Çevremizdeki
nesnel dünyaya ve bu dünyada yer alan olgulara ilişkin tarafsız gözlem ve
sistematik deneye dayalı zihinsel çaba ve etkinliklerin ortak adı olan ve
insanlık tarihinin en önemli eseri olan Bilim ile somut nesneler yanında bazı
düşüncelerin, amaçların,durum ya da olayların estetik beceri ve düş gücü
kullanılarak ifade edilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği olan Sanat’ın
ilişkisi kültür tarihinin en önemli ve ilginç konularından birini oluşturur.
Ancak hemen
belirtmek gerekir ki Bilimin içeriği hiçbir zaman insanların etkinliği içinde
sınırlı değildir. Çünkü Bilim yaratıcılıktır. Keşfettiği her noktadan ileri
amaçlar arayan sonsuz bir insanlık serüvenidir. Dogmaların içinde kalmadan
aklın eleştirisel sınavından geçmemiş hiçbir düşüncenin içinde yer almadığı
insanlığın ortak bir eseri.
Keşfedip
anladıkça insana sonsuz bir doyum ve haz veren Bilim ile Sanat arasında içten
içe sanki gizli bir bağ vardır. Temel Bilimler veya Mühendislik Bilimlerinde
çalışan gerçek bir bilim adamının ortaya koyduğu bir yasanın kendisine verdiği
doyum ve haz ile yarattığı sanat eseri karşısında bir Sanatçının duyduğu doyum
ve hazzın benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Nasıl ki Bilimde kandırmaca ve
yalanla bir yere varılamazsa Sanatta da aldatmacanın yeri olamaz. Aslında
Bilimdeki gerçeği aramanın sonsuz insanlık serüvenini çevreleyen her türlü
maddesel ve düşünsel öğeler arasındaki bütünlüğü görmenin yolu olan Bilim,
kendi içinde Bilim ahlakı denen çok önemli bir öğeyi barındırır. Bilimdeki
gerçeklik ölçütleri art niyetlerle zedelenmemelidir. Diğer yandan Sanat da
etrafta gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını insanlarda uyandırdığı
durumlarla gerçeğe ulaşmanın onu aramanın yollarını aramaya çalışan ve bu yolla
Sanatçının önce kendisini daha sonra da dünyayı daha iyi tanımasını sağlayan
bir uğraşı alanıdır.
Gerçek
anlamda bir Bilim adamı kendi kişiliğinden tamamen bağımsız olarak yapıtını
oluşturur. Ortaya koyduğu yasa veya önermelerde kendi kişiliğini yansıtan
hiçbir öğe yoktur. Kuvvet, ivme ve kütle arasındaki bir bağıntı da veya statik
kassal çalışmaya ait ampirik formüllerde bunları ortaya koyan kişilere ait
hiçbir nitelik yoktur. Oysa Sanat yapıtı, Bilimsel bir yapıttan çok daha fazla
insanla ilgilidir. “inşan içi”nin estetik yolla dile getirilmesidir. Bir
Bilimsel yapıtta elde edilen sonuçların çok çeşitli şekillerde ifade edilebilir
olmasına karşın bir Sanat yapıtında bütünü oluşturan hiçbir öğeyi
değiştirebilmek olanaklı değildir. Örneğin bir şiirdeki tek bir sözcüğü
değiştirmek bile olanaksızdır. Böyle bir davranış şiirdeki anlam yükünü
bozacağı gibi böyle bir şeye şairden başka hiç kimsenin hakkı da yoktur. Çünkü
gerçek anlamdaki bir şiir, bir bakıma sözcüklere sahip olduklarından çok daha
güçlü estetik anlamlar da yükleyen bir yapıttır.
Ayrıca
Sanatın bireysel ve toplumsal gelişme ilerlemeye doğrudan katkı da bulunmak
gibi bir endişesi de yoktur. Tıpkı Bilimin insancıl olmak veya olmamakla hiç
ilgilenmemesi gibi. Ancak elbette ki toplumların Bilim Sanata da en önemli yeri
vermeleri gerekiyor. Çünkü toplumsal yaşamda Bilimsel düşünceyi benimsememiş ve
Sanata gereken önemi vermemiş toplumlar hala ortaçağın karanlık dogmaları
içinde sonsuz bir oyalanmamın us dışı söylemlerin akışı içinde uluslar arası
rekabet alanında daha da geriye düşerler.
