Bakan Bey
 
       Otelin lobisi, üst katlara kıvrılan geniş merdivenin hemen başından itibaren neredeyse tek sıra bekleyen insanlarla doluydu.  Yaklaşık bir saattir buradalar ama kimse halinden memnuniyetsizlik göstermiyor doğrusu.  Kolay mı, milletvekilimiz bakan oldu.  Bu gurur bize yeter.  Allah’a şükürler olsun ki dünya gözüyle bu günleri de gördük diye düşünüyorlardı bekleyenlerin birçoğu.
       Denize bakan suit odanın deri koltukları üzerinde yan yatmış olan Şükrü Bey Sema'nın gömlek düğmelerini yava yavaş,  aheste aheste iliklerinden çıkarmasını ilgiyle izlerken hiç sabırsızlık göstermiyor,  hatta daha da uzamasını istiyordu.  Gururla ayağa kalktı.  Sema'nın arkasından kollarını boynuna sardı.  Sanki ilk defa biri tarafından sarılıyormuşçasına irkiliverdi Sema.
     "Aşağıda insanlar seni bekliyor sayın bakanım" derken sütyeninin dikleştirdiği memelerini Şükrü beyin kılı göğsüne sürttü.  Şükrü beyin elleri sütyenin altına doğru destursuz daldı.  Bu arada Sema'nın elleri de aşağılara doğru kayarak arayışını sürdürdü.
      'Ara ki bulasın şerefsizin şeyini' diye içten içe söylenip okşamalarına devam eden Sema hanıma nispet,  bakan bey de  'Şu pörsümüş memeleriyle güya bana cilve yapıyor cadaloz karı' diye içinden geçenleri yutkunuyordu.
     Otelin lobisinde ise sabahki sükunet yerini yavaş yavaş homurtulara bırakmaya başlamıştı bile.  Her ne kadar İl Başkanı arkadaşlarını yatıştırmaya çabalasa da baktı ki bunlarla baş etmenin imkanı yok,  sonunda kabak kendi başına patlamasın diye sekreter hanıma;
     "Hadi kızım Sayın Bakanımıza bi sesleniver, dört saattir insanların beklemekten ayaklarına kara su indi."  Sekreter hanım uzun topuklu ayakkabılarıyla kırıta kırıta otel lobisindeki telefona sarılırken,  İl Başkanı " Son cümleyi ağzından kaçırma sakın" diye tembihledi sekreter hanımı.  Sekreter hanım ben kaçın kurasıyım der gibi baktı il başkanına.  İl Başkanı da ben senin ne mal olduğunu iyi bilirim dercesine yüzünden bir gülümseme yalazı geçti.
     "Sayın Bakanım; arkadaşlarımız zat-ı alinizi görmek için çok sabırsızlanıyorlar" diyen sekretere;
     "Ulan biz burada karı mı oynatıyoruz, devletin işleri nasıl yürüyor söyle o gavatlara" diye çıkışırken, arkasından sekreterin iç gıcıklayıcı sesine nazire yaparcasına "Sen ne söyleyeceğini bilirsin" diye de imalı imalı göndermede bulundu.
     "Tamam,  Sayın İl Başkanım, birazdan teşrif edecek Sayın Bakan’ımız." diyen sekreterin sözü bitmeden bir uğultu koptu, sıralar düzeldi, kravatlara, ceketlere kısacası herkes façasına çeki düzen verdi.  Yan tarafta ise hanımefendi gururla oturuyor, tepeden tepeden kocasını görmeye gelenleri süzüyordu. Tam o sırada can dostu, sırdaşı Sema hanım çıkıverdi ansızın.  Hasretle kucaklaştı iki dost, iki sırdaş.
    " Sana anlatacaklarım var Sema" diyerek oturduğu koltuktan kalkıp otelin bar kısmına doğru sürükledi Sema'yı.
    Merdivenlerden mümkün olduğunca ağır ağır, düşünceli bir yüz ifadesiyle inerken sayın bakan, aşağıdaki insanların da kendisi gibi farklı bir yüzle kendisine baktığını hissetti alkış tufanı arasında.
    "Senin bir derdin mi var Leman, çok durgun gördüm seni"
    "Benim can dostum Sema, biliyorsun ki senden saklım gizlim yok benim. Sırdaşımsın benim. Şu dünyada senden başka da kimseye güvenmem valla. Ha şu boyu devrilesi bakan müsveddesine bile."
    "Öyle deme kız, duyar da"
    "Aman canım, duyarsa duysun."
     "Ne oldu canım arkadaşım, önemli bir şey yoktur umarım" derken aklından da ' ne olacağını da,  ne olduğunu da ben biliyorum ama' diye düşünmekten de kendini alamadı.
     Yan taraftaki salondan sayın bakanın kükreyişleri geliyordu ara sıra.  Deri koltuklara iyice gömülen iki süslü bayanın ikisinin de aklından aynı şeylerin geçtiğine bahse girerim.  "Konuş edepsiz herif, beceriksiz, yalancı, ne mal olduğunu en iyi ben bilirim." Aslında ikisi de mallarını çok iyi biliyorlardı.
     Sema hanım doktor olan kocasının başhekim olması, aynı zamanda kocasının hemşirelerle olan dalaverelerine de nispet yaparcasına katlanıyordu bütün bu eziyetlere. Yoksa bir ayı kadar kıllı ve yağlı bir bedenin altında yalandan mutluluk hırıltıları çıkarmazdı. Hele ki kıllı bir insanın kendisine dokunmasına asla tahammül etmezdi ya. Neyse hatır için kırk satıra razıydı.
    Bakan bey Sema hanım'ın pörsümüş vücuduna dokunurken bile aklında hep o kadın vardı. Gözlerini yumuyor, Sema'nın "Bana bakmıyorsun bile" serzenişlerine kulak tıkayıp abuk sabuk kelimelerle geçiştiriyordu.
     O zamanlar orta yaşın biraz üstündeydi. Şimdiki gibi çaptan fazla düşmemişti. İş çıkışı soluğu sekreterinin evinde alır, gece geç saatlere kadar orada kalırdı. Nasıl olsa kirasını kendisi ödüyordu. Kendi evi gibi rahat etmesinde bir mahzur görmüyordu. Ta ki hanımının olayı öğrenmesine kadar,  alel acele karar vermesi gerekirdi. Yoksa bu manyak karı bütün siyasi geleceğini karartabilirdi.
      Masanın etrafında damat efendinin "Evettttt..., kabul ediyorum." Gelin hanımın kendisini göz ucuyla süzerek, daha yavaş bir sesle "evet.." demesini, arkasında şahit olarak kendisinin de şahitliği onaylamasını hiç mi hiç unutamıyordu. Kendi elleriyle allayıp pullayıp gelini damat efendiye teslim etmişti ya.  Derin bir ohhh çekti.  O akşam viski bardaklarının biri doluyor, biri boşalıyorken karısının hakaretlerine bile sesini çıkarmadı.
       Sema'nın kocası olacak doktor bozuntusunun da az emeği yoktu bu işte. Kızı ikna etmek için akla karayı seçerken bereket doktor aramasına gerek duymadı. Sonunda kız oğlan kız olarak bu gece gerdeğe girecekler diye düşündü. Damat da doğrusunu söylemek gerekirse kendisini evlendirmek istediğini söylediği zaman "Sen babamsın" diye nerdeyse ayaklarına kapanmasını da unutamıyordu.
       Bakan olmak birçok badireyi atlatmasına yetmişti.  Karısı kostaklana kostaklana bakan karısı/hanımefendi olarak hayatının geri kalan kısmının tadını çıkarmaya çalışsa da içinden "ahhh..." lar eksik olmuyordu. "Keşke bu imkanlar gençliğimde elime geçseydi" diye hayıflanıyordu.  Kocası kırk yılda bir işe yaramış, kedi olalı bir fare yakalamıştı.
    Çocukların keyfine diyecek yoktu. Emrinde hizmetçiler, hediyelerin çoğunu açmaya bile vakit bulunmuyordu evde .  Ne kadar da sevenleri varmış meğer. Ara sıra hizmetçilere çimdik atmakta ayrı bir keyifti.  Kızın ise neredeyse sabah bir, akşam ayrı bir sevgilisi lüks arabalarla Ankara sokaklarında hava atmanın doyumsuz tadını çıkarıyordu.
     Sema hanımın ise başhekim karısı olarak kocasının yanındaki hemşirelerle uğraşmak bütün vaktini alıyordu. İki üç ayda bir kıllı bir göğüste yatmak ta olmasa keyfine diyecek yoktu.
     Bakan bey; eski formuna kavuşmuş bir halde kendisini vatan ve milletine adamış, "Kendim için bir şey istiyorsam namerdim." diyen babalarının yolunda hızla siyaset sahnesinin en üst basamaklarına tırmanıyordu. Önüne çıkan her engeli yenecek bir kabiliyet bahşedilmişti kendisine Allah tarafından.  "Bu yolda her şey mübah. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın." derken vicdan denen şeyin kafasından teğet bile geçmediğini aklına bile getirmek istemiyordu.
 
Çanakkale   08.05.2014