Gidiyorum anıların yanıp sönen ışığında
Mavi huzme ardındaki kapıları araladım.
Öylece ilerliyorum gökyüzü koridorunda
Mechûlü yazan kalemle kaderimi karaladım.

Ayaklarıma dikenler batıyor hep yürüdükçe
Kim demiş ki bulutların yumuşacık olduğunu;
Sinsice kurulmuş tuzak her tarafı bürüdükçe
Anlıyor insanoğlu o zaman vaktin dolduğunu.

Kılı kırk yararcasına incelikle düşünülmüş
Anladım ki kurtuluş yok bu araftaki tünelden.
Uzun uyku hakikatmiş, üstelik bir tekâmülmüş
Ebede intikal etmek, el uzatmakmış ezelden.

Ardında ne var bilmeden ilerliyorum, durmadan
Bana kol kanat gerecek özel ruhu bekliyorum.
Amellerime bakıp da arsız hayaller kurmadan
“Kalemim kırılacak mı?” sorusunu saklıyorum.

Merak ediyorum yolun sonunda ne var acaba
Sağdan mı uzatılacak defterim yoksa soldan mı?
Beklentimiz yüksek değil, mağfiretse tek intiba
Kevser’den mi geçeriz ya da Sırat denen yoldan mı?