Her sanat
yapıtı aslında kendi içinde bir kuralla dizgesine sahiptir. O kuralları ortaya
koyan ise sadece yapıtı yaratan sanatçının kendisidir. Teker teker alındığında
her öğesi sıradan olan bir sanat eseri sanatçını elinde adeta canlanır ve
öğelerindeki tüm anlamları aşan bir yücelik kazanır. Burada sezgi ve
yaratıcılık mantıksal olana galip gelir.
Bilimde
estetik, Sanattan farklı olarak kanımca karmaşık olanı Sanat yapıtları
karşısında duyduğumuz hazza benzer şekilde yalın olana indirgeyebilmelidir.
Burada ifade edilen yalın sözcüğünü basit anlamda alamamak gerekir. Buradaki
yalınlık her büyük ve güzel söylem ve ifadedeki karmaşıklıktan arınmış
güzelliktir. Ancak bazı Sanat eserlerindeki estetiği keşfedebilmek gibi
Bilimsel bulgulardaki estetik çizgiyi yakalamak da belli bir artyetişimi
gerekli kılar.
Bilimsel
yöntemlerle elde edilen kuramlar, ne denli genel geçerliliğe sahipse kapsadığı
bağlamlar da o derece anlamlı ve zengin olur. Doğaldır ki bir kuram, tüm iç
çelişkilerden arınmış, kendinden önceki kuramların açıklayamadığı bir çok
olguları açıklayabilen ve bütün mantıksal soruları karşılayabilen bir nitelikte
olmalıdır. Buna karşılık bir Sanat yapıtında “neden?” sorusunun anlamı yoktur.
Bu sorunun cevabı Sanatçının belki kendisinin de gizemini bilmediği iç
dünyasında yatar. Her Sanat eserinin kurallar dizgesi o Sanatçıya özgüdür.
Nasıl ki bir
Bilimsel çaba, uğraşı alanına giren değişken ve parametreler arasındaki
ilişkiyi içsel bir birlik içinde açıklamaya çalışıyorsa, bir Sanat eseri de
Sanatçının yaratıcı kişiliği ile kendisini saran dünya arasında meydana gelen
etkileşimle bir uyum yaratmaya çalışır.
Bilim ve
Sanat bir bakıma bizi çevreleyen kargaşadan şiir tadında güzellikler çıkarmanın
insana haz veren iki ayrı yanıdır demek, sanırım yanlış olmaz. Bilim adamı da
Sanatçı da öğeleri kargaşadan kurtarmak, onlara bir uyum kazandırmak ve daha
sonra onları dış dünyaya taşımak görevlerini üstleniyorlar. Bilim ve Sanat
felsefeleri bu konuda yolumuzu aydınlatabilir.
Bilim ile
Sanat arasındaki bir diğer benzerlik de Bilimde gözlenen olgulardaki doğrudan
gerçekliğin gerisine uzanabilme özelliğidir. Böylelikle Bilimin, sağduyunun
ötesine geçip onu aşma niteliği ortaya çıkmaktadır. Tıpkı Sanatta doğal
gerçekliğin ötesine geçip Sanat yoluyla onu başka türlü algılama ve ifade etme
gibi.
Sanat ve
Bilimin koşutluğunun ulusal ve uluslar arası düzeyde ne ölçüde gerçekleştiği
günümüzde daha önceki zamanlara göre oldukça belirsiz diye düşünüyorum. Oysa ki
Rönesans’ta Bilimle Sanatın birlikte yükseldikleri bir döneme tanıklık
ediyoruz.
