Evet! Bizler neden yaşadığımızı bilmediğimiz için, çoğu zaman yanlışları doğru, doğruları yanlış sayıyoruz. Nefsimize, Şehvetimize, en önemlisi de dünyadaki en büyük düşmanımız Şeytanı ve onun dünyadaki Bedeni Siyonist Yahudileri hiç kale almıyoruz. Hatta onları masumlaştırmayı kendimize amaç edinenlerimiz dahi çok….

        Şeytanın en önemli amacı nedir? Siyonist Yahudileri neden kullanır? Şeytan onların dosttu mudur? Bilmeyiz Araştırmayız. Yüce Yaradanımızın en büyük ibadet saydığı düşünme anlama yeteneğimizi kullanmamakta ısrarlıyız. İlle ezilmemiz, zulümlere maruz kalmamız, çöplerden nimet aramamız mı bizi düşünmeye zorlaması gerekiyor. Bunu yaşayan insanlar. Bizim memleketimizde yaşamaya çalışıyorlar. Ön yargıları bırakıp onların başına bu olayların neden geldiğini bire bir öğrenmeye çalışın. Bakın Yüzlerce kitap okuyarak anlayamadığınız gerçekleri onlardan bir veya iki saatlik konuşmanın sizlere neler kazandıracağını gördüğünüzde. Ne kadar anlamsız, amaçsız yaşadığımızı, anlayacak belki de onların bizi başımıza gelecekleri görün diye Yüce Yaradanımızın bize bir uyarısıdır. Anlamak için Yaşamak şart değil, Yaşayanları bizzat dinlemek çoğumuza yetecektir. Kolay yaşam diye bir şey yoktur. Her şeyin bir bedeli var. Ödemek istemesekte öyle ödettirirler ki pişmanlık kimseyi kurtarmaz. Yukarıdaki yazıyı okuyunca ölçtük biçtik bizce çok dersler alınacak kısa ve özlü bir yazı. Ancak bir dosttan değil, acımasız, zalim düşmanlardan. Dostlardan artık fayda yok, Düşmanlardan onların yaptıkları acımasızlıklardan ders almaz isek. Düşmanlarımız bu dersi bize acımazsızca öğretirler. Yapılanlar etrafımızda, içimizde görmeyen, duymayan yok. Ancak düşünüp anlamak isteyenlerimiz çok az. Bu zalimlikler en çok kör şeytanı sevindiriyor.

         Bu dünyada şucu, bucu yok, ya ilahi emirlere uyup Şeytanı ve onun askerlerini yeneceğiz, ya da dünyadaki diğer zulümler gören milletlerin durumuna düşeceğiz. Kör Şeytanın askerleri hayata tek gözle yönlü baktıkları için işin hep bir yönünü görürler. Biz iki gözümüzle bu yanlışlıkları fark etmezsek bedelini öderiz. Yüzlerce kitap okuyacağımıza dinimizin Hak kitabını bir kez mealini okusak, anlayamadığımız konuları araştırıp öğrensek inanın çok şeyler kazanacağız. Akıllı insan dostunu da, düşmanını da iyice araştırıp ona göre hareket eden insandır. Yalancının dini olmaz. Başkalarına senin yanında Yalan söyleyen, sana da yalan söyleyeceğini ısbatlamıştır. Yalancıya inanan Şeytanın kölesi olmuştur.

       Yaşamanın amacını, düşünen, aklını, vicdanına danışarak kullananların günleri bereketli ve daim olsun. Güzellikleri isteyenler güzelliklere, kötülükleri ısrarla isteyenlere ya tövbe nasip olsun yada istedikleri kötülüklere kendileri kavuşsun… Her kes hak ettiği yerdedir. İslam şuuru, islam cesareti gönülden isteyenlerindir İnşa Allah.

    Prof Dr Ahmet Küçük usta: Tüm sağlık reçeteleri yalan dedi sosyal medya sallandı...

Prof. Küçük usta: Tüm sağlık reçeteleri yalan‼

Profesör Ahmet Rasim Küçük usta ezberleri bozdu.

Dünya sağlık kartellerini eleştirdi. "Hastaneye giderseniz sizi zorla hasta ederler" dedi.

- Mr'ların yüzde 90'ı gereksiz yere çekiliyor.

- Kanser taramalarının çoğu kandırmaca!

 insanlar kendilerini kullandırmasın.

- İlaçların çoğu boşa veriliyor. Yüzde 37'si çöpe gidiyor.

- Antibiyotik yazan değil, yazmayan doktor makbuldür. Ama biz de tam tersi geçerli maalesef.

- Grip aşılarının etkinliği sıfır.. Ben hayatta vurdurmam.

- Her yıl gereksiz yere binlerce biyopsi yapılıyor, röntgen çekiliyor.

- Leblebi çekirdek yer gibi anjiyo yapılıyor. Stent takılıyor. Bunlar vücuda zarar veriyor. – Check-up kampanyaları gerçek bir tuzak. Akciğer filmi vücudunuza zarar veriyor.

– Insanlar kendiliğinden geçecek hastalıklar ıcın kesinlikle hastanelere gitmesinler. Tahliller vücuda radyoaktif ışın veriyor. Gereksiz ilacın faydası yok zararı var.

– “Başlangıç” diye bir şey uyduruldu. Hastalara, alzheimer, reflü, astım başlangıcı teşhisi konuyor. Amaç hastayı boş çevirmemek! Başlangıç diye birşey yok. Ya hastasın ya değilsin.

– Kolestrol ilaçlarının tedavi yüzdesi çok düşük. Zararı daha fazla! Hayat tarzınızı değiştirmek ilaçtan çok daha etkili! Doğal beslen, hareket et bu beladan kurtul.

– Nodül çok abartılıyor. Nodülün kansere dönüşme ihtimali çok düşük. Bunun için gereksiz tahlil ve teşhisler yapılıyor.

– Vitamin haplarının sağlam insanlara hiçbir faydası yok. “Ben yorgunum” diye vitamin hapı alınmaz.

– Köpek balığı kıkırdağı ile kanser tedavi edildiği iddiası tamamen uydurma. Köpek balıklarının kansere yakalanmadığı düşüncesi de safsata. Bu hayvanlarda kırk çeşit kanser tespit edildi.

– “Bitkisel ilaçların hepsi masumdur. Yan etkisi yok” düşüncesi doğru değil. Unutmayın, haşhaş, tütün, zehirli mantar da birer bitki…

ayçiçek yağı, Mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin. Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin. Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her Sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın. Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun. Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin. Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin. Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin. Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun. Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin. Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun. Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun. Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın…

Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”