BİRAZ GÜLÜMSE

   Sivas'ın büyüsü mü yoksa birlikte vakit geçirmekten büyük haz duyduğum arkadaşlarımın sıcaklığı mı?.. İkisi de... 

   O öyle bir şehir ki bizi içine çekti, kucakladı, bağrına bastı...

İki devlet tek millet etkinliğini yaza yaza bitiremiyorum adeta... 

   Önce Çınar Dede'yi, sonra etkinliğin genel hareketini, yaşadıklarımızı ve hissettiklerimizi yazdım. Sonra Sivas Hatırası isimli bir şiir doğdu. En son Karabağ gazisi, kahraman Türk kadınlarının günümüzdeki örneği Aida Şirinova' yı yazma cür'eti gösterdim. Ama unutamadığım, unutmak da istemediğim öyle bir zaman dilimi var ki... Benim de "İşte bunu yaşamak için gelmişim." dediğim bir andı.

   Bütün katılımcılar dağılınca geriye Necibe-Aydın Çetinkaya ile Şerife-Ersin Gündoğdu ve ben kaldık. Onlar Eskişehir'den tek arabayla gelmişler, ertesi gün dönecekler, ben de ertesi gün İsviçre'ye uçacağım... Hepimiz bir aradayız... Önce ailelerimize hediyelik, yemelik, ikram etmelik bir şeyler aldık, sonra kaldırım üstü çay ocaklarından birine oturduk. Kapıdan girer girmez büyük bardakta kahve istedim. Sivas'ın yemekleri güzel, güler yüzlü insanları da güzel ama yemekten sonra sadece çay servisi var, kahveye hasret kalmıştım.

   Kahvelerimizi içerken koyu bir sohbet başladı. Önce bu yaşadığımız iki günü bir daha konuştuk. Birlikte çektiğimiz fotoğrafları birbirimize gösterdik. O an ne olmuştu, niye öyle durmuştuk, bak bu güzel olmuş, burda güneş, gözümüze gelmiş... falan...

   Sohbet ilerlerken ilk günden beri yanımızda taşıdığımız kitaplarımızı birbirimize imzalamaya başladık. Kişiye özel yazılar, uzunca düşünmeler ve takdimlerimiz, ânı ölümsüzleştirecek güzel kareler bulma gayretlerimizle devam etti.

   Aydın Bey'le birlikte poz verirken, Necibe Hanım "Aydıncım biraz gülümser misin?" dedi. Aydın Bey "Tamam, biraz gülümseyelim." dedi. Önceki fotoğraflara bakıp gülümseme ayarını aklından geçiriyordu mutlaka. Biraz da fotoğrafı çeken ne derse yapmak gerekir, çünkü o görüyor bizim poz verirkenki hâlimizi... Aydın Bey bana " Biraz gülümseyecekmişiz Nurcan Hanım, hadi gülümseyelim." dedi. Benim koptuğum an, o andı. Bir anda patladım. Hani gülmemeye çalışmak, kendini sıkmak, dudaklarını yemek gibi bir şey yaşamadan, birdenbire patlamak... Sarsıla sarsıla gülüyorum. Gülme bulaşıcıymış, hepimiz gülüyoruz. Azıcık sakinleşiyor, yeniden poz verecekken yeniden başlıyoruz gülmeye... Şerife Hanımla birlikte birbirimize yaslanarak güldük, biraz durur gibi olduk derken Aydın Bey'le birlikte yeniden güldük. Belki ağlayan bir kadın, başını dayayacak  bir omuz bulabilir kendine ama sinirleri bozulmuş, bu denli gülen bir kadın için o omuzu bulmak imkânsızdır. Ben ne kadar şanslıymışım ki Aydın Bey'in omzuna rahatlıkla dayandım, ondan güç aldım. İçimizdeki en sakinimiz Necibe Hanım, her kahkahanın, her kendinden geçmenin fotoğrafını çekmeye devam etti. İki gün içinde yaşadığımız mutluluk, heyecan, gurur ve art arda gelen gerginlik, hayal kırıklığı, yorgunluk... Aynı süre içinde hissettiğimiz karışık duygular... İnsan en çok nerede rahat hissediyorsa orada duygusunu saklamıyor ya... Bizim de kendimizi güvende bulduğumuz yer, birbirimizin yanıymış. Doya doya güldük, rahatladık. Gece beni otelime bıraktıklarında da kahkahalarımız devam ediyordu.

   O günden sonra, ne zaman fotoğraf çektirsem bir ses, kulağıma "Biraz gülümseyecekmişiz Nurcan Hanım." diye fısıldıyor sanki. Ben kendimi zor tutuyorum, birazdan patlamamak için. 

   Şimdi en kötü zamanımda o fotoğraflara bakıp yeniden gülüyorum, bana iyi geliyor. 

   Yıllar önce, birbirimizi görmeden tanımış, sevmiştik. Şiirler, yorumlar, mesajlar, telefon konuşmaları ardından derneğimizin Hassa Etkinliğinde bir araya gelmemiz ve yıllardır tanışıyormuşuz gibi sarmaş dolaş olmamızda güzel bir gönül bağı fark etmiştik. O bağ, her zaman olacak... Güzel anılara, güzel gülmelere, hatta güzel ağlamalara, hep birlikte, yeniden kavuşmak ümidiyle...