II. Bilim ve
Sanatta Yaratıcılık
Yaratıcılık
kelimesi pek fazla kullanılan bir kelime değildir. Bununla birlikte, buluş,
icat, yenilik, özgünlük vb. gibi kelimelerin daha çok kullanılması, yaratıcılık
kavramını tam ifade edememektedir. Bu kelimeyi daha dikkatli kullanmamızda üç
sebep olduğu söylenebilir: Birincisi, bu kelimenin Allah’a ait “yaratmak”
kavramını çağrıştırıyor olmasındaki rahatsızlık duygusu; ikincisi, bu kavramı
büyük bilim adamı ya da sanatçılara has bir ayrıcalık olarak algılanması;
üçüncüsü ve belki de en önemlisi, bir çok davranışımızı sonradan
öğrenebildiğimizi düşünürken, yaratıcı yeteneğimizin doğuştan gelen bir beceri
olarak kabul edilmesi.
Her
üç yaklaşım da elbette doğru değildir. Hiçbir zaman yaratıcılık kavramıyla,
Allah’a ait olan yoktan var etme anlamındaki “yaratıcılık” kastedilmemektedir.
Nasıl ki, “Allah bilir” derken “bilmek” kelimesiyle günlük hayattaki “bilmek”
kavramı kastedilmediği gibi, “yaratıcı düşünce” ya da “yaratıcı davranış”
kavramlarıyla da tanrısal yaratıcılık kastedilmemektedir. Büyük bilim adamları
veya sanatçıların yaratıcı olmaları, diğer insanların yaratıcı olmadıklarını
göstermez. Yaratıcılık, kişiye ve şartlara göre değişik derece ve boyutları
olan bir düşünme biçimidir. Nasıl ki mantıksal kurallar öğrenilebilir ve
zamanla geliştirilebilirse, yaratıcı yaklaşımlar öğrenilebilir ve
geliştirilebilir.
Yaratıcı
davranış biçimi, insanların en çok ihtiyaç duydukları bir özelliktir. Yaratıcı
olmayan toplumlar, milletler mücadelesinin her alanında yenik duruma düşme
tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Sürekli değişen dünyada her alandaki yeni
ihtiyaçlar, karşılaşılan problemler, insanı yaratıcılığa zorlamakta ve yeni
çözümler üretmeye yöneltmektedir. Yaratıcılık; sadece şanslı birkaç kişiye
tanınmış bir güç olarak düşünülür. Halbuki yaratıcılık; birkaç seçkin kişinin
ayrıcalığı olmayıp, ihtiyaç duyan her insanın başvuracağı çok önemli bir davranıştır.
Yaratıcı
kişi, sade insanların sandığı gibi ne tanrısal bir varlıktır, ne de psikotik.
Yaratıcı kişiyi farklı yapan özellik, nitel değil; yalnızca niceldir. Her
insanda var olan yaratma potansiyeli, hayata geçirilebilir, aktif edilebilir.
Bunun için gerekli olan şey, gerekli ortam ve şartların hazırlanmasıdır.
Yaratıcılık,
değişik alanlarda ve değişik yoğunlukta, her insanda var olan bir özelliktir.
Bu sebeple, kesin bir dille, bazı insanlar yaratıcıdır, bazıları değildir
denemez. Her insan az ya da çok yaratıcı davranış sergileyebilir. Kişilerdeki
bu yaratıcı davranış farklılıkları, kalıtıma, kültür ortamına, eğitim ve
öğretime bağlı olup, yaratıcı düşünce ve davranışlardaki yoğunluk bu faktörlere
göre değişir.
Araştırmalar,
yaratıcılığın, öğrenmenin önemli bir boyutu olduğunu göstermektedir. Yaratıcı
düşünme, bilginin kazanılması için hayatî öneme sahiptir yaratıcılığın
gelişimine elverişli çevreler, çocukların öğrenmeye karşı olumlu tutumlar
geliştirmelerine yardımcı olur ve öğrenmeyi eğlence haline getiren etkili
güdüleyiciler niteliğini taşır.
Yaratıcılık,
bireylere çekici gelen “sihir, deha, üstün yeteneklilik vs.” gibi çoklu
kavramları çağrıştıran bir kişilik özelliği olarak bilinmektedir. Ancak,
yaratıcılık konusunda bilimsel çalışmalar oldukça yenidir. Yaratıcı düşünce ile
ilgili sistemli araştırmalara 1960’lı yıllarda başlanmıştır. Literatüre
bakıldığı zaman, birçok araştırmacının konuya yaklaşımlarında ilgi ve / veya
güdü (motiv) üzerinde durdukları görülür. Bilim adamları, yaratıcılığı,
kişilere olağan olarak dağıtılmış bir özellik, bir yetenek, duygusal bir süreç
ve yaşam biçimi olarak değerlendirmişlerdir. Bu uzmanlar tanımlarında, bilimde
yenilik, güzel sanatlarda değişik eserler, endüstride yeni buluşlar ve orijinal
görüşlere yol açan noktalar üzerinde durmuşlardır.
