“Ahraz” şiirine eleştirisel bir bakış açısından öte anlamlı       kılmak  için tahlil ve mutlu bir gülümseme
 
 Bugün Yunus Laçin kardeşimizin “Ahraz” şiirini okudum, çok güzeldi o anlamlı sır güzelliklerle dolu kelimeleriyle okurken, hayran kaldım. Bu güzel şiirini daha anlamlı anlaşılır kılmak için eleştirisel bir bakış açısından ziyade anlaşılır kılmak ve geride bir gülümseme bırakarak analiz etmeye çalışarak, köşeme çekileceğim izniniz olursa.
 
Sevgili, her ne kadar olsa da ahraz, dilim,
Hem sitemkâr, hem sitayişkârdır kalemim,
İki lafı birleştirip anlatamam arzu halimi,
Lakin nameye dökmesini bilirim lisan-ı hafimi,
Yanık söyleyemem fakat teli inleten sazkârım,
Tuvale can vermesem de fırçayı konuşturan sanatkârım,
 
Sevgiliye atıf yapılarak en güzel sözlerle başlamış Yunus Lâçin kardeşimiz. Aşkın ana hatlarını gönlün severken bakış açısını dil ile anlatılmadan bir bakışla bir şiirle bir resimle sanatla anlatılabileceğini ifade etmiş. “Sevgili, her ne kadar olsa da ahraz, dilim,  “ sana aşkımı anlatırken dilim dönmese de anlatamasam da olsam dilsiz gibi” Hem sitemkâr, hem sitayişkârdır kalemim, “ hem sitem etsem de ben seni öven(sitayişkâr) kalemim var, işte ben sana kendimi anlatamasam da” İki lafı birleştirip anlatamam arzu halimi, “ derken “Lakin nameye dökmesini bilirim lisan-ı hafimi, “ lakin dökerim mektupla hislerimi anlatırım en güzel sözlerle senin karşında konuşamaz olan bu dilime rağmen, gizli saklımı (Lisan- hafimle).Devam ediyor “  Yanık söyleyemem fakat teli inleten sazkârım, “ her ne kadar bir ozan gibi çalıp dertli yanık söyleyemesem de halimi arz edecek şekilde (sazkâr) makamına uygun münasip bir şekilde, hislerimi uygun gönül sazımla çalar anlatırım. Üstelik gönlümdeki aşkın güzelliğinde senin güzelliğinin karşısında kendimden geçer, sazın telini inletir aşkımı hece hece anlatırım bir türkü gibi diyerek aşkını çok sevdiğini ifade etmektedir. Devam ediyor “Tuvale can vermesem de fırçayı konuşturan sanatkârım, “ her ne kadar ressam olmasam da resim çizemesem de, gönlümdeki hislerin aşkın güzelliği ile seni aşkımı resm eder, bunu yapmak için aşkımla yol alarak sana bu güzelliği göstermek için bu yolda yürüyen bir sanatkâr gibi çizerim anlatırım resm ederim. Ustalıkla işini yapan, usta, mahir işini aşkını sevdiğini seven bir aşk gönül adamı ile ressam da olurum sana mutluluğa aşkıma dair resimlerde çizerim.
 
Ah aşk ah nasıl mısraları heceleri dize dize dizdirirsin, dilsizi dillendirirsin. Hayatımızda her şey, dünyanın yaratılması Mevla’nın bizi yaratması, bu dünyayı bizim ayaklarımızın altına sermesi, ihtiyaçlarımızı karşılaması aşkla yaratılması aşkın gönüllerimize yerleştirilmesi bir lütuf bir ihsandır yüce Mevla dan bize. Aşk olmazsa hisleri uyandırmazsa harekete geçirmezse bazen göz görmezse nasıl ne ile görülür hissedilir sezilir varılır... İşte kardeşimiz bu güzel aşktan bahsedilen aşk dolu beyitlerde aşkını, aşkın sevdiğine ne kadar yakıştığından güzellik kattığından bahs etmektedir. Bir taraftan da aşk güzelliğe karşı anlamasına görmesine imkân veren insanı vardıran götüren, duyuları harekete geçiren bir mekanizmadır bir otomobildir vs vs aşktır. Aşk, samimidir gülümsemedir gülümsetendir, güldürmeden gülümsetmeyendir aşk.
 
