“Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da; halkın içinde bulunduğu yoksulluk ve cehalet koşullarından kurtulabilmesi için başını aydınların çektiği bir eğitim seferberliğinin eseridir.” (Arka kapaktan)

Kitabın Adı: Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da
Atatürk’ün Okul Müfredatına Konulmasını İstediği Kitap
Yazarı: Grigoriy Petrov
Çeviren: Hasip Ahmet Aytuna
İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2018
Okuma Tarihi: 1 Haziran- 21 Temmuz 2021, 311 sayfa
“Atatürk, Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da kitabını okuduktan sonra bu kitabın Türkiye’de okulların müfredatına –askeri okullar başta olmak üzere- dâhil edilmesini istedi. Böylece Atatürk zamanında ilk kez Türkçeye çevrilen kitap en çok okunanlar arasında yer aldı…”(Arka Kapaktan)
Yazar Hakkında Kısa Bilgi:
Grigory Spiridonoviç Petrov, (d. 1866, Rusya – ö. 1925, Paris), Rus hatip, gazeteci, yazar.
“20. yüzyıl başında Rusya'nın en tanınmış papazlarından, en çok okunan halk yazarlarından birisi idi. Görüşleri nedeniyle kiliseden kovulduktan sonra kendisini tamamen yazarlığa verdi; gazeteci ve hatip olarak kitleleri etkilemeyi sürdürdü. Bolşevik Devrimi gerçekleştiğinde ülkeden kaçmak zorunda kaldı, Yugoslavya Krallığı'nda geçirdiği son yıllarında pek çok eser kaleme aldı, konferanslar verdi. Eserleri, Sovyet döneminde ülkesi Rusya'da yasaklanmıştır ancak Bulgaristan'da ve o yıllarda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde etkili olmuş, devrin aydınlarını etkilemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı, Türkçede en çok okunan yabancı eserler arasına girmiştir.”
Kaynak: https://www.dr.com.tr/yazar/grigory-petrov/s=220977
BİR ÜLKENİN DİRİLİŞ HİKÂYESİ
Bireylerin başarı hikâyeleri nasıl ilgiyle okunuyorsa milletlerin başarı hikâyeleri de merakla okunuyordur diye düşünüyorum. Hem bireysel hem de toplumsal olarak bir rol modele ihtiyaç duyarız çoğu zaman. Bizleri motive edecek, çalışma şevkimizi artıracak örnekler önem taşır birçoğumuz için. Rus yazar Grigoriy Petrov da bunun çok farkında olmalı ki böyle bir eser kaleme almış. Finlandiya’nın bir seferberlik ruhuyla yükselişini anlatmış büyük bir heyecan ve akıcı bir üslupla.
“Grigoriy Petrov’a göre coğrafi koşulların yarattığı olumsuzlukların yanında yoksulluk, yoksunluk içerisindeki bir halkın dayanışmayla yeniden inşa ettiği bir ülkedir Finlandiya… Bu kitapta bir ulusun iktisadi, sosyal, siyasal olarak yeniden dirilişini okuyacak, ütopik-ideal görünenin çabayla, dayanışmayla toplumsal gerçekliğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz.” (Arka kapaktan)
Kitabın ilk bölümünde, Finlandiya hakkında kısa bilgilere yer verilmiş. “Fiziksel yapısı:
- a) Yüzey şekli b) İklimi ve bitki örtüsü c) Hidroğrafya (sular coğrafyası) ç) Beşeri coğrafyası
- d) Ekonomi e) Finlandiya tarihinden notlar” şeklindeki başlıklarla Finlandiya hakkında bilgi ediniyorsunuz ki böyle bir bilgilendirme okuyucu için yararlı oluyor. Çünkü önce ülkenin içinde bulunduğu koşulları bilmeliyiz ki başarının hangi koşullar altında elde edildiğini anlayabilelim. Bu bilgilerden bazı satırlara yer vermek istedim.