Yaratıcılığa ilişkin
literatür, üç farklı yönde gelişmektedir. Bunlardan birincisi, yaratıcı
kişiliği ya da bireyi tanımlama olarak ortaya çıkmakta ve Guilford'un bilişsel alandaki,
Mac Kinnon'un kişilikle ilgili, Dunnette, Gough ve Torrance 'ın kavrama ile
ilgili araştırmaları yer almaktadır; ikincisi, örgütsel faktörlere
ilişkin olarak gelişmiştir ki, bu araştırmalarda, "hangi faktörlerin
yaratıcılığı artırdığı ya da ketlediği belirlenebilir mi?" sorusu üzerinde
durulmuştur; üçüncüsünde ise, eğitim ve geliştirmeye yönelinmiştir.
"Bireyler, içsel yaratıcılıklarını kullanabilmeleri için yetiştirilebilir
mi? Onlar böylece daha yaratıcı yapılabilir mi?" soruları ile yola
çıkılmıştır. Osborn, Parnes, Gordon, Prince, bu hareketin öncülerindendirler. (www.gizemlikapi.com)
Kavramlar ve Tanım
Yaratıcılık kavramının Batı dillerindeki karşılığı “kreativitaet,
creativity”dir. Latince “creare” kelimesinden gelir. Bu kelime, “doğurmak,
yaratmak, meydana getirmek” anlamındadır (San, 1985).
Günümüzde yaratıcılık, sanatta olduğu kadar, bilim ve teknikte de önem
kazanmıştır. Bu sebeple, son yıllarda yaratıcılık, bilim adamlarının,
tanımlamaya çalıştıkları bir kavram olmuştur. Psikoloji alanında yapılan
çalışmalar ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar, kavram ve tanım hakkında
yeni değerlendirmeler ortaya koymuştur. Ancak yine de yaratıcılık, psikoloji
alanının tanımlanması zor kavramlarındandır. Yaratıcılığın, her alanda ve
herkes tarafından bir davranış biçimi olarak sergilenebileceği düşüncesinin
belirlenmesi, kavramı tanımlama konusunda çeşitliliğin oluşmasına sebep
olmuştur.
Pek çok araştırmacı yaratıcılığı tanımlamaya çalışmış; kimisi
yaratıcılığı bir sezgi süreci olarak benimsemiş, kimisi ölçüm ve kişilik
üzerinde durmuştur. Bu tanımlamalar, daha çok, tanımlamanın yapıldığı alanlara
göre değişiklikler göstermektedir.
Yaratıcılığın tanımlanmasında diğer bir inceleme şekli de süreç üzerinde
durularak geliştirilmiştir. 1926’da Wallas, yeni beliren bu düşünceyi
a) hazırlık,
b) tasarım/kuluçka,
c) düşünce geliştirilmesi, aydınlanması
d) gerçeklik denetimi evrelerine ayırmıştır.
Harmon’a (1956) göre yaratıcı süreç, ortaya yeni bir şey çıkaran herhangi
bir süreçtir: Bu, bir fikir, bir nesne, yeni bir biçim ya da eski öğelerin
değişik bir düzenlemesi olabilir.
Harris (1959) ise, yaratıcılık sürecini altıya ayırır:
a) gereksinmeyi gerçekleştirme,
b) bilgi toplama,
c) etraflıca bir konu üzerinde düşünme,
d) çözümler hayal etme,
e) gerçekliğini tesbit etme
f) düşünceleri işleme çevirme.
