iş dalı vardı. Fedakârlık etmekten gocunanların, bu meslekten uzak durmaları gerektiğini düşünmüşümdür hep. Çünkü hekimlik, acılara eğilmektir, acıları dinlemektir, acıları dindirmektir. Sonsuz özveri ister… Bir hekimin en büyük ödülünün manevi getiriler olduğuna inanırım. Para kazanmak, zengin olmak istemek çok güzel bir duygu ama bunu isteyenler, ticaret yapmalı…” ( 225.s.)
       Türkan Saylan’ın yakın arkadaşı Gökşin’e yazdığı mektuplardan hayata, hekimlik mesleğine ve insan ilişkilerine dair çok değerli bilgiler ediniyoruz. Her bir mektupta kıymetli yaşanmışlıklarla kesişiyor yolumuz. Güzel hayat dersleri çıkararak ve yoğun duygular eşliğinde okuyoruz o mektupları ve hocanın anılarını. O da özel yaşamında bazı yanlışlara düşmüş ama bir hekim ve bir insan olarak özverili olmayı, birçok hastasının hayatına yürekten dokunmayı tüm içtenliğiyle yerine getirmiş. Cüzamlı hastalara herkes dokunmaktan sakınırken, o, sevgiyle dokunmuş ve sevgisiyle, ilgisiyle hayata bağlamış onları. O, mesleğine ve hizmet etmeye âşıkmış. Onun deyimiyle; “ … aşktan da üstün olan şefkat ve milli hisler vardır.” ( 40.s.) 
       “… Dün Ata’nın ölüm gününde milletimin gözyaşlarını dinlerken ve onlarla aynı duygularda birleşirken, benim için her şeyden önce bu aziz vatanın gelmekte olduğunu anladım. O kadar çok şey var ki kadın-erkek aşkından önce ve daha mühim, aşk filan bana vız geliyor!” ( 59.s.)
       Her bir mektup ve anıda, Türkan Saylan’ın aile ve meslek yaşantısı, hekim ve anne kimliğiyle ilgili çok samimi itiraflar var. Kendisine ve meslektaşlarına karşı oldukça objektif olduğunu da görüyorsunuz. Öz eleştiri yapmaktan kaçınmıyor.
       “… Çocuklarım sayesinde, ayaklarım yere bastı, romantizmimden bir ölçüde sıyrıldım ve gençlerle ilişkim hiç kopmadı. Fakat babalarından ayrılmayı seçip, onları analı babalı büyütememiş olmanın ukdesi hep içimde kaldı…”( 77.s.)
       “… Hocalar arasında, meslekte çok iyi örneklerimiz var, çok kötüleri de var. Hastalara bağıran doktorları dövesim geliyor. Herkes bir numara, bir rol tutturmuş gidiyor…”( 63.s.)
      Bir insanın kalbinin güzelliğini ortaya koyan yaptığı güzel işlerdir. En güzel eseri de insanların kalplerinde edindiği güzel yerdir. Onlara uzanan ve dokunan sıcak bir eldir. Tıpkı Türkan Saylan’ın cüzam hastalarına olan sıcacık dokunuşu ve böylece onları topluma, hayata kazandıran yaklaşımıdır.
   “… Dinleyebilme; başkalarını anlayabilmek ve kalpleri kazanmak hususunda en kudretli anahtardır.”
                                                                                                                                                       ( 27.s.)
      “… Hasta doktorunun elini üzerinde, ilgisini yüreğinde hissetmelidir. Benim ve öğrencilerimin yakın alakası sayesinde, cüzam hastaları, kaçınılması gereken mahlûklar değil, insan olduklarını hatırlamaya başlamışlardı.”( 126.s.)
     Aslında burada paylaşılmaya değer o kadar değerli satırlar var ki!  Dokunduğu hayatların hikâyeleri o denli duygu yüklü ki! Türkan Saylan’ı yakından tanırken hem çok duygulanıyorsunuz hem de uğradığı haksızlıklara derinden üzülüyorsunuz. Ayşe Kulin, akıcı, doğal ve içten anlatımıyla Türkan Saylan’la tanıştırıyor okurlarını. Onu tanıyoruz elbette… Ama nasıl ve ne kadar tanıyoruz? İşte her mektup ve anı, size Türkan Hoca’yı yeniden tanıma fırsatı veriyor. Vicdanınızda tartarak ve insanlığına bir okur olarak satır aralarında tanıklık ederek.
        Türkan Saylan’ı saygıyla, şükranla ve rahmetle anarken, onun gibi değerli bir hekimi ve güzel insanı anlatan usta kalem Ayşe Kulin’i de kutluyoruz.
 
 
     “Görüyorum ki bir ömrü boşa harcamamışım!
 
       Bir doktorun tek arzusu, hastasını sağlığına kavuşturmak, yaşamını uzatmaktır. Ben bundan fazlasını yaptım; hastalarıma yaşam şartlarını da hazırladım, onlara iş ve aş buldum, çocuklarına kanat geridm. Minnettarım tüm hayatımı vakfettiğimn cüzamlılarıma, çünkü onların çocukları sayesindedir ki memleketimin binlerce başka çocuğuna da uzanabildim. Yoksul olmaları, çaresiz olmaları koşuluyla, hiç ayırım yapmadan, Türk, Kürt, Süryani, vs. demeden, kırsalın evlere hapsedilmiş kızlarına kapıları araladım, ışık tuttum yollarına. Beni hırpaladılar, yerden yere vurdular, ne gavurluğum kaldı, ne Kürtçülüğüm, ne de… Umurumda bile olmadı… Ben sadece, yüreği insan sevgisiyle dolu bir hekimim…”( 330.s.)
     
  “… Hayat, sana teşekkür ederim tekrar tekrar, bana güzel işler yapma gücü verdiğin için!”( 331.s.)
 
                                                                                                                06.01.2020