Bu dünya gurbetinde sermayeyi tükettik
Nefis atına binip bir ömrü berbat ettik.
 
Giden gelmiyor geri saçlarını yolsan da
Nedamet bahçesinde gül misali solsan da
 
Gidenlerin ardından süzülür bir damla yaş
Ruhların meydanında nefisle başlar savaş
 
Sarmış ateş bacayı söz dinlemez nafile
Hak yola uzak düşmüş bu kaçıncı kafile?
 
Akşamın kuytusunda kederi azık ettik
Geçip giden yıllara ne kadar yazık ettik
 
Mazinin kokusunu bugüne taşır rüzgâr
Ten karışır toprağa, aynada kalır nigâr
 
Sabahın esintisi oynarken yapraklarla
Ruhlar kıyama durur haşrolur topraklarla
 
Akreple yelkovanın arası derinleşir
Mukavvadan yiğitler gölgelerle güreşir
 
Şafak vakti heyula aydınlıktan ürperir
Ateş denizlerinde zamanın mumu erir
 
Ruhların yelkenlisi bir şey fısıldar suya
Ömür dediğimiz şey rüya içinde rüya
 
Kanar bir gülün kalbi, gölgeler koyulaşır
Dalgaların köpüğü okyanusları taşır
 
Gökten bir rahmet eli silerken gözyaşını
Geceler güne gebe, hayra yor her düşünü
 
Ferhat dağları deler, naz makamında Aslı
Çölde akşam gibidir ömrümüzün son faslı
 
Sessizliğin kalbine düşerken ezan sesi
Alır mı ateşini servilerin gölgesi?
 
Gemi karaya vurdu, ufukta battı güneş
Bedenimi yandırır ruhumdaki kor ateş
 
Nefsi iman ipiyle sıkıca bağlayalım
Ömrün bu son faslında diz çöküp ağlayalım…