Süreç yaklaşımını vurgulayanlar arasında ressam, edebiyatçı, heykeltıraş,
müzisyen gibi sanata yönelik kişiler görülmektedir. Yaratıcı kişi, yaratıcılık
sürecinde davranışları konusunda içten bir anlayış ve sezişle, kendine özgü
yeteneğini arttıracak bilgeliği elde eder. Bu görüşe göre, yaratma anındaki
psikolojik düşünce yapısı ve çerçevesi en iyi ölçüt olarak kabul edilmektedir.
Ölçüm yöntemini uygulayanlar arasında en başta Guilford anılabilir.
Guilford, dar anlamda yaratıcılığı, yaratıcı kişilere özgü olan niteliklerin
incelenmesini önerir. Yaratıcı yetenekler, o kişinin söz konusu etmeye değer
bir yaratıcılık ortaya çıkarıp çıkaramayacağını belirler. Guilford,
yaratıcılığın, bilişsel yetenek türlerinin oluşturduğu testlerde yansıdığına
inanır. Bu testler, uygulamalarda kişinin o konudaki yetersizliğini ortaya
çıkarır (Yavuz, 1996).
Yaratıcılığın bilimsel incelenmesinde kişilik kavramının önemli bir yeri
vardır. Bu araştırmalar; yaratıcı davranışta güdülenmenin incelenmesi ve
yaratıcı kişilerin yaşam biçimlerine ait özellikleri, olmak üzere ikiye
ayrılmaktadır. Birincisi, yaratıcı davranışın, kişinin çevresiyle olan
ilişkilerinde kişinin tüm yetenek güçlerinin gerçekleşmesini sağlayan bir
oluşum görüşü; ikincisi ise, bastırılmış ya da kişinin kabullenemeyeceği
tepilerin etkisinde yer alan yan ürün oluşumu, görüşüdür. (Yavuz, 1996). Aktüel
yaratıcılık ve potansiyel yaratıcılık ayrımına giden Lowenfeld'e göre
yaratıcılık, bireylerin değişken miktarlarda sahip oldukları ve durumlara bağlı
olarak az çok ortaya çıkmaya elverişli bir tür özelliktir. Bir başka deyişle,
kendini göstermek için uygun koşullarla karşılaşması gereken kişide bulunan bir
potansiyel güç söz konusudur. Çok sayıdaki yaratıcılık testlerinin ortaya
konmasının kökeninde de aynı görüş bulunur. Çeşitli teorik yaklaşımlar da bu
yönelişten esinlenirler ve onu rafine ederler (Rouquette, 1994).
Görüldüğü gibi yaratıcılık alanındaki geçmiş ve günümüzdeki sistemli
araştırmalar, yaratıcılığın ne kadar karmaşık ve bir o kadar da tanımlanması
zor bir kavram olduğunu ortaya koymaktadır. Bilim adamları yaratıcılıkla ilgili
olarak, doğuştan getirdiğimiz ve her kişiye normal olarak dağıtılmış bir
özellik, bir yetenek olduğu konusunda birleşmektedirler. Bu sebeple
yaratıcılık, kişilerin günlük hayatta, karar verirken, yorum yaparken, her an
kullandığı gerçek bir kaynaktır.
Tanım denemeleri ve tartışmaları 1950-1985 yılları arasında kesintisiz
devam etti. Son zamanlarda yaratıcılığı, tahlil ve arşiv çalışmalarından elde
edilen verilere dayanan zihinsel süreçler veya kişilik özellikleriyle
tanımlamak yerine, ortaya çıkan özel davranışların sonuçlarına (ürüne), bu özel
davranış alanlarıyla ve yaratıcılık konusuyla ilgili olan kişilerin verdiği
hükümlere bağlama eğilimi, literatüre hakim olmuş gibidir.
Yaratıcılık üzerinde önemli araştırmalar yapmış olan Torrance,
yaratıcılığı şöyle tanımlamaktadır: “Sorunlara, bozukluklara, eksik bilgilere,
kaybolmuş unsurlara, uyumsuzluklara karşı duyarlı olma; zorluğu tanıma,
çözümler arama, tahminler yapma ya da yeni varsayımlar kurma, bunları
değiştirme veya yeniden deneme ve sonuçlarını inceleme” (Haensly ve Reynolds,
1989). yaratıcılık İnsanın sosyal, manevî, estetik, bilimsel ve teknolojik
değeri olduğu kabul edilen yeni fikirleri, görüşleri, buluşları veya artistik
objeleri üretme kapasitesidir.
