---Hasan 14 yaşlarında bıyığı yeni yeni terlemeye başlamış genç bir Anadolu çocuğuydu, o gün biraz geç uyanmıştı, yattığı yerden yakın olan pencerenin perdesini aralayıp dışarya baktı... Mevsim bahara dönmüş, kar kısım kısım erimiş sadece kuzey olup az güneş alan taraflarda karlar kalmıştı, pencereden dışarı bakan Hasan gece yeni yağmış kar'ı hayranlıkla seyredip tekrar gece boyu ısıttığı yatağın sıcaklığına bırakmıştı kendini.

Gözü duvarda asılı saate kaydı bir ara, vakit hayli geç olmasına rağmen annesi hâla dönmemişti ahırdan, dönmüş olsaydı mutlaka bu saatte soba yanmış kahvaltı hazır olmuş olurdu.

Bu düşünceler içinde şaşkınca beklerken annesi odaya girmişti.

Annesinin yüzüne merakla baktı "Neredeydin?" der gibi, annesinin yüz ifadesinden sinirli bakışlarından anladığı kadarıyla ters giden bir şeyler olmuştu ama tahmin etmek mümkün değildi.

Dün gece köyün gurbetçi çobanı olan Mehmet amcalarda geç vakte kadar misafir olmuş, kendi akranı olan oğlu ve köyden Yücel adında arkadaşıyla birlikte eğlenip eve gelip yatmıştı.

Annesi - "Söyle bakalım dün gece neredeydin"? diye sinirli ve kızgın bir ses tonuyla sorunca... Önce bir şaşkınlık geçirmiş sonra da...

-"Çoban Mehmet amcalardaydım gece 11 gibi de gelip yattım... sende gördün ne zaman geldiğimi" diyerek ister istemez savunmaya geçmişti. merakla ikinci soruyu kendisi sordu annesine. "Hayırdır anacığım ne oldu, neden nerede olduğumu sordun?".

Annesi, hırsından burnundan soluyor sobaya odun mu atıyor yoksa odunlarla kavga mı ediyor belli değildi. Annesinin bu tavrından çok kötü bir şeyler olduğunu anlamış lakin bir türlü tahmin edemiyordu Hasan.

Hasanın babası on yıl önce vefat etmiş annesi evin hem erkeği hem kadınıydı, çocuklarının üstüne titrer onları her türlü kötülükten korur ve her fırsatta nasihat ederek kendilerinin de uygunsuz işlere karışmamalarını tembih ederdi.

Sonunda annesi daha fazla dayanamayıp sinirle şöyle dedi "Dün gece köyün bakkalı soyulmuş hırsızlar bakkala girip para ve bir miktar malzeme çalmışlar ve en önemlisi bu hırsızların arasında senin ismin de geçiyor, ben bakkalın sahibi Maşuk amcalardaydım bu sebeple geç geldim eve, duyunca başımdan kaynar sular döküldü, "Benim çocuğum yapmaz böyle bir şey, ben kadın başıma onlara haram yedirmemek için gecemi gündüzüme katıp çalışıyorum, sizin bakkaldan çalınan yiyeceklerin hepsinden alıyorum ki gözleri dışarıda kalıp da böyle işlere bulaşmasınlar, mutlaka bir yanlışlık veya yanlış anlaşılma vardır" dedim. Lakin inanmadılar şimdi elime sopayı almadan git neye bulaştınsa temizle gel, kendini temize çıkarmadan sana ne kahvaltı var ne de yemek" diyerek Hasan'a sert bir bakış atmıştı.

Hasan o bakışın ne manaya geldiğini çok iyi biliyordu, daha önceden de yaşadıklarından. 

Meğerse dün gece birlikte olduğu arkadaşları Yücel ve Adil ondan ayrıldıktan sonra biraz daha bekleyip köyün tek bakkalı olan eğreti yapının penceresinden girerek hırsızlık yapmışlar... Gece yağan kar'ı hesap edememiş ayak izlerini takip eden bakkalın oğlu Kerem hiç zorlanmadan hırsızın kim olduüunu tesbit etmiş onları konuştururken ifadelerinde Hasanın da adı geçince , hiç bir şeyden haberi olmayan Hasan hırsız durumuna düşmüştü.

Hırsızlığa karışan Yücelin babası ile Hasanın babası kuzen oluyorlardı. Bu sebeple Hasan Yücelin evine gitmeye karar verdi.

Yücelin evine varınca, Evin damından akşam yağan karları kürümek olan Yücelin abisi Yalçını görünce sevindi, çünkü Yalçınla yaz boyu merada hayvan otlatmış, Yücelden daha çok Yalçınla arkadaşlık ederdi... Yalçın her ikisine göre yaşça iki yaş daha büyüktü. 

Olaylardan haberi olan Yalçına durumu tekrar anlatıp kendisinin onlarla birlikte olmadığını ama Yücelin ve Adilin bu işin içine kendisini de katıp haksız yere hırsız duruma düşürdüklerini, anlatarak kendinden yardım istedi.

Yalçın -"Ne diyorsun bizim salak Yücel yapmış! şimdi seni de mi ortak ediyor" diyerek sinirle evlerine doğru koşarken Hasan da onu takip etmişti.

Eve varınca Yücelin yakasına yapışan abisi Yalçın-" Çabuk söyle bakayım gece Hasan da sizinlemiydi? yalan söylersen kemiklerini kırarım" diyerek tehdit edince  Yücel yemin billah "Hasan bizimle değildi, gece onu evine gönderdikten sonra biz Adil ile yaptık bu işi" diye itirafta bulununca Hasan, Yücele dönerek "Kalk şimdi doğruca bakkal Maşuk amcalara gidiyoruz bu anlattıklarını onlarada anlatacaksın" diyerek Yücelin kolundan tutup ayağa kaldırdı ve yanlarına Yalçın'ı ve Hasanların evine uğrayarak annesini de alıp bakkal Maşuk amcalara gittiler.

Orada Yücel, Hasanın kendileriyle gece on bir'e kadar eğlenip evine gittiğini, o gittikten sonra milletin yatmasını beklediklerini köylü yatıp uyuduktan sonra da bakkala girip hırsızlık yaptıklarını" anlatınca Hasanın suçsuzluğu meydana çıkmış, Hasan rahatlamıştı. Nasıl rahatlamasın ki köyde parmakla gösterilen bir ailenin terbiyeli, saygılı, efendi çocuğu hırsız damgası yemişti... bundan sonra nasıl bakardı ailesinin ve köylünün yüzüne? Hep birlikte dışarı çıkıp evlerine giderken annesi "Bak oğlum ben senin öyle bir şey yapmayacağından adım gibi eminim yanlız sen arkadaşlarını seçerken dikkat etmedin sonuç olarak da bu iftiraya uğradın, atalarımız boşuna dememişler "BANA ARKADAŞINI SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM" diye... bundan sonra arkadaşlık edeceğin ve zaman geçireceğin kişileri iyi seç ki ailemize kara sürülecek iftiralara uğramayalım" diyerek Hasana nasihat ederek evlerine gelmişlerdi.

Epey geciken kahvaltı sofrasına otururken Hasan annesine söz vermişti... "Sana söz veriyorum anne bundan sonra o ikisiyle arkadaşlık etmeyeceğim ve arkadaşlarımı seçerken, senin bana öğrettiğin doğru işleri yapanları seçeceğim" diyerek epeyce acıkmış olan karnını doyurmaya koyulmuştu.