“Finlandiya; Avrupa kıt’asının Kuzey bölümünde; büyük bir kısmı granitten oluşan (% 75’i) arkeyen (Yerkürenin en eski arazilerinin tümü) bir kütle üzerinde uzanır… Bitki örtüsü, tamamiyle ormanlardan oluşur… Küllemeyle tarım yapan veya bataklıkları ekip biçen Fin halkı; şehir uygarlığına, ancak XIV. yy. da ulaşmıştır… Temel enerji kaynağı beyaz kömür-su’dur. Maden kaynakları, çok zayıftır… Finlandiya; petrol, makine, otomobil, ithal besin ürünleri alır; kereste sanayii ürünleri ve kâğıt hamuru ihraç eder.” (5-8.s.) (Meydan Larousse; Cilt IV. Den derlenmiştir.)
Önsöz’den altını çizdiğim satırların bir kısmına da yer vereyim:
“… Bu ülke; onu ilk gören herkes gibi, beni de çok etkiledi… Gördüm ki, bu ülke – Finlandiya-; öteki Avrupa ülkelerinin hiçbirine benzememektedir: Doğası başkadır, toprak yapısı bambaşkadır… İnsanlarının da çok orijinal ve çok ilginç yönleri vardır… Finlandiya insanları; zamanımızda, bizlerin hayat olayları karşısındaki duyuş ve düşüncelerimizden ve bu olaylar karşısında yaptığımız normal tepkilerle davranışlardan bambaşka tepki, düşünce ve davranışları benimsemiş kimselerdir… Ve az sonra da; bu insanlar için: ‘Acaba bunlar, yeryüzüne; başka bir dünyadan gelmiş insanlar mıdır?’ der ve hemen şu soruyu, kendi kendine sorar: ‘Bu insanlar, İncil’de söz konusu yapılan ‘Ak Zambaklar’ olmasınlar?’ demekten kendini alamaz!..”
“… Finlandiya; Avrupa’nın en genç ülkesidir…”
“… Bilindiği gibi, şimdiki Finlandiya; uzun süre ve birkaç yüzyıl boyunca; Rusya ile İsveç arasında doğal bir kale durumundaydı…”
“… Finlandiyalılar; genellikle fazla konuşmazlar ve konuştukları zaman da, sanki fısıldaşırlar…”
“… ‘Ak Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da’, çocuklar bile; çok erken çağlarda özgürlüğün ne olduğunu, özgürlüğe saygı göstermenin gerekliliğini öğrenirler; kendilerinin hakları ve özgürlükleri kadar, başkalarının da hakları ve özgürlükleri olduğunu severek kabullenirler. Finlandiya’da özgürlük; çok yüksek ölçüde değerlendirilmektedir. Ama, bu özgürlük; herkesin, her istediğini yapması; etrafına ve başkalarına tatsızlıklar vermede ve dilediğini yapmada serbest olması anlamındaki başıboşluk değildir…”
“… Güçlü iradeleri, tükenmez emek ve enerjileri ile gölleri ve kayalıkları –şaşılacak güzellikte- bağlar ve bahçeler haline dönüştürüyorlar. Ve bu bağlarla bahçelerde onlar; İncil’in ‘Ak Zambakları’ gibi ak-pak, sağlam, dinç ve insan kıyafetinde melekler olarak işlerine sarılmış yaşıyor ve çalışıyorlar…”
“… Finlandiya’da öğrenim; hem zorunlu ve hem de parasızdır. Bu nedenle her Finli –erkek veya kadın- okuma yazma bilmektedir. Her Fin evinde mutlaka bir kitaplık veya benzer bir köşe vardır…”
“… Kitap satıcılar da Finlandiya’da çok iyi çalışır ve çok iyi iş yaparlar…”
“… Finlandiya’da ispirtolu içkiler içilmez. 1907 yılından beri de; insana sarhoşluk veren her çeşit içkinin satışı kanunla yasaklanmıştır… Böylece, ispirtolu içkiler yasağı; vücut ve ruhça sağlam bir Fin ulusu yaratmada en güçlü etkenlerden biri olmuştur… Böylelikle de Finlandiya’da temiz ahlâk… Okullarda, halkta ve devlette de temiz ahlâk; köklü olarak yerleşmiştir. Ahlâklılık; her şeyin üstünde kutsal bir değer olarak vardır ve devam etmektedir…”
“…Uzun yıllar boyunca Finlandiya’da kalmış ve orada yaşamış olan Grigoriy Petrov; kitabında, kendine özgü sanatlı üslubu ve anlatımı ile Finlandiya’nın bugünkü düzeye nasıl ve hangi yollardan geçerek ulaştığını anlatıyor…” D. Bojkov (11-25.s)
Grigoriy Petrov, Finlandiya’ya dair izlenimlerini, çok sistemli ve düzenli bir akış içerisinde okuyucularla paylaşmış: “1. Tarihin Verdiği Dersler 2.Kahramanlar ve Ulus 3.Suomi’nin Tarihi 4.Snelman Kimdir? 5. Kilise ve Halk…” Kitabın ilk sayfaları bilgi ağırlıklı. Belli bir bölümden sonra eser, okuyucuyu heyecanlandıran satırlarla (özellikle Snelman’ın konuşmalarına yer verilen bölüm) devam ediyor. (Snelman, yeni doğmakta olan genç Fin aydınlarının en gözde temsilcilerinden biridir. Asıl adı John Vilhelm Snelman’dır.) Snelman; öğretmenlere, din adamlarına, devlet memurlarına, ordu mensuplarına hitaben coşkulu konuşmalar yapmıştır. Ayrıca anne ve babalara da çocuklarını eğitme konusunda önemli öğüt ve tavsiyelerde bulunuyor Snelman.(103-117.s.)