Barlett’in “ana yoldan ayrılma, deneye açık olma, kalıplardan kurtulma”
şeklindeki yaratıcılığı tanımlamasının yanı sıra, daha çok sanat alanındaki
yaratıcılık üzerinde duran Read, yaratıcılığı ”önceden biçimi ve hiçbir yüzü
olmayan bir şeyin varlık kazanması” şeklinde tanımlamaktadır. Landau’nun
yaratıcılık tanımı ise şöyledir: “Daha önce kurulmamış ilişkiler arasında
ilişkileri kurabilme, böylece yeni bir düşünce şeması içinde, yeni yaşantılar,
deneyimler, yeni fikirler ve yeni ürünler ortaya koyabilme becerisi”(San,
1985).
Dikkat edilirse, hangi tür tanım olursa olsun, her tanımın içinde “yeni”
ya da “yenilik” gibi kavramların ortak olarak kullanıldığı fark edilecektir.
Öyleyse yaratıcılık, bilinenin, alışılmış ve kalıplaşmış olanın tam karşıtı
olan bir davranış biçimi ya da düşünme sürecidir. Bu süreçte bilinene, tekrara,
alışılmışa, kurallara ve sınırlara yer yoktur.
Yaratıcılık bir düşünme biçimidir ve hayal gücü ile çok yakın ilişkisi
vardır. Yaratıcılık tüm duygusal ve zihinsel etkinliklerde, her türlü çalışma
ve uğraşın İçinde vardır. Yaratıcı yeti, insan yaşamının ve gelişiminin tüm
yönlerinin temelini meydana getirmekledir. "Ana yoldan ayrılma, deneye açık olma ve kalıplardan kurtulma" yaratıcılığı
tanımlamada kullanılan anahtar kavramlardır.
Yaratıcılık bazen "akıcı düşünme yeteneği" olarak
tanımlanmaktadır. Yaratıcılık her düzeyde var olan, insan yaşamının her
evresinde ortaya çıkan bir yeti, gündelik yaşamdan bilimsel çalışmalara kadar
uzanan alanda yapıtların ortaya çıkmasına neden olan süreçlerin bütünü ve
ayrıcı tutum ve davranış biçimidir.
Yaratıcılıkta "eş ve zıt anlamlan birlikte
düşünme" vardır. "Verilen
akıllıca düzenleme, esnek yaklaşımlarla problemi çözme" ve "ortaya özgün bir ürün koyma" yaratıcılıktır.
Torrance yaratıcılığı "sorunlara, aksaklıklara, bilgi eksikliklerine,
kayıp öğelere çözüm arama ve kestirimde bulunmak" olarak tanımlanmaktadır.
Torrance'nin tanımı
problem çözme süreçlerini yansıtmaktadır.
İnci
San yaratıcılığı "bilinen şeylerden yepyeni
bir şey çıkarmak, yeni özgün bileşime varmak, bir takım sorunlara yeni çözüm
yollan bulmak" olarak
tanımlar (San, 1985).
Bu tanım, Bode'nin
tanımıyla benzerlik göstermektedir.
Bilinen
şeyleri, icatları, konstrüks uy onları yeni bir biçimde kullanmak birbirleriyle
şimdiye kadar olduğundan daha başka bir biçimde birleştirmektir.
Landau ise yaratıcılığı; “Daha önceden kurulmamış
ilişkiler arasındaki ilintileri kurabilme, böylece yeni bir düşünü şeması
içinde, yeni yaşantılar, deneyimler, yeni ve özgün düşünceler ve yeni ürünler
ortaya koyabilme yetisi" olarak tanımlar. Yaratıcılık, her psikolog
ve düşünür tarafından değişik anlamlara gelecek
şekilde tanımlanmıştır.
Psikoanalitik
yaklaşımlara göre; Yaratıcılık İçgüdüsel dürtülerle atılganlığın ürünüdür. Bu
tür davranışlar, kişinin iç çatışmaları ve saldırgan enerjisinin toplumca
benimsenen ürünlere dönüşmesiyle ortaya çıkar.