Ben kemanın gözyaşı, davulun narasıyım,
Eyüp’ün zikre dönmeyen dil yarasıyım,
İlmek ilmek işlerim sevdayı kilimlere,
İğne iğne dokurum duvağı gelinliğe,
Pervaneyim, döner dururum şeminin ekseninde,
Narınla mestaneyim, asudeyim gönül telimde,
İkrarda ketumum lakin adını hatmederim,
Cüzden okuyamasam da kâğıda nakşederim,
Sedefte incidir sözlerim, dizemde olmaz güzafım,
Ben ki, madeni işleyen, desen veren bir sarrafım,
 
O keman içli içli çalarken, gönlün teline hafiften dokunurken gözlerde yaşlar akar, davul çalarken uzakta -gür sesiyle- olanları yanına davet ederken işte bende der şairimiz “Ben kemanın gözyaşı, davulun narasıyım, “Eyüp Aleyhi selamın yarala bedenin kaplayınca konuşamaz olunca gönülden yaptığı niyazla Mevla’ya yalvarmasında ki o ıstırabına çare olmaya hazır olan bir gönül adamı derman olacak bir hekim edasıyla “Eyüp’ün zikre dönmeyen dil yarasıyım” sendeki ıstıraplara aynı bakış açımla koşar sarmaya tedavi etmeye çalışırım. İşte aşk işte gönül, işte aşkla yaratılan insanın aşkla sevmesi aşkınındaki güzellikle âleme gönüllere bakması devam ediyor bu anlayışla “İlmek ilmek işlerim sevdayı kilimlere, “ işte bu bakış açımla gönlümle aşkı işlerim gönlüne ya da evindeki bir kilime, bendeki bakışa sendeki bakan aşkın güzelliğiyle desen desen bu âleme kilimlere işlerim.” Pervaneyim, döner dururum şeminin ekseninde,  “ Dönerim aşkla aşkın etrafında o yanan yakmayan mumun etrafına ışık saçan karanlığı aydınlatan –Şem-mumun etrafında. Aşk coşmuş coşturmuş kardeşimizi gülüşüyle, o gülüşündeki gülüşü gönlümüze akıtıyor yine “Narınla mestaneyim, asudeyim gönül telimde,  “Aşkın ateşiyle güzelliğiyle başım dönse de sarhoş gibi olsam da-Nar-ateş,-Mestane- Sarhoş gibi, kendinden geçmek,-Asude-rahatım sakinim derken yoktur telaşım bu aşk ateşinden yakmasından dolayı, o yakarken tatlı tatlı yakar diriltir bu gönlümü beni gönlümün teline dokunarak o ahengi ile güzelliği ile.” İkrarda ketumum lakin adını hatmederim”,-ikrar-açıkça söylemek saklamamak -ketum-ağzı sıkı, aşkımı alenen açık etmem bir sır gibi saklarım, hatta aşkın sırına erişir gerekirse hasretiyle kavrulurum yaşarım ama ismini ezberler hatim eder, aşkla seni ezberler bir kitap gibi senin gönlünü aşkımla/aşkına/aşkla yazar okurum.” Cüzden okuyamasam da kâğıda nakşederim, “Aşkımı/ aşkını/aşkı bölüm bölüm okuyamasam da bunu parça parça ifade edemesem de, bir beyaz kâğıda şiir gibi roman gibi yazar-nakş-renklere boyayarak, siyah anlarını renklendirerek sana renkli bir dünya sunarım. Ah aşk sen yüce Mevla’dan gelensin dilsiz dilleri dillendiren coşturansın başka ne diyebilirim. Devam ediyor şair kardeşimiz,” Sedefte incidir sözlerim, dizemde olmaz güzafım, “Sözlerim sedef gibi parıldar bulunmaz bir beyazlık parlaklı saflıkla anlaşılır bir şekildedir yalana yanlışa kapı açmaz, her dizelerimde her aşk şiirlerimde sözlerimde-Güzaf- boş anlamsız, anlamsız boş seni yanıltacak kandıracak kelimeler olmaz, aşkın gönlümde bıraktığı açtırdığı güller gibi saf olduğu gibi gülümseyerek gülümseterek söylerim.” Ben ki, madeni işleyen, desen veren bir sarrafım, “Altının değerini sarraf kuyumcu bilir, aşkın değerini de âşık bilir, şair kardeşimiz burada buna vurgu yaparak, değer kadir kıymet bildiğini ifade etmektedir. Zaten kadir kıymet bilmek bilen olmak seven saran varan olmak aşkla olur.
 
