20. asır başlarında şekillenen avangart edebiyat akımlarının ortaya çıkardığı gelenekselliği dışlayan, sanat dallarında yeni biçim, teknik, anlatım, estetik arayışlar sonucu ortaya çıkan tiyatro tarzlarından biridir.
Özellikle I. ve II. Dünya savaşları bomba sesleri ile büyüyen, yıkıntılar arasında yaşayan, ailelerini kaybeden, açlık, sefalet, korku altında büyüyen genç kuşakların, ruhsal sorunları, çatışmaları bunalımları sonucunda ortaya çıkan bir tiyatro stilidir. Dünya savaşlarının yarattığı kaosun etkisi altında yetişen bu kuşaklar insana, doğaya, topluma yabancı olarak büyümüş, doğadan, aile çevresinden toplumsal ilişkilere yabancı kalmış, yaşadıkları travmalar sonucunda insani değerlerden kopmuş ruhsal ve bilişsel dengelerini korumaktan da aciz kalmışlardı.
Ruhsal ve zihinsel dengelerini kuramayan mantıksal gelişimleri zayıf kalmış bu kuşak, geleneksel değerlere de yabancı kalarak absürt eğilimler içine girmişlerdi.
İkinci Dünya Savaşı'na şahit olan kuşakların yaşadığı korku, güvensizlik ve kaos içinde oluşan bu felsefe ve sanat anlayışı, sanayileşmenin, kapitalist güç ile sermayenin altında ezilen gençlerin ruh hallerini yansıtan bir tiyatro olarak şekillendi. Absürtizmin ve Varoluşçuların ortaya koydukları bu tip tiyatrolara absürt veya anlamsızlığın tiyatrosu denmiştir.
Arthur Adamov, Fernando Arrabal, Samuel Beckett, Jean Genet, Eugene İonesco, Jean Tardieu, Ghelderode, Audiberti, Neveux, Pichtte gibi sanatçılar bu anlayış ile eserler vermişlerdir.