İnsancıl yaklaşımlara
göre; Yaratıcılık insanın istendik davranışlarından birisidir ve her insan bu
özelliklerle doğar. Her insan uygun ve yeterli koşullar, zaman sağlanırsa,
yaratıcı ürünler ortaya koyabilir. Çatışmalar, olumsuz tutumlar ve ceza
yaratıcılığı engelleyebilir.
Çevresel yaklaşımlar ise
yaratıcılığı öğrenilmiş bîr davranış olarak tanımlarlar. Bu tür davranışlar
problem çözmede daha belirgindir Çevre yani eğitim ortamı yaratıcı davranışı
destekler nitelikte düzenlenmelidir.
Bilişsel yaklaşımlara
göre; Yaratıcılık eş ve zıt anlamları birlikte düşünme vardır. Bundan sonra
verileri akıllıca düzenleme, esnek düşünerek problemi çözme ve bütün bu sürecin
sonunda ortaya özgün bir ürün koyma yaratıcılıktır.
Tüm bu verilerden
harekette yaratıcılık hem bir süreç, hem ele örün olarak ele alınabilir. Süreç kısmı akıl yürütme yollarıyla
işlem basamaklarını içerir. Genetikle İşlem basamakları;
- Sorunun ayırdına varma
ve onu sınırlama
- Çözüm için denenceler
kurma
- Sonucu bulma
- Kabul, red ya da onarma
olarak bilimsel yaratıcılıkta öle alınabilir. Sanatsal yaratıcılıkta ise bu
basamaklardan daha farklı bir yol izlenir, Düşünsel yaratıcılıkta ise hem
bilimsel, hem de sanatsal yaratma yollan iç içedir.
İster bilim, sanat,
isterse düşüncede olsun yaratıcı etkinlikte akıl yürütme yolları, duyuşsal ve
kültürel özellikler birlikte sentezlenir.
Bu bağlamda
yaratıcılık bilişsel, duyuşsal, devinişsel ve algısal alanların kesiştiği en
üst düzeyde bir davranış olarak düşünülebilir. Nitekim bilişsel alanın sentez,
duyuşsal alanın kişilik ve devinişsel alanın yaratma basamakları, yaratıcı
davranışların oluştuğu basamaklardır. Bu basamaklar birbirinden kopuk değil iç
içedir.
Çok boyutlu düşünen bir
zihnin ürünü olan yaratıcılığa bilim, sanat çevrelerinin yaklaşımları
farklıdır.
Bilim adamlarına göre;
Yaratıcılık akıl yürütme, buluş yapma ve sorun çözmedir. Bu bağlamda
yaratıcılık süreçten çok sonuçla ilgilidir.
Sanatçılar için
yaratıcılık, estetik öğeler içeren özgün bir bütünlük yaratmaktır. Burada
yaratıcılık; iç duyumsama ile dış etmenlerin birleşip dışa vurduğu bir süreç
olarak ele alınır. Sonuç ise sanat yapıtıdır Matisse "Her gerçek yaratma içten gelir, bunu
dışarıdan bir takım malzeme ile besleriz. Bu, sanatçının yalnız kendisinin yer
aldığı ve yavaş yavaş dış dünyayı içine sindirdiği bir süreçtir" der.
Psikanalistler ise
yaratma olayını bilinçaltının dışavurumu olarak tanımlarlar. Eğitimcilerin
yaratıcılığa yaklaşımları, araştırıcı, özgür düşünen, soru soran, uygucu
olmayan insan yetiştirme yönündedir. Çünkü eğitimden beklenen da soru soran,
tartışarak düşünen, akıl yürüten, sorun çözen insan yetiştirmektir (Kırışoğlu,
1991)
Yaratıcılıkla İlgili araştırmalarda bulunan Conrad, her insanın bir ölçüye kadar yaratıcı olduğunu belirtmektedir. Ona göre insan ne
denli akıcı düşünme yeteneğine
sahipse o denli yaratıcıdır. Bu
bağlamda akıcılık, düşünme zenginliğini
içermektedir.