Dili yok kalbimin, lakin gözlerim vekili,
İçimin zifiri seslerine kandildir hal dili,
Münzeviyim, meczup gibi düş beyabanındayım,
Serapla hovardayım lakin nesrinle devrandayım,
Edip Yunus bir ömrü yaşadı hamuşane,
Sevgili, dilim ahrazdır lakin hislerim gülhane.
 
“Dili yok kalbimin, lakin gözlerim vekili, “ şair kardeşimiz, dilim aşkımı sana anlatmasa da gönlümün tercümanı gözlerimdir derken hani bildiğimiz bir şarkı vardır” Gözler kalbin aynasıdır yalan nedir bilmez onlar, Siyah, mavi, yeşil olsun Aşkı inkâr etmez onlar. Şiir gibi, roman gibi Okuyorum ben aşkını. Öylece bak gözlerime, Çevirme hiç bakışını, dercesine aşkıma inanmıyorsan, bu suskun lal olmuş dilimle, gönlümü yansıtan gözlerime bak orada bulursun aşkımı kendini.” İçimin zifiri seslerine kandildir hal dili, “ bu dizelerdeki mana anlam o kadar yüklü ki sayfalarca yazsam roman olur. Dilim lal olsa da dilimle aşkımı sana haykıramasam da içim karanlık derin bir kuyuya düşmüş bu ifademin karanlıkta olmamdan değil, aşkımı ifade edememenin güzelliğinden ve sarhoşluğundan ki, işte bu gönlüm bu halim aşkla/aşkınla bu sessiz kelimelerime gözlerim yanan bir mum kandil ile beni aydınlatmakta, karanlığa düşsem de aydınlatmaktadır bak gözlerime, sessiz dilimin hecelerinde ki aşkın parıltısını gözlerimde göreceksin bu halimle. Harika dizeler aşkı en güzel duygularla anlatmaya devam ediyor “Münzeviyim, meczup gibi düş beyabanındayım,  “ –Münzevi- insanlardan topluluktan kaçan yalnız başına kalmayı seven olsam da, -Meczup- Hak Mevla aşkıyla aklını yitirmiş, kimse gibi düşlerde, beybaban-çöl- çöldeyim, ama yalnız değilim yanımda Mevla var verdiği aşk var aşkla sen varsın, çölde olsam da değilim. “Serapla hovardayım lakin nesrinle devrandayım,“ Serap-çöldeuzaktan su gibi görünen ışık yanılması, hovarda-çapkın, Çölde serapla çapkınlık yapan onu görmüş gibi peşinde giden koşan lakin nesrin-yaban gülü, yabanda çölde dahi açan aşk çiçeğimi seni ararken/çölde dahi açarken, dünya gibi arkasında/arkanda dönmekteyim ulaşmaya çalışmaktayım. “Edip Yunus bir ömrü yaşadı hamuşane, “ Gönüllerin dili tercümanı olan Yunus Emre bir ömrü suskun(hamuşhane) yaşadı ama “Sevgili, dilim ahrazdır lakin hislerim gülhane. “sevgilim benimde dilim aşk karşısında suskundur, ama bil ki hislerim Gülhane-gül bahçesi- gül bahçesindeki güller gibi gerçek gül gibi kokar, onları gönlümde senin için yetiştirdiğim güllerdir, kokla kendin gibi kokar, bak senin gibi güzeldir, korumazsak kırılgandır, korumak bakmak korumak gerek sevmek gerek sen gibi. Bu vesile ile bize bu güzel duyguları oluk oluk yazmaya yaşamaya vesile olan Yunus kardeşime teşekkürler ederim, gönlü dili kalemi aşkı böyle coşkun coşkun yazarak gönlümüze bir deniz ırmak gibi akıtmaya devam etsin, vesselam, selamlarımla.
 
Mehmet Aluç.