
ÂZERİ, İBRAHİM ÇELEBİ (ö. 993/1585) Divan şairi.
I.Selim devrinde Anadolu ve Rumeli’de kazaskerlik yapmış olan Bursalı Muallimzâde Ahmed Efendi'nin oğludur. Kardeşi Mahmud Efendi Nişancılık, Mehmed Çelebi de Sivas defterdarlığına kadar yükselmiştir. [1]
Azerî mahlasıyla anılan İbrahim Çelebi, babası Muallimzâdenin adı ile de anılmıştır. Erken yaşlarında medrese tahsiline başlayan Azeri İbrahim Çelebi’nin tahsilini yarım bırakarak serkeş, dervişane hatta meczub, bir hayata başlamış, Riyazi Tezkiresi: Riyazu’ş-Şu’ara’ya göre ( Riyazi Tezkiresi: Riyazu’ş-Şu’ara, s. 148;) diyar diyar dolaşan şair gençliğinde bir güzele tutularak Konya'ya kadar gitmiştir. [2]
Fakat Konya’da iken kendine gelen Azeri İbrahim Çelebi, Nişancılığa ve defterdarlığa kadar yükselen kardeşleri sayesinde olacak yeniden tahsiline dönmüş ve Ebüssuûd Efendi'den dersler alarak ondan icazetini de alarak mülâzım olmuş tur. Devrin kaynaklarına göre Mülazım olduktan sonra, kardeşi Mahmud Efendi nişancı olunca 30.000 akçe zeamet ile Dergâh-ı Âlî müteferrikaları arasına katılır.
Şair Cinani ile yakın bir dostluk kurmuş olan Azeri İbrahim Çelebi meclislerden ve sohbetlerden hoşlanan sanatkârları himaye eden biri olarak anılır. Yakın dostu Şair Cinani’den oldukça destek görmüş, şair Cinani onun hamisi olmuştur. Nitekim, Nakş-ı Hayal adlı mesnevisinde de bunu ifade ederek Cinani’den saygı ile bahseder.
Bir müddet sona kadılık yapmaya başlayarak Tire ve Kestel kadılıklarında bulunur. Hama Kadısı iken, hummaya yakalanarak genç yaşta vefat etmiş ve 933/1585 Hama’ya gömülmüştür
Ölümü üzerine yakın dostu Cinani onun hakkında, son mısraı "Di- diler geçti Âzerî Çelebi" (993) olan bir tarih manzumesi yazar.[3] Atâî 'nin verdiği bilgiye göre (Nevizade Atai - s. 284) ; şair arkadaşı Hâmid Çelebi'nin mezarı ile birlikte Hama'nın dışında, yüksekçe bir yere defnedilmiştir.
Devrinin kaynakları onun kabiliyetli bir şair olduğunu yazmıştır. Nitekim devrindeki ve kendisinden sonraki tezkirelerin pek çoğu ondan söz etmiş şiirlerinden örnekler vermişlerdir. Şairin Divan’ın yazma nüshası (İsmail Ünv. Ktp. no.5132) da kayıtlıdır. [4] Çeşitli mecmularda nazire ve tazmin, muhammes ve müseddeslerine rastlanılmaktadır. Fuzuli ve Nev'i gibi şairlerin tesiri altında kalan Âzerî, bu şairlere nazireler yazmıştır.
Âzerî İbrahim Çelebi’nin Nakş-ı Hayâl adlı mesnevisinin ilk ve son sayfaları (TSMK, Revan Köşkü, nr. 849)
Nakş-ı Hayal Mesnevisi
En önemli eseri 987'de (1579) tamamladığı ve girişinde Nizâmî'nin Mahzenü'l-esrâr' mesnevisinin etkisi ile yazdığı, Nakş-ı Hayâl adlı mesnevisidir. V. Mahir, bu eserin Hüsrev’in Matla’ul Envar, Cami’nin Tuhfet’ül Ahrar mesnevilerinin de etkisi altında yazıldığını belirtmiştir. [5]Azeri İbrahim Efendi bu eserini Cinani ve Rahmi’nin eserleri nin devamı olabilecek şekilde yazdığını ifade etmiş, kendisine büyük dostluk gösteren Cinani’den saygıyla söz etmiştir. [6] Nakş-i Hayal 1895 yılında Fevaid’te basılmıştır. [7]
Eser klasik mesnevilerin düzenlerinde yazılmıştır. III. Mehmet devrinde yazılmış olduğu halde eserde III. Mehmet’ten bahsedilse dahi ona övgü yapılmamıştır. Eser klasik, mesnevi tertibinde olduğu gibi Tevhid, naat, münacatlar ile başlar. Sebeb-i telif bölümünde kitabını nasıl yazdığını anlatır.