Guilford da akıcılık
kavramı üzerinde durmuş; sözcüklerle
ilgili akıcılık, çağrışımlarda akılcılık, düşünsel akıcılık, anlatımsal
akıcılık gibi sınıflamalar yapmıştır (San. 1977)
Guilford'a göre beş zihinsel işlem sınıfı yaratıcılıkta rol oynamaktadır;
Bilişsel düşünme
Bellek
Eleştirel düşünme
Yakınsak düşünme
Iraksak düşünme
Zekanın bir yüzü,
kazanılmış bilgilen, belleği kapsar; bunların verileri, yakınsak ve ıraksak
düşünme tarafından işlenir ve sonuca götürür. Iraksak düşünme etkeni
yaratıcılığa en yakın olanıdır.
Yakınsak ve ıraksak
düşünme arasındaki ayrım şöyle açıklanmakladır;
"Yakınsak ya da
klişeleşmiş düşünme; beklenen, belirlenmiş uylaşımcı (konvensiyonel) ve olağan
yanıtlara yöneliktir. Önüne, çözülmesi için önceden belirlenmiş, ölçülenmiş
(normlaşmış) yöntemlerden yararlanabilecek türden sorunlar çıkınca etkinlik
kazanır. Bu düşünmede verimli sonuçlara, az çok özgün birleşimlere varılabilir
ama, yaratıcılığın asıl dayandığı düşünme biçimi ıraksak düşünmedir.
Iraksak düşünme, önceden
hiçbir şeyin belirlenmemiş olduğu, türlü doğrultularda özgürce yol alan
düşünmedir. Çözülecek sorunu keşfederek, çözüme varmak için hangi evrelerden
geçeceğini, hangi adımları atacağını önceden bilmeden, yeni ve özgün düşünüyü,
çözümü ortaya koymaktır" (Kırışoğlu, 1991)
Iraksak düşünme biçimi;
sorunlara Şifadan çözümlerin ötesinde yaklaşarak, özel bilişsel yorumla oluşan
düşünme biçimidir. Farktı ürünler ya da düşünceler yaratma davranışı, tek
düzelikten uzaklaşan düşünme biçimleri Kurmadır. Yakınsak düşünme biçimi, bir
tek doğru yanıt ve geçerli çözüm olabileceği üzerinde düşünerek, sorunların
çözümünde bilinen belli yanıtlardan seçilmiş yanıtlar verir Buna göre ıraksak
düşünme; bilişsel etkinliğin farklı bir boyutunu oluşturmaktadır. Iraksak
düşünen kişilerin sahip olduğu algısal ve düşünsel süreçler kontrollü ama
geleneksel değildir. Özgür, etkin ve canlılık doludur, düş dünyaları zengindir.
Guilfortfa göre ıraksak
düşünme için sekiz temel yetenek şöyle sıralanmaktadır;
1. Probleme ve problem
durumuna duyarlı olma.
2. Düşüncelerde akıcılık gösterebilme ya da çok
sayıda işe yarar fikir üretme,
3. Alışılmışın dışında
özgün ancak işlevsel fikirler üretebilme,
4. Bir fikirden diğerine rahatlıkla geçebilme.
5. Sentez yeteneğine
sahip olma,
6. Analiz yeteneğine
sahip olma.
7. Karmaşık fikirleri kontrol altına alabilme.
8. Değerlendirme yapabilme.
Yararlanılan Kaynaklar
HAENSLEY, A. Patrica, and Cecil R. Reynolds. Creativity and Intelligence,
Handbook of
Creativity, Plenum Press,
New York and Londan, 1989, ss. 111-145.
KIRIŞOĞLU, Olcay. Sanatta Eğitim (Görmek, Anlamak, Yaratmak), Eğitim Kitabevi,
Ankara, 1991.
ROUQUETTE, Michel-Louis. Yaratıcılık, İkinci Basım, Çev: Işın Gürbüz,
İletişim Yayınları,
İstanbul, 1994.
SAN, İnci. Sanat ve Eğitim. Ankara: A.Ü.E.B. F. Yayınları. 1985.
YAVUZ (Yavuzer), Halide, S. Yaratıcılık, 3.
Basım, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul,
1996.
www.gizemlikapi.com