“… Gençliği değil; kendi kendinizi suçlayınız!.. Gençler, sizlerin onları eğittiğiniz gibi büyümekte ve yetişmektedir. Gençleri nasıl eğittiğinizi düşündünüz mü hiç?! Hayır, değil mi? Hayır, çünkü anneler; sürekli olarak mutfak, çarşı-pazar, ev temizliği, öteberi ve çamaşır yıkamak gibi ev işleriyle uğraşmaktadırlar. Babalar, genellikle evleri dışındaki işleri peşindedirler… Bakımsız kalmış, işlenmemiş bir tarlada, zamanla nasıl işe yarar bir ot dahi belirmez ve belirse de nasıl gelişmezse; aile içinde ilgisiz kalmış ve kusurlu eğitilmiş bir çocuk da zamanla –topraklarına hiçbir şey ekilemez- bir çöl haline gelir…”(104-105.s.)
Kitabın özünü, ruhunu ifade eden satırlar arasında bana göre öne çıkan ifadeler (altı çizili), şu satırlarda saklı: “… güzel bir girişimle, kısa zamanda –hocalarının hepsi de köklü, geniş ve derin düşünür olmakla ün yapmış profesörler ve yurt içinde büyük ilgi toplamış hatiplerden oluşan, tamamiyle özel- bir gezici Halk Üniversitesi de kuruldu. Bu Üniversite’nin değerli hocaları yaptıkları çalışmalarla, görünüşte en uyuşuk, durgun ve her şeye karşı ilgisiz, adeta birer uyurgezer durumunda bulunan kimseleri bile uykularından uyandırmaya, onların zihinlerini açmaya, ruhlarını ateşlemeye başladılar…”(119.s.)
İlerleyen bölümlerde çeşitli başarı hikâyelerine de yer verilmiş. (165-172.s.) Bir yumurta satıcısının, bir ayakkabı tamircisinin ve bir şekerleme satıcısının başarı hikâyelerini ibretle ve hayranlıkla okuyorsunuz.
“… Ben, bütün sermayesi yüz ve en çok iki yüz lirayı aşmayan bir tatlıcı idim. Konferansa adeta zorla götürdüğüm ve kendilerine düşüncelerimi açtığım üç arkadaşım da bana yeni bir iş için cesaret vermek istediler; fakat çekingen bir davranışla konuşmaya başladılar: Bunlardan biri ayakkabı onarıcısı; ikincisi demirci; üçüncüsü de yumurta satıcısı idi… Sizlerden biriniz, kunduracılar kralı; diğeriniz, yumurta kralı olabilirsiniz! dedi ve hemen yapacağımız işler etrafında konuşmak ve planlar hazırlamak için evimize gittik… Bütün gece konuştuk ve sonunda ne oldu bilir misiniz?
-İşe başladık! Birkaç yıl sonra her birimiz; gençliğimizde tasarladığımız planların gerçekleştiğini gördük!..” (165-167.s.)
“Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da”, genel olarak okuyucuda heyecan uyandıran bir kitap. Özellikle Snelman’ın konuşmaları bu heyecanı artırıyor. Ayrıca, Yarvinen, Okunen ve Tomas Gulbe’nin nasıl yükseldiklerini anlatan bölüm oldukça etkileyici. Bu üç kişinin başarıya nasıl ulaştıkları anlatılmış. Şunu anlıyorsunuz ki bu ve benzeri başarı hikâyelerinin kahramanları, çalışma ve azimle bu başarıları elde edebilmişler. Bir anlamda, imkânsız gibi görüneni başarmışlar.
Kitaba dair olumsuz eleştirim şudur: Biri, kitabın son bölümüyle ilgili. Şöyle ki 267. sayfada başlayıp 301. sayfada son bulan bölüm (Efsane: Aydınlık ruhla karanlık ruh arasındaki diyalog), çok uzun tutulmuş bana göre. Evet, etkileyici bir anlatım var ama biraz daha kısa tutulabilirdi belki. Verilmek istenen mesaj, okuyucu satırlar arasında kaybolmadan daha özlü bir anlatımla verilebilirdi diye düşünüyorum.
“Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da”, bir milletin uyanışı ve yükselişi sürecinde nasıl bir yol izlendiğini ve kimlerin bu yükselişe öncülük ettiğini anlatan değerli bir eser. Heyecanla ve önemli dersler çıkararak okuyacağınızı düşünüyorum. Toplumun her kesiminin okuması ve üstünde düşünülmesi gereken bir eser kaleme almış Grigoriy Petrov. Şunu biliyoruz ki Türk milletinin de böyle bir diriliş ve yükseliş hikâyesi var: Kurtuluş Savaşı yani bağımsızlık mücadelemiz… Birçok değerli yazarımız bunu kaleme almıştır. Bu tür eserlerden biri, Turgut Özakman’ın kaleme aldığı Şu Çılgın Türkler adlı romanı, “azmin ve zaferin gerçek öyküsü” olup ilgiyle ve gururla okunan bir eser olmuştur. İşte bu gibi eserler, milletlerin azim, cesaret, vatanseverlik gibi üstün niteliklerinin o milletlere nasıl da can olduğunu, hayat verdiğini dile getiren kıymetli eserlerdir.
Bir milletin yükselişini, o milletin fertlerinin, zor şartlar altında dahi kendilerini yeniden nasıl var edebileceğini okumak isteyen herkes bu tür eserleri okumalı. “Beyaz Zambaklar Ülkesi Finlandiya’da”, neden bu eserlerden biri olmasın? İnanıyorum ki altını çizeceğiniz ve sevdiklerinizle paylaşacağınız birçok satır olacaktır. Herkese iyi okumalar!
Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
“Bir ulusta bir kez bir uyanma ve kımıldama isteği doğarsa ve bu istek zamanla gelişerek ve güçleşerek devindirici bir güç haline geçer, öne çıkar; tıpkı denizlerde yüzen gemiler gibi ilerler.” (L. Tolstoy, 35.s.)
“Öğretmenlik, çok kutsal fakat o derecede güç ve yorucu bir meslektir.” (55.s.)
“Tanrısızlık; bir ulusun bütün kutsal varlıklarının toptan yok olması ve ölmesi demektir. Bunun sonu da; hayatın ve her şeyin; toptan canavarlaşması; vicdansızlığın, kaba egoizmin, vurgunculuğun, arsızlıkların, başkaldırmanın sürüp gitmesi ve yaygınlaşması demektir.”(63.s.)
“Evet! Vatan için ölmek, bir kahramanlıktır, ama; asıl kahramanlık, Vatan için yaşamaktır! Ve gene, asıl kahramanlık; insanın, kendi vatanının kalkınması, kendi ulusunun mutluluğu, gelişmesi ve ilerlemesi için çalışmaktır. (85.s.)
“Başka sözlerle dindarlık; evrende var olan her şeye ve herkese –dostlara ve düşmanlara da, Tanrı’ya da, kurbağalara da, Rafael’e de ve herhangi bir gündelikçi işçiye de –güneş gibi ısıtan ve aydınlatan- tertemiz sevgiler ve bağlarla bağlanmak duygusudur.” (261.s.)
26.07.2021