Eser Cami’nin Tuhfet’ül Ahrar, Genceli Nizami ’nin Mahzen'ül Esrar mesnevilerinin ruhu ve etkisi altında yazılmıştır. Dinî ve tasavvufî bir eser olan Nakş-ı Hayâl, kimi nüshalarında yirmi kimi nüshalarında yirmi altı bölümden oluşur. Her bölümde Cami’nin ve Hüsrev’in eserlerinde olduğu gibi "makale" başlığı altında ahlâkî bir öğüt verilmiş, her bölümün sonunda "hikâyet" başlığı altında anlattığı konu ile ilgili hikâyeler yazmıştır. Bu hikâyelerden sonra ise birkaç mısralık öğütler verilmiştir.
Eserde “Allah'ın birliği, tevekkül, uzlet, sabır, aşk, hüsün, gurur, cûd ve sehâ, gamlanmamak, üzüntüden kurtulmak, sükûtun kıymeti, Allah'a güvenmek, yemeğe düşkünlük, uykuya düşkünlük, çalışmak, ilim öğrenmek, iyi insanlara hizmet, Allaha şükretmek, dünyaya aldanmayıp âhirete hazırlanmak gibi konular işlenmiştir. “ [8][9] Eser yaklaşık olarak 12.000 beyittir. Eserin İstanbul kütüphanelerinde birçok nüshası vardır (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2600, Çelebi Abdullah, nr. 331; TSMK, Revan, nr. 849). R. Baykaldı, Nakş-ı Hayal Mesnevisi hakkında doktora tezi hazırlamıştır.[10]
Âzerî Çelebi ayrıca Nakş-ı Hayâl'in girişinde daha önce bir Leyla ile Mecnun mesnevisi yazdığını haber vermekteyse de bu eserin nüshasına henüz rastlanmamıştır.” [11]
Nakşı Hayal’in Sebeb-i Telif Kısmından
Şebk-i felek giydi dehan-ı harir
Çûş u hurûş eyledi deryâ- yı kir
Çarha çıkıp dur-u dil-i âşikân
Zulmet ile doldu zemin i zaman
Zulmet-i şeb ietti bu resme hucûm
Ref-i zılam eyler iken hep nucûm
Birbirine eylemez idi niğah
Görmez idi göz gözü bî iştibâh
Asker-i zengi-i şeb-i kirgûn
Eyledi mihrin ilmin serniğun
Mâh geçip oldu hu mesned nîşîn
Eyledi hurşid ana yer yer zemin
Ben ki bu haletle perişân idim
Derdle gam dide-i giryân idim
Dide dolu kan ve diki aşufte hal
Olmuş idim kuşte-i tiğ-i melal
KAYNAKÇA
[1] CİHAN OKUYUCU,” ÂZERÎ, İbrâhim Çelebi “ TDVİA, C.4 sayfa:325- 32
[2] CİHAN OKUYUCU,” ÂZERÎ, İbrâhim Çelebi “ TDVİA, C.4 sayfa:325- 32
[3] Cihan Okuyucu, Cinânî: Hayatı Eserleri ue Divanının Edisyon Kritiği (doktora tezi, 1984), İÜ Ed.Fak
[4] https://www.bursa.com/wiki/Azeri_Ibrahim_Celebi
[5] V. Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, MEB, 1970, s. 370
[6] V. Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, MEB, 1970, s. 370
[7] https://www.bursa.com/wiki/Azeri_Ibrahim_Celebi
[8] CİHAN OKUYUCU,” ÂZERÎ, İbrâhim Çelebi “ TDVİA, C.4 sayfa:325- 326
[9] V. Mahir Kocatürk, Türk Edebiyatı Tarihi, MEB, 1970, s. 370
[10] R. Baykaldı ,Azeri’nin Nakş-ı Hayal’i, Erciyes Ünv. Dok tezi; KÜTÜK I, s. 214;)
[11] CİHAN OKUYUCU,” ÂZERÎ, İbrâhim Çelebi “ TDVİA, C.4 sayfa:325- 326