Bir Gün Gelir Alır Götürür
Adına yazılmış romanlar kayıp cennet diye
Cennet cehennem kayıp değil yerinde bekler hediye
Hak eden hak ettiğini bulur bu her zaman böyle
Kayıp belki cennete girecek insandır belki nefsine köle
Zorla cennete sokulmaz insan kazanmalı zorlamak nafile
Cehenneme koşuyor insan baksana kafile kafile
Cennetten âdemle havanın çıkması insanın araması
Ararken gönlünde fikrinde bir anda cenneti bulması
Kaybolan yok aramak bulmak var artık bundan sonra
İnsan doğru güzeli bula doğru yorum yapa açmayalım yara
Dünya dediğimiz üç günlüktür yola çıkmak gerekir
Hakka yürümek haklı olanla olmak kul için bir nimettir harekettir
Cesaret kula hastır zulmü yıkmak için kula verilmiş
Ama kul bunu bilmemiş zulüm edenle beraber yemek yemiş gülümsemiş
Zafer zorbayı yıkamak için şeytanı yıkarken elde edilir
Helal kazanarak helalinden yiyen hakkın emri olduğunu bilir
Bazen fikrin altında iğrençlik yatar lakin saklanır
Gerçek çok zor görünür görününce de gece gündüz ağlanır
Hileyle kazanan güçlü değil en zayıf utanmazın biridir
Güçlü olan hırsını yenen hakka yürüyen mazlumun yanı yeridir
Dalgalanır bazen baş gezerken bulutların üstünde
İnsan arar cenneti bulur mazlumun masumun gülüşünde
Akıl gönül ya cennettir ya cehennemdir kapısını açmasını bilene
Cenneti hak eder mi acep hiç güldürmeyene gülmeyene
Savaşın en zoru nefisle yapılanıdır
İnsan dünyaya gelir gider bak bakalım ne götürür geride neyi kalandır
Derim al nefsi sen darağacında sallandır
Sallandıramazsan o seni sallandırır sanma sana bal yalatır
Onda hile oyun çoktur her daim bin bir hileyle kandırır yanıltır
Cennet gönlün aklın vadisinde
Cehennem aklın gönlün en dibinde dikenlerin üstünde
Gül ekene elbet cennetinde gül vardır
Diken ekene cehennemde yakacak yakacağı vardır elinde hali yamandır
Arayarak cenneti bulamaz her bir yürek
Eşer mezar insanlara kendi mezarını eşer
Cehenneme gitmek için yol açar elinde var koca bir kürek
Aslında ölmeyen insana mezar eşmeye var mıdır gerek
Şiir biraz uzun oldu galiba gidip yatmak mı gerek istemeyerek
Namerde el açamaya değmez kir pas doludur kazandığı ile eli
Kuru bir gürültü vefasızlık doludur estirdiği okara yeli
Bir gün gelir alır götürür bulanık olan seli
Ayaklar altına aldığı onuru onurlar kırar işte beli ederken deli
Korkudan değildir bağlı sanatın şiirin edebiyatın eli kolu
Ararken bulunmuyor içten açılırken aranır gereksiz dışarıdan kapının kolu
Vazgeçmek kabullenmek alçak gönüllü olmak teslim olmak değildir bilinsin
Yeterli olanı almak geride kalana bırakmak gerekirki geride kalanlarda yesin
Ne cehennem yakın ne de cennet uzak
İnsan cehenneme yaklaşmak için kurarken tuzak
Cennetten kaçarak kendisine ediyor yazık
Kendi yonttuğunu yiyor bilmiyor ki o bir kazık
Hani bırakıp gitmeyecekti ölümden başka kimse kimseyi
Hani esirgemeyecekti sevgililer verirken alırken buseyi
Hani saklamayacaktık gönlümüzde bizler neşeyi
Tek başına da dönmeyecektik hani biz köşeyi
Salkım salkım topladık yiyecekleri kendimize
Yere dökülen çürükleri verdik yolda geçenlerin her birine
Yedikçe doymadık doyan olmadık geçtik yerin dibine
Toprakta kabul etmedi attı bizi cehennem ateşinin üstüne
Bir yol ki hayat yürümekle varmakla dolu
Yürüyen olmadı yollar boş kaldı yollar soldu ortada kaldı ne oldu
Ne mi oldu bekleyenler kurudu kaldı
Varanlar tıka basa yedi çatladı patladı ortada kaldı kokusu ortalığı sardı
Karanlıklar ışığa yollar kapılara açılırdı
Ne yürüyen oldu ne kapıyı çalan umut havada uçuşurdu anlaşılmadı
Galiba daha yazmaya devam edersem anlaşılmayacak sözlerim
Yazarken uykudan kapanacak gözlerim
Mehmet Aluç / Âşık Gülveren
Mehmet Aluç