BİR DİZİNİN BOĞAZIMA DİZDİKLERİ
Yaratılan... "Yazan ve Yöneten Çağan Irmak" olunca gerçekten izlemek istedim. "Türk usûlü Frankeştayn filmi" diye tanıtmıştı Murat Soner. Önce yerden yere vurmuş, sonra beğendiği yönleri de söylemişti.
Osmanlı dönemi... Mekteb-i Tıbbiyede okumak heveslisi, babası da hekim olan bir genç var. Evin tek oğlu, babasının en büyük yardımcısı... Ama okuma hevesi, rahatsız edici şekilde, bulduğu bütün kitapları okuma isteğiyle devam ediyor. Bu arada hayal mi, ütopya mı, masal mı belli olmayan kitapları da okuyor. Okuduklarını unutmama gibi de bir özelliği var. Baş rol oyuncusunu daha önce, otizmli bir doktoru anlatan, "Mucize Doktor" dizisinde de izlediğimiz için okuduğunu unutmama özelliğini hiç yadırgamıyoruz.
İlk olarak bu gencin, yeni usûllerle tedavi sistemini geliştireceğini, bağnaz hocalara karşı bir mücadele içinde olacağını bekliyoruz. İlk günden, mektepteki yaşlı bir hocayla tartışmasına şahit oluyoruz. Bu arada şehirde tanıştığı bir çorbacıdan hayatı, mektepten atılan bir hocadan, asıl merak ettiği şeyleri öğrenmeye başlıyor...
Hocasının evinde, onun yıllar yılı arayıp bulamadığı yasak kitabı buluyor, okuyup ezberliyor ve saklıyor. Böylece hocanın araştırmalarına kendini de dahil ediyor.
Ölüme çare bulmak, onun en büyük ideali... Bunu hocasıyla birlikte yapmaya çalışırken ölü bir hayvanı değil de yeni ölmüş bir insanı kullanmakta ısrar ediyor. Deney sırasında bir patlama oluyor ve hoca ölüyor. Genç adam ceset olarak hocasının bedenini kullanınca, deney başarılı oluyor ve hoca hayata dönüyor.
Bir amaç gerçekleşmiş, ölüme çare bulunmuştu ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.
Hikâyenin bundan sonrasında dizinin çekim amacını, konudan çıkarılması gereken dersleri art arda görmeye başlıyoruz. Doğruluk, dürüstlük, namus gibi kavramları kendi bildiği gibi yorumlayan insanların kalplerinin karalığını, gerçek kötülüğün, bu tip insanlardan geldiğini görüyoruz. İnsanların kötü gözle gördüğü bir tiyatro grubundan iyiliği, tecavüze uğrayan genç bir kızdan masumiyeti, gözleri görmeyen yaşlı bir kadından merhameti görüyoruz. Cehennemi görüp geri gelen bir adamdan gerçek cehennemin kalbinde aşk olmamış insanlardan oluştuğunu duyuyoruz. Diziyi seyrederken âşıkların kavuşmasını, hayatlarını iyilikle, doğrulukla geçirmelerini, kötülüğe karşı iyiliğin kazanmasını bekliyoruz. Bu arada en yakın arkadaşların bile, bir sandık altın karşısında birbirlerine neler yapabileceklerini de görüyoruz.
Dizi boyunca, almamız gereken dersleri ince detaylardan, ip uçlarından çıkarmaya çalışırken, dizinin sonunda, bütün mesajları, açık ve net bir şekilde, konuşma cümleleriyle anlatan, hepsini "Dan dan!.." diye kafamıza yerleştiren bir sonla karşılaşıyoruz.
Selvi Oylum Al Yazmalım filminde, Asya'nın dilinden duyduğumuz, "Sevgi neydi?.. Sevgi emekti." cümlesi gibi bu dizide de İhsan Hoca'nın dilinden duyduğumuz; " Cehennemi gördüm... Kalbinde aşk olmayanların ateşiyle yanıyordu." cümlesi bizi, hayatı sorgulamaya sevk ediyor. Her ne kadar İhsan'la Esma'nın, Ziya'yla Asiye'nin kavuşmasını beklesek de bir yandan da kavuşamama ile biten sonun, dizinin anlamını daha iyi vereceğine inanıyoruz.
Boşa vakit kaybı mıydı, izleyince bana bir şeyler kattı mı, etkilendim mi derken düşüncelerimi toparlamak istedim. Dizinin etkisi uzunca devam etti. Sonu üzünç bitse de çok kısa süren minicik mutluluk anları da vardı. Sıkıntılı geçen zamanlardaki küçük nefeslenmeler gibi...
Üzüldüm ama ölüme ve kadere müdahale etmesek daha